Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı

Postmodern Çağdaş “Sanat Eleştirisinde Orijinallik” Kavramının Yeniden Düşünülmesi

Bu çalışma üretken yapay zekânın sanat eleştirisi yazımında kullanılmasını; özgünlük, yazarlık ve eleştirel sorumluluk kavramları üzerinden tartışmaktadır. Walter Benjamin, Roland Barthes, Umberto Eco, Theodor Adorno, Jean Baudrillard ve Fredric Jameson’ın yaklaşımlarından hareketle, yapay zekânın eleştiri metnini standartlaştırma riskleri ile insan eleştirmenin yönlendirici ve seçici rolü birlikte ele alınmaktadır. Refik Anadol’un Unsupervised (2022–2023) yapıtı, iki farklı kullanım biçimini karşılaştırmak amacıyla örnek vaka olarak incelenmektedir. Çalışmanın temel savı, üretken yapay zekânın tek başına bir yazar olarak konumlandırılmasının eleştirinin özgül deneyimini ve sorumluluğunu zayıflatabileceği; buna karşılık eleştirmenin seçen, yönlendiren, doğrulayan ve yeniden yazan özne olarak kaldığı bir kullanım biçiminin yazarlığı ortadan kaldırmak yerine destekleyerek yeniden tanımlayabileceğidir. Bu çerçevede “hazır-metin” kavramı, yapay zekâ çıktısının eleştirmenin müdahalesiyle nasıl yeni bir metinsel malzemeye dönüştürülebileceğini açıklamak üzere önerilmektedir.

Giriş:

Sanat eleştirisi, yalnızca bir yapıtın biçimsel özelliklerini sıralamak değil, yapıtı tarihsel, estetik ve düşünsel bağlamı içinde anlamlandırmaktır. Bu nedenle eleştiri, bilgi kadar kişisel deneyim, sezgi, seçme ve yargı verme yeteneğine de dayanır. Üretken yapay zekânın metin üretiminde yaygınlaşması, bu pratiğin temel unsurlarından biri olan yazarlık ve özgünlük kavramlarını yeniden gündeme getirmiştir.

Sorun, yapay zekânın kullanılıp kullanılmamasından önce, eleştirmenin bu aracı hangi konumda kullandığıdır. Yapay zekâya bütün yazarlık yetkisini bırakmak ile onu araştırma, taslak, karşılaştırma ve dilsel düzenleme aracı olarak kullanmak aynı şey değildir. İlk durumda eleştirmenin deneyimi ve yargısı metnin dışında kalabilir; ikinci durumda ise yapay zekâ, insanın karar verme sürecine bağlı bir araç olarak çalışır. Bu ayrım, yapay zekâ tartışmasını basit bir “iyi–kötü” karşıtlığından çıkarır. Asıl mesele, eleştirmenin metin üzerindeki entelektüel ve etik sorumluluğunun korunup korunmadığıdır. Bu çalışma, söz konusu soruyu klasik eleştiri kuramları ve çağdaş sanatın özgünlük tartışmaları üzerinden ele almaktadır.

Kuramsal Çerçeve: Özgünlük, Yazarlık ve Standardizasyon

Benjamin: Aura ve Eleştirel Deneyim:

Walter Benjamin’in mekanik yeniden üretim üzerine düşünceleri, sanat eserinin biricikliği ile çoğaltılabilirliği arasındaki gerilimi görünür kılar. Yapay zekâ bakımından bu tartışmanın karşılığı, yalnızca bir metnin yeniden üretilebilirliği değildir. Asıl soru, eleştirmenin yapıtla kurduğu özgül karşılaşmanın metne ne ölçüde taşındığıdır. Eleştirmen yapıtı görmeden, bağlamını araştırmadan ve kendi gözlemini kurmadan üretilmiş bir metne bütünüyle teslim olduğunda, eleştirinin deneyimsel temeli zayıflar. Buradaki sorun yapay zekânın varlığı değil, eleştirmenin bakışının devre dışı bırakılmasıdır.

Barthes: Yazarlığın Dağılımı:

Roland Barthes’ın “Yazarın Ölümü” yaklaşımı, metnin anlamını yalnızca yazarın niyetine bağlamanın yetersizliğini ortaya koyar. Yapay zekâ çağında bu düşünce yeni bir soruya dönüşür: Bir metnin çok sayıda kültürel kaynaktan beslenmesi, onu yazarsız mı kılar? Buna otomatik olarak olumlu yanıt vermek mümkün değildir. Eleştirmenin seçimi, soruyu kurma biçimi, kaynakları değerlendirmesi ve metni yeniden düzenlemesi hâlâ belirleyici olabilir. Dolayısıyla yapay zekâ, yazarlığın ortadan kalkmasından çok, yazarlığın nasıl dağıldığını ve hangi aşamada yeniden kurulduğunu tartışmaya açar.

