Ah bir yatıyor olsaydın, soğuk ve ölü, Batıda ışıklar solup giderken yavaşça, Gelip de buraya, eğseydin başını, Ben de başımı yaslardım bağrına; Ve sen şefkatli sözler fısıldardın, Affederdin beni, çünkü artık ölmüştün: Ne kalkıp giderdin ne kaçardın uzağa, Ruhunda yaban kuşları kanat çırpsa da, Ama bilirdin ki saçların bağlanmış ve dolanmış, Yıldızlara, aya ve güneşe:...
Son Yazılar:
Elliler Apartmanı: Öykünün ve Şiirin Yeniden İnşası Üzerine
Hasan Sarıtaş Gallery Sergi: COMMON GROUND
Sanat ve Ölümsüzlük Arzusu: Gılgamış Destanı Üzerine Felsefi Bir Deneme
11. Hitay Vakfı Sanat Yarışması Kazananları Belli Oldu
Teknofeodalizm: Kapitalizmi Öldüren Neydi?
Çatışan Laiklik Anlayışları Arasında Daralan Laiklik Ufku
Aşı Yarası
Odysseus ve Sisyphos’un “Korkunç İşkence”si
TOMITA: BİR JAPON MÜZİK DEHASI
TÜRK SANAT PİYASASINDA ELEŞTİRİNİN ÖLÜMÜ
YAPAY ZEKA FİLM YAPIMLARINDA
Frank Zappa: Sosyo-Politik Hicvin Bestecisi
TEKNİĞİN GÖLGESİNDE RUH ARAYIŞI: YARATICILIKSIZ SANATÇILIK
Doğanın Kanı, Şairin Mürekkebi: Kökler ve Kemikler
Hayatın Kıyısında Durmak: Erdost Akbaba’nın Neredeyse Romanı
Bodrum Golf Club’ta Ayla Turan ve Kemal Tufan’ın Heykel Sergisi Sanatseverlerle Buluştu.
EKSANAT 3. Seçki Çıktı!
Nizameddin Pirinççioğlu: Fotoğraf, Mezopotamya’nın Hafızasını Geleceğe Taşıyan Bir Tanıklıktır
Nihat Özdal’ın Bulut / Haiku Kitabı
Kategori: Manşet
Truva: Heinrich Schliemann Kahraman mı? Sahtekar mı?
Sadece günümüzde değil, tarih boyunca kahraman ve sahtekar kavramlarının tam olarak netleşemediği bir çok kişiye rastlarız. Geçtiğimiz yazın sonunda, değerli arkadaşım Kamil Yüceoral’ın (emekli müsteşar) daveti üzerine, Ekim 2018’de açılan ve 2020 yılında Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’nü alan Troya Müzesi’ne gittim.. Bu müzede Truva’dan elde edilen eşsiz tarihi eserleri yer almakta. Truva kazılarını başlatan ve...
Altın Ayı ödüllü “Sarı Zarflar”, Cuma günü sinemalarda
İlker Çatak’ın Altın Ayı ödüllü son filmi “Sarı Zarflar”, 27 Mart Cuma günü Türkiye’de sinemaseverlerle buluşuyor. Özgü Namal ve Tansu Biçer’in performanslarıyla dünya basınında yankı uyandıran ve yılın en çok beklenen yapımları arasında yer alan film, bir çiftin idealleri ile hayatta kalma arzusu arasındaki etik ve politik yol ayrımlarını merkezine alıyor. Oscar® adayı yönetmen İlker...
Bunları Duymalısın Pan (Şiir)
sevgili pan gidişinin üstünden kapkara bir mevsim geçti uzun botlarıyla yaprakları ezen bir adam gibi hâlâ şiirlerimi kimseye okutmuyorum hâlâ biraz büyük geliyor aldığın kazak kapımın önüne diktiğin çiçekler kocaman oldular evimle sokağı birbirine bağlayan tek şey şu çift taraflı iki menekşe dikişi yüzünü anımsayamadım geçenlerde ama parmakların hâlâ bileğimde duruyor bana demiştin ki paran...
Kitaplardan Bir Kimlik İnşa Etmek
On Beş Yaşın Pusulası Bugünün dünyasında her şey çok hızlı. Bilgi ayak üstü tüketiliyor, duygular ekran kaydırmaları arasında kaybolup gidiyor. Oysa bizim kuşağımızın, özellikle de o 15-16 yaşlarımızın bambaşka bir ritmi vardı. O yaşlar, bir insanın sadece büyüdüğü değil, asıl kimliğini inşa ettiği, ruhunun derinliklerine o ilk tohumların serpildiği yıllardır. Benim hikayem, pek çoğumuz gibi...
Üçüncü Reich: Hayatta Kal!
‘Üçüncü Reich’ savaş halindeyken, Berlinlilerin çoğu hayatına devam etti. Hayatta Kal (“Stay Alive”) adlı kitabında Ian Buruma, Nazi yönetimi altındaki Almanya’da hayatta kalan şehir sakinlerinin bir portresini çiziyor. 1939’da Polonya’nın Naziler tarafından işgalinin ilk günlerinde Alman Nazi propagandacıları, Berlinlilerin Führer’lerine karşı hissettikleri fırtınalı, tutkulu sadakat ile övünüyorlardı. Ancak sağduyulu gözlemciler, başkente çöken bıkkınlığı fark ettiler....
Sessiz Bir Fanus
Bu, küçük bir kızın küçük bir fanustaki balığıyla kurduğu arkadaşlığın hikâyesi. On yedi yaşındaydım; zayıf, utangaç ve okul yıllarında maruz kaldığım akran zorbalığı nedeniyle insanlara ürkek ve çekingen yaklaşıyordum. İnsanın neyi ne kadar sevdiğine dikkat etmesi gerektiğini ilerleyen yaşlarımda anlayacaktım. Çünkü farkında olmadan fanusun içinde yaşamayı öğreniyordum. Hayır, mesele hafıza değildi. Balıkların aksine güçlü bir...
ÂŞIK KOCA VEYSEL
Onu, başını dumanların aldığı bir dağlık merada doğurmuştu anası; süt sağımı için gittiği koyunlarla baş başayken. Göbeğinin nasıl kesildiği de bilinmez. Ne bir ses ne bir nefes misali etrafta ne bir sıhhiyeci ne de bir insan vardı! Onu, eve getirirken tabanına taze ot yerleştirdiği süt bakracının içinde mi getirdi yoksa azık çıkınına sararak mı ya...








