İnsan aklının hakikati kavrama süreci, bilgi ve gelişimden öte bir idrak süreci; kuşaktan kuşağa genetik hafıza ile aktarılan ama uygarlık ve ilerlemenin tozu dumanı arasında perdelenen kadim hakikati yeniden hatırlama süreci. Bugün dünyanın haline dair algıladığımız neredeyse tüm kaygılar çağlar önce eski Yunan uygarlığında da dile getirilmişti: iktidar, mülkiyet, devlet aygıtı, bencillik, ikiyüzlülük, gaddarlık, savaş,...
Son Yazılar:
ÖTEKİ YEŞİLÇAM: KUİR MİZANSENLİ AYDEMİR AKBAŞ FİLMİ OOOH OH!
Veda mektubu (Şiir)
PAYDA (ŞİİR)
23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI NEW YORK BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’DE
Meçhul (Şiir)
Kumaş Katlama Sanatı (Şiir)
Felsefenin “-e Göre” Şiiri
Reha Bilge’den “Ressam ve Şair Tevfik Fikret” Kitabı Raflarda
BAHAR ŞİİRİ (ŞİİR)
Kırlangıçlar Gider Gelir (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
Modern insan neden kendi efendisi olamıyor?
Yirmi Beş Kuruş İçin… (Öykü)
SANAT HAYATIN GERİSİNE Mİ DÜŞTÜ
Eril Rapunzel (Şiir)
KIYI ÖPÜŞMESİ (ŞİİR)
ANLATILMAYAN (ŞİİR)
Osman Hamdi Bey: Resim Geleneği İçindeki Yeri
Mustafa Ağatekin: “İşin sonu, neticesi” demek encam
Kategori: Kritik
Umut Sarıkaya’nın Sanatı ve Bir Naber Dergi Panoraması
Kızımla pencereden yağan yağmuru izliyorduk. Birden zihnimde bir şimşek çaktı ve karşı apartmanın penceresinde “Aşkımızın meyvesi Aytek” belirdi. Elinde sigarasıyla yağmuru seyreden Aytek, “Aklı olan bu havada dışarı çıkmaz” diye geçiriyordu içinden. Ardından bütün Umut Sarıkaya severlerin en sık sorduğu sorulardan biri gelip takıldı zihnime: Umut Sarıkaya neredeydi? Umut Sarıkaya’nın varlığının, onu yakaladığımızı sandığımız anda...
MASKEDEN YÜZLER, YÜZLERDEN MASKELER
John Berger:” Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler.” der. (1) Bu fenomenin, kendimiz, kendi görmelerimizin nesnesi olduğumuzda da bu şekilde gerçekleşebileceğini düşünebiliriz. Yani, görmedeki hakikiliğin, algımızın biçimleriyle sınırlı olduğunu ve hissedilen hayatın bireyselliğimizde temellenen yapısını anladığımızda görmelerimizdeki sübjektiviteyi kavramış oluruz. Gündelik rutinde, hissettiğimiz hayatın değerinin, kendilik bilincimizde ve bireyselliğimizin başkalarında tecrübe edilmeye izin vermeyen...
Bergen: Kadının, “Acıların Kadını” dışında, varoluş olanak(sızlık)ları
Türkiye’de kadınların hayatları, bahtsız ve talihsiz dramatik uğraklarla doludur. Diberay’dan sonra Bergen filmi de « acıların kadını » izleğini takip ediyor. Bergen filmi, şiddetin, çaresizliğin, kentlerin, müziğin, aşkın ve son büyük kötülüğün içinde gezinen bir anlatıdır. Ülkemizde işlenen kadın cinayetlerinin sosyolojik arka planı, ciddi bir « erkek probleminin » varlığına işaret ediyor. Film, sahiplenme ve maraz kıskançlık motifi üzerinden...