Eco: Açık Yapıt ve Algoritmik Ortalama:

Umberto Eco’nun Açık Yapıt kavramı, sanat eserinin tek bir yoruma kapanmayan anlam potansiyeline dikkat çeker. Üretken yapay zekânın önemli riski burada ortaya çıkar: Sistem, yeterli yönlendirme olmadığında yaygın yorum kalıplarına ve kolay tanınan kavramlara yönelebilir. Bu durum yapıtın çok anlamlılığını zorunlu olarak yok etmez; ancak eleştirmenin özgün bakış açısını klişe bir açıklamayla değiştirme ihtimalini artırır. Bu nedenle eleştirmenin görevi, üretilen metni kabul etmek değil, onun hangi yorum imkânlarını açtığını ve hangilerini kapattığını sınamaktır.

Adorno: Standardizasyon ve Eleştirel Direnç:

Adorno ve Horkheimer’ın kültür endüstrisi eleştirisi, seri üretim mantığının kültürel ürünlerde standardizasyon yaratabileceğini gösterir. Üretken yapay zekânın hızlı ve akıcı metin üretmesi bu açıdan önemli bir imkân kadar önemli bir risk de taşır. Eleştirmenin araştırma ve düşünme sürecini kısaltmak amacıyla hazır metne bütünüyle teslim olması, eleştiriyi birbirine benzeyen, güvenli ve kolay tüketilen metinlere dönüştürebilir. Buna karşılık yapay zekânın ürettiği taslağı sorgulamak, yanlışlarını ayıklamak ve onu kişisel bir eleştirel bakışla yeniden kurmak, teknolojinin standardizasyon eğilimine karşı bir direnç oluşturabilir.

Baudrillard: Simülasyon ve Eleştiri Metni:

Baudrillard’ın simülasyon kavramı, gerçekliğin göstergeler ve modeller aracılığıyla yeniden kurulmasını tartışır. Yapay zekâ tarafından üretilen bir sanat eleştirisi de bu açıdan sorgulanabilir: Metin gerçekten bir yapıtla kurulmuş deneyimi mi aktarmaktadır, yoksa “sanat eleştirisi gibi görünen” bir söylem mi üretmektedir? Bu ayrım önemlidir. Çünkü akıcı, bilgili ve ikna edici görünen bir metin, kendi başına eleştirel deneyimin kanıtı değildir. Yapay zekânın ikna edici dili ile eleştirmenin gerçek gözlemi arasındaki mesafe, çağdaş eleştirinin temel sorunlarından biridir.

Postmodernizm ve “Hazır-Metin”:

Çağdaş sanatın önemli bir bölümü, özgünlüğü yalnızca nesneyi sıfırdan üretmekle açıklamaktan uzaklaşmıştır. Marcel Duchamp’ın ready-made yaklaşımı, sanatçının seçme, bağlamlandırma ve yeniden konumlandırma eylemlerinin de yaratıcı bir değer taşıyabileceğini göstermiştir. Andy Warhol’un imgeleri yeniden dolaşıma sokan çalışmaları da üretim ile temellük arasındaki sınırı tartışmaya açmıştır. Ancak bu tarihsel örnekler, yapay zekâ çıktısının otomatik olarak sanat eseri ya da özgün metin olduğu anlamına gelmez. Aradaki benzerlik, üretimin yalnızca “sıfırdan yaratma” olarak görülmemesinde yatar.

Bu noktada “hazır-metin” kavramı önerilebilir. Yapay zekânın ürettiği metin, eleştirmen tarafından olduğu gibi kabul edildiğinde hazır bir söylem olarak kalır. Buna karşılık eleştirmen metni seçer, yanlışlarını ayıklar, kavramsal yönünü belirler, kendi gözlemleriyle karşılaştırır ve yeniden yazar ise ortaya çıkan ürün artık salt makine çıktısı değildir. Buradaki özgünlük, metnin bütün cümlelerinin ilk kez yazılmış olmasından değil, metnin hangi düşünsel seçimlerden geçerek son biçimine ulaştığından kaynaklanır.

