“Hayatınızda bazı şeylere vakit ayıramıyor ya da hep geç mi kalıyorsunuz? Bırakın sizin yerinize hayatınızı biz yaşayalım! Yani, isteyin biz, siz olalım!” Potansiyel müşterilerimize gönderdiğimiz mail bülteninde şirketimiz kendini bu satırlarla tanıtıyordu. Biz kim miyiz? Cosbirey. Yani, isteyen müşterilerimize hayatlarının istedikleri alanlarında cosplay hizmeti sunan bir asistanlık şirketi. Ya da şirketiydik demem artık daha doğru...
Son Yazılar:
Bir Zaman Haritası
Gerçeğin Gölgesinde İdea’nın Karanlık Metafiziği
Cevat Çapan’dan Hatırlayışlar: Sürgünler Ayrılıklar
Salyangoz Haiku dergisi, ikinci sayısıyla okurla buluştu.
Hikâyede Kalmasın
Barış Yıldırım’ın üçüncü şiir kitabı Rüzgâr Dindiğinde: Seyrüsefer Günlükleri çıktı
Strain: Faşizmin Gen Havuzundaki Sevgi Ve Nefret
Medeniyetin Sonunda Odysseus
PETER PAN: KABUSLAR ÜLKESİ – ÇOCUK EDEBİYATI KLASİĞİNİN KUİR KORKU FİLMİ UYARLAMASI
Odysseia, heyecan verici ve gerici bir ağıttır
Anadolu Keçelerini Dünyaya Tanıtan Sanatçı: Selçuk Gürışık
Odyssey ve kültürel sağın tutarsızlığı üzerine düşünceler
Brecht: O küçük insanları severdi
Karanlıktan Gelen Doğum Sonrası Depresyon Alegorisi mi?
Özer Kabaş Salt’ta: Denizaşırı ve Zamanları
Yüksek Gerilimin Poetik İnşası: Etten Kurgu
Açlığın İçinden Geçerken İnsanlığını Unutan Yazar: Knut Hamsun
Galeride Değil, Enkazda Gezinmek!
Büyük İddia: Proleter Öğüdü Üzerine
Kategori: Litera
Yağmurgülü (Şiir)
Yağmur doğum günüm benim Umuttu karanlığı delip büyümek Güneşe uzansam kızarlardı belki Gölgeye saklansam hüzün Biraz çıplaktım ve tek Kır uzakta, saksım dar Kuş olsaydım derdim, toprak gücenirdi Uslanacak gibiydim balkon göklerinde Hem meraktı hem korku gelecek Hüzünler sevinçlerle denk Kolay değil bir tohumdan dünyaya yürümek Öyle çok sevenlerim de vardı Okşarken...
İşte Baş İşte Gövde İşte Kemikler (Şiir)
Vulkan selamıyla uğurla beni, parmaklarının ucundaki hüthütle Yıldızım ol, uzayımda kal, güneşin doğuşuna, sokağın batışına, elhamrasına Yazılıp gel, yokluğunu yiğitliği bilmiş birinin hesap soruşuyla kederinden Bir yasak korkuyu yürüdüm düzlüklerde dağların bilmediği Her kaçak gülüşün kendi dalının çarmıhına gerildiğini gördükçe ümitsizce Bildim yolun kiniymiş meğer yolculuklar boyu göçtüğüm serüven Kendine çıkıyorsun yine kendin olma künhüne...
ŞİİRCİ NOTLARI-6
Biz büyük derinliği sadelikte yakalama peşindeyiz dediydi biri. Yakalanan parlak ve pulsuz şeyi gösterirlerse eğer, en çok ben sevinirim. Sadeliğe, çalışarak, didinerek ulaşmadıysanız, çoğu zaman sığlığa kayarsınız, dediydim bir yerde, ona cevap mıydı neydi arkadaşın söylediği. Artistik güzelliğin dışında, mutluluk bile sükunettedir, sadeliktedir bir bakıma. Ne ki sadeliğe sadelikten giriş yapmak, bir düş ...