Kiev: Şehit Şehir Mitinin Geri Dönüşü
Uzun yıllar önce Kiev’deki Maidan alanında karşılaştığım Alina’nın hüzünlü bakışları aklımdan çıkmıyor. Alandaki Bağımsızlık Anıtı şehrin kolektif hafızasına göndermelerde bulunuyordu. Aradan yıllar geçti. Kiev’de karşılaştığım insanların hayattan tat almak için kaynayan güçlü kanını, toprak, sonunda emmiş görünüyor. 1989 senesine kadar, hayatı ve siyaseti bir terör dengesi sekillendirmisti. Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla sona eren Soğuk...
EDEBȊ TEORİ, MODERN ŞİİR VE POSTMODERNİST YANIT: ÜÇÜNCÜ DÜNYA
Hümanist bir perspektiften bakıldığında anlaşılacaktır ki edebî teori; dilbilim, psikiyatri, göstergebilim, yapısalcılık, post-yapısalcılık ve sol görüş gibi benzeri politik düşüncelerden ödünç alınan unsurların kaotik bir birleşimi olarak görülmektedir. Edebî teorinin değişen boyutları söz konusu olduğunda ise aşağıda belirtilen şekilde açıklanmakta olan görevlerini ve işlevlerini yapacak ölçüde gücü olmadığı, güçsüz yönlerinden acı çekmekte olduğu görülecektir: 1....
Hippie Sadizmine Karşı Ağır Metalin İntikamı!
Panos Cosmatos’un Mandy filmi basit gözüken bir senaryo çatısı içerisinde zekice örülmüş kodlar ve göndermeler vasıtasıyla asıl gizil ajandasını izleyicisine hücre hücre duyumsatan bir korku sineması şaheseridir. Toplumsal realiteden kendilerini soyutlayıp doğanın yabanında, basit ve spritüel olana açık bir yaşam seçmiş bir çiftin (Mandy ve Red) huzurlu dünyasının, hippie artığı hastalıklı bir tarikat tarafından cehenneme...
Anna’yı Keşfetmek: Bir Dolandırıcının Anatomisi
Ukrayna’da kan gövdeyi götürürken, sözüm ona uygar dünyanın güdümlü pandomimler gösterisi hız kesmeden devam ediyor. Dünyanın kanlı, ülkemin ise sıkıcı, yorucu, boğucu, vasat gündemi bir gün dahi yakamı bırakmıyor. Baksan, görsen, duysan, anlasan bir türlü; gözü, kulağı, ağzı kapasan başka türlü. İşte tam da bu noktada bir kaçış hattı bulmaya çalışıyorum. Edebiyat, felsefe ve bilumum...
Tutkuların Filozofisine Giriş
Charles Fourier; sıralamayı, bölümlemeyi, haritalamayı çok sever. Çünkü o tüm evreni bütünsel bir senfoni olarak tasarlamıştır. Bu senfoniyi bedeninin ve ruhunun tüm algıları ile hissetmiş; işitmiştir. Bütün tutkuların en başına; hepsini kapsayan ve çağıran Birlikçiliği koyması tesadüf değildir. Aksine çabası, uygarlığın dağıttığı birliği, yani insan yaşamının da dâhil olduğu evrensel birliği yeniden tanzim etmeye çalışmaktır....
ŞİİRDE SÜPREMATİK, İNFORMEL VE POSTMODERN EĞİLİMLER ÜZERİNE
Çizgiden renge, renkten ışığa ve onu anlamlandıran gölgeye, tek boyutluluktan çok boyutlu gösterimlere, katı kavramsal içe kapanışlardan soyuta, soyuttan olanaklara ve olasılıkların sonsuzluğuna… Başta göz, bir ayna gibiydi. Olanı görmek, görüntüyü dondurarak detayların algılanmasını sağlamak, tanrıyı aramak, korkunun eşsiz veriminde heyecanla kalmak… İnsanı eğitmek, tanrıyı görünür kılmak, öğreticiliğin gücünü, bilginin egemenliğini ve imzayı keşfetmek, sanatçının...