Bu nedenle “küratöryel orijinallik” kavramı, yapay zekâ çağında yazarlığı açıklamak için işlevsel bir önerme sunabilir. Ancak bu kavram, insan müdahalesinin varlığını tek başına yeterli saymamalıdır. Eleştirmenin yaptığı seçimin bilgiye, deneyime ve gerekçelendirilebilir bir yargıya dayanması gerekir. Aksi halde yalnızca metin seçmek, eleştirel yazarlık için yeterli değildir.

 

Yapay Zekâ Kullanımının İki Modeli

Edilgen Model: Edilgen modelde eleştirmen, yapıt hakkında genel bir komut verir ve ortaya çıkan metni esaslı bir müdahalede bulunmadan kullanır. Böyle bir kullanım biçiminde metin, yaygın sanat söyleminin ortalamasına yaklaşabilir. Yapıtın özgül özellikleri, eleştirmenin kişisel gözlemleri ve eleştirel itirazları geri plana düşer. Sonuç, teknik olarak düzgün fakat düşünsel olarak sıradan bir metin olabilir.

Etken Model: Etken modelde yapay zekâ, eleştirmenin yerine geçen bir yazar değil, eleştirel süreci destekleyen bir araçtır. Eleştirmen soruları kurar, farklı yorumları karşılaştırır, bilgi ve kaynakları doğrular, üretilen metindeki hataları ayıklar, kendi gözlemlerini ekler ve nihai metni yeniden yazar. Böyle bir süreçte yapay zekânın hız ve çeşitlilik avantajı korunurken, eleştirinin sorumluluğu insanda kalır.

Burada önemli olan, insan müdahalesinin niceliği değil niteliğidir. Bir metni birkaç kez düzeltmek onu otomatik olarak özgün kılmaz. Özgünlük, eleştirmenin yapıt karşısındaki konumunu açıkça ortaya koyması, kendi sorularını üretmesi ve yapay zekâ çıktısını eleştirel süzgeçten geçirmesiyle ilişkilidir.

 

Eleştirmenin yeni görevi

Yapay zekâ ile sanat eleştirisi arasındaki ilişkinin basit bir “iyi-kötü” karşıtlığına indirgenemeyeceği görülüyor. Yapay zekâyı bütünüyle reddetmek, eleştirinin içinde bulunduğu teknolojik dönüşümü görmezden gelmek olur. Onu bütünüyle serbest bırakmak ise eleştirmenin temel işlevini zayıflatır.

Yeni durumda eleştirmenin işi biraz daha zorlaşıyor. Çünkü artık yalnızca yapıtı değil, kendi kullandığı aracı da sorgulaması gerekiyor. Yapay zekâ hangi bilgiyi öne çıkardı? Hangi yorumları birbirine benzetti? Hangi ayrıntıyı görünmez kıldı? Hangi kaynakları doğrulamak gerekiyor? Hangi cümle gerçekten bana ait bir yargıyı taşıyor? Bu sorular, eleştiriyi zayıflatmak yerine güçlendirebilir. Çünkü yapay zekâ, eleştirmenin yıllardır otomatikleşmiş bazı alışkanlıklarını da görünür hâle getiriyor. Eğer makine ile insanın ürettiği sanat yazıları birbirine fazlasıyla benziyorsa, sorun yalnızca makinede değildir. İnsan eleştirisinin de uzun zamandır belirli klişeler içinde dolaştığını kabul etmek gerekir. Bu açıdan yapay zekâ bir ayna işlevi görebilir. Eleştirmenin ne kadar özgün düşündüğünü, ne kadar hazır kalıplara yaslandığını ve hangi noktada gerçekten bir yargı ürettiğini görünür kılar.

Sonuçta özgünlük, artık yalnızca metnin kim tarafından fiziksel olarak yazıldığı sorusuna bağlanamaz. Özgünlük; düşünsel katkı, seçme, bağlam kurma, doğrulama, yeniden kurma ve sorumlulukla birlikte düşünülmelidir. Yapay zekâ bir metin üretebilir. Fakat bir eleştirinin neden o biçimde kurulması gerektiğine ilişkin sorumluluk hâlâ eleştirmenin omuzlarındadır.

 

Refik Anadol’un Unsupervised Yapıtı Üzerinden Örnek Olay:

Refik Anadol’un Unsupervised (2022–2023) yapıtı, makine öğrenmesi ve geniş bir sanat verisi kümesi üzerinden sürekli değişen dijital bir görsel deneyim oluşturması bakımından, yapay zekâ ile sanat arasındaki ilişkinin tartışılması için elverişli bir örnektir. Buradaki amaç, yapıtın estetik değerine ilişkin kesin bir hüküm vermek değil, aynı yapıt hakkında iki farklı eleştiri üretim modelinin nasıl farklı sonuçlara ulaşabileceğini göstermektir.