Birgül’ün Düşü (Şiir)
Aramaya başladığında bulmuyorsun Aramayı bıraktığında başlıyor düşün Kimseyi bulmuyorsun Kimseler bulunmaz aradığında. Oldu şimdi bak Öldü içindeki bütün sevinçler Büyümedin, yürüdün sen Yürüdün geçtiğin yolları yeniden Yeniden katettin belki de. Büyüttün ya da içindeki çocuğu Ya da öldürdün onu. Kimseyi bulmuyorsun bak Yürümenin cazibesi bu. Mahkum ettin yeniden Yaşamaya kendini Yeniden...
HER ŞEY İKİNCİ KADEHTEN SONRA BAŞLAR (ŞİİR)
Her şey ikinci kadehten sonra başlar; Birinci kadeh ordadır, giriştir, ‘tat’dır, Dolanır çevrende, yoklar seni. Yoklanmak kimin neyine? Gururdur herkes. Her şey ikinci kadehten sonra başlar ve şarap Suçsuzluğunu bilerek akar kendi renginde. Resim: Morandi
SONAT ve İKİ ADAM (Şiir)
Kışa girmek üzereydik. Armada’daki Remzi Kitabevi’nin ilgili raflarını İndirdikten sonra, Koltuklara çekilip Ayrı ayrı seçtiklerimize Göz atmaya başladık. Çok geçmeden, Jean Tardieu’nun “Oda Tiyatrosu”nu havada sallayarak, “Bulduk.” Dedim. Kitap kısa oyunlardan oluşuyordu. Peş peşe Üç oyun oynayacaktık. Seçtiğim oyunlardan ikisi: “Gişe”yle, “Sonat ve Üç Adam ya da Müzikten Nasıl Söz Edilir”di; Diğerini hatırlamıyorum. “Gişe”yle...
bekliyor olmanın küçük görkemli zamanında… (şiir)
kirlendiğim yerden sevme beni biraz bekle pencereden ağaçlara bak kuşların havalanışına tekrar konuşuna bak biraz bulutları düşün çimenleri uzanışı çocuk oluşun sereserpeliğini düşün dudaklarını ıslat derin bir nefes al daha ne kadar kalabileceğini düşün gövdemin etrafında ömrünü düşün birlikte yaşlanabilir miyiz biliyorsun yaralayıcı ve okunaksız seyir defterimin son sayfaları bir binanın 9’uncu katındaki camları silen...
Evlilik Teklifi (Öykü)
Kazancı Yokuşu’ndan soluksuz çıkıp, Maçka Parkı’na yürüdüm. Askerlik günleri… Bir sarhoşluk sabahı. Kendini uzay imparatoru ilan etmiş berduşun yanına, banka çömeldim. Rütbesiz asker ve bir uzay imparatoru… İmparator şişesinden kırmızı salyalı yudumlar çekip, askerlerine “Öldürün!” emri yağdırırken; mavi gezegende, nikâh salonundan, kuğular misali bir gelin çıktı. Fransız güpüründen gelinliği. İnce, uzun ve karaşın. Yalnızdı gelin,...
Nazım Hikmet: Kolektif Hafıza Bizi Unutana Kadar
Nazım’ın şiirinde, her seferinde varlığını sararken, bilincini de bir katarsisle açan, en az üç tanesini tanıdığı, “ani fırtınaların” izleri sürülebiliyor: Birinci fırtına, en sevdiği amcası Mehmet Ali’nin Çanakkale Boğazı’nda diğer kırk bin genç subayla birlikte şehit edilmesi olayıydı. Bu kayıp, genç Nazım’ın uykudaki politik volkanını harekete geçiren bir kıvılcım olma özelliği taşıyordu. Nâzım Hikmet...