İlk modelde eleştirmen yalnızca genel bir komut verir ve üretilen metni büyük ölçüde olduğu gibi kabul eder. Böyle bir metnin yapıtı övgü dolu, genel ve tanıdık kavramlarla açıklama ihtimali yüksektir. Yapıtın teknolojik yeniliği öne çıkarılırken, sergileme bağlamı, kurum, izleyici deneyimi veya yapıtın estetik sınırları yeterince sorgulanmayabilir.

İkinci modelde ise aynı araç farklı bir işleve sahip olur. Eleştirmen yapıtın teknik özelliklerinin yanı sıra şu soruları yöneltebilir: Verinin büyüklüğü estetik anlam üretmeye tek başına yeterli midir? Sürekli değişen görüntü, izleyiciye yeni bir deneyim mi sunar, yoksa teknolojik gösterinin etkisini mi büyütür? Müze bağlamı yapıtın algılanışını nasıl değiştirir? Yapay zekâ bu sorulara cevap veren son merci değil, farklı ihtimalleri görünür kılan bir araştırma ve taslak aracıdır.

Bu ayrım, yapıtın kendisi ile yapıt hakkında yazılan metin arasındaki ilişkiyi de açıklar. Yapay zekâ bir eleştiri metni üretebilir; fakat eleştirinin hangi soruyu soracağına, hangi ayrıntıyı önemseyeceğine ve hangi yargıyı savunacağına karar vermek eleştirmenin sorumluluğunda kalır.

Sonuç: Özgünlükten Sorumluluğa:

Üretken yapay zekâ, sanat eleştirisinde yazarlık ve özgünlük kavramlarını ortadan kaldırmaktan çok, onların sınırlarını yeniden tartışmaya açmaktadır. Benjamin’in aura, Barthes’ın yazarlık, Eco’nun açık yapıt, Adorno’nun standardizasyon ve Baudrillard’ın simülasyon kavramları, bu dönüşümün farklı boyutlarını düşünmek için kullanılabilir. Ancak bu kuramları yapay zekâya doğrudan uyarlamak yeterli değildir; güncel teknolojinin kendine özgü çalışma biçimleri ayrıca dikkate alınmalıdır. Bu nedenle temel ayrım yapay zekâ kullanan eleştirmen ile kullanmayan eleştirmen arasında değil, yapay zekâyı eleştirel sorumluluğu devralacak biçimde kullanan eleştirmen ile onu kendi düşüncesini geliştirmek için kullanan eleştirmen arasındadır.

Birinci durumda metin, kolayca standartlaşan bir ürüne dönüşebilir. İkinci durumda ise yapay zekâ, eleştirmenin araştırma ve yazma kapasitesini genişleten bir enstrüman olarak işlev görebilir.

“Hazır-metin” kavramı bu ikinci durumu açıklamak için kullanılabilir: Yapay zekâ çıktısı başlangıç malzemesidir; özgün eleştirel metin ise seçme, doğrulama, karşılaştırma, yeniden yazma ve sorumluluk alma süreçlerinden sonra ortaya çıkar. Dolayısıyla çağdaş eleştiride özgünlüğün ölçütü, yalnızca metni kimin yazdığı sorusu değil, düşünsel kararları kimin verdiği ve bu kararların sorumluluğunu kimin üstlendiğidir.

Yapay zekâ çağında sanat eleştirisinin geleceği, makinenin insanın yerini alıp almayacağından çok, insanın bu yeni araç karşısında eleştirel özne olmayı sürdürüp sürdüremeyeceğine bağlıdır. Eleştirinin değeri, kusursuz ve pürüzsüz cümleler üretmekte değil; gerektiğinde o pürüzsüzlüğü bozacak soruyu sorabilmektedir.

 

Yazarın Notu: Bu makale, kuramsal tasarımı ve son felsefi kararları bir insan eleştirmen tarafından verilmek kaydıyla, büyük dil modelleri (LLM) ve üretken yapay zeka araçları iş birliğiyle kaleme alınmıştır. Metnin kendisi, tartışma bölümünde öne sürülen “hazır-metin” (ready-made text) ve “küratöryel orijinallik” kavramlarının uygulamalı bir çıktısıdır. Okuyucu, yapay zeka destekli bir sanat eleştirisi metodolojisinin felsefi savunmasını, yine o metodolojinin bizzat kullanıldığı bir metin üzerinden deneyimlemektedir.

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.