Cumhuriyet’in ilanı, yalnızca siyasal bağımsızlığın değil, aynı zamanda büyük bir aydınlanma mücadelesinin başlangıcıdır. Çünkü Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında verilen savaş yalnızca cephede değil, aynı zamanda üniversite kürsülerinde, kütüphanelerde, laboratuvarlarda ve atölyelerde de sürdü. İşte tam bu noktada, 1930’lardan itibaren Türkiye’ye sığınan Yahudi asıllı Alman profesörler, ülkemizin entelektüel direncinin simgeleri haline geldiler. Baskıdan Umuda: Yolculuk Almanya’dan Türkiye’ye...
Son Yazılar:
Koray Feyiz: Nihat Ziyalan Tümceleriyle Dünyayı Resimliyor
Nöbet: Toplumsal eleştirel taşlama içeren bir beden-korku filmi
Amazigh
Agamben’in Dil Devrimi Nesir mi, Şiir mi?
İyiden Harika Hissetmeye Uzanan Yol Üzerine
Sermayenin Zaferi, Demokrasinin Krizi
Niçin doğayla inatlaşmaya devam ediyoruz?
Yönetmen Olamadım, Hegel’i Oynatıyorum
Juan Carlos Onetti: Kasabanın Bağışıklığı
Tinto Brass, Salon Kitty ve ‘Nazi erotikası’
Bir kuşatmayı yarmak adına
Leyla Borovalı’nın İlk Solo Sergisi “İki Dirhem Bir Çekirdek” Offgrid Art Project’te
Cartagena’da Bir Akşam: Bellek, Emperyalizm ve Zaman
Sencer Gülün’ün Kişisel Sergisi Guga Contemporary’de!
Çağdaş Sanat: Sanatın Sonu mu, Değerin Yitirilmesi mi?
Yıldız Ersağdıç: Dekonstrüktif Bir Tasarım Sistematiğine Doğru
Deniz Gökduman’ın Resimlerinde Popüler Kültür İmgeleri
Bir Yangının İzleri Sanatın Tanıklığına Dönüşüyor
George Bataille’ın Edebiyat-Kötülük Anlayışı ve William Blake Şiiri
Yazar: Mehmet Günyeli
Çizginin Öteki Yüzü: Ressam Güngör Kabakçıoğlu
Bazı sanatçıları tek bir kimliğin içine yerleştirir, sonra onları orada unuturuz. Bir karikatüristi yalnızca karikatürleriyle, bir mimarı yapılarıyla, bir ressamı tuvallerindeki renklerle hatırlarız. Oysa gerçek sanatçı, kendisine çizilen sınırların hiçbirine bütünüyle sığmaz. Güngör Kabakçıoğlu da uzun yıllar Türk karikatürünün önemli ustalarından biri olarak tanındı. Gazete ve ddergilerde yayımlanan çizgileri, portreleri ve kendine özgü mizah diliyle...
Türk Grafik Sanatından Bir Tuncer Türkkan Geçti
Tuncer Türkkan’ın grafik tasarımdan resme uzanan görsel dünyası Sanat tarihinin belleği her zaman adil değildir. Kimi sanatçılar yaşadıkları dönemin merkezinde görünür, isimleri kuşaktan kuşağa aktarılır; kimileri ise eserleri gündelik hayatımızın içine yerleştiği hâlde zamanla kendi yapıtlarının gölgesinde kalır. Tuncer Türkkan, Türkiye’nin grafik tasarım ve plastik sanatlar tarihinde yeniden hatırlanmayı hak eden bu ikinci gruptaki sanatçılardan...
Zeki Faik İzer – Zühtü Müritoğlu – Elif Naci Üzerine Bir Kartpostal Okuması
Paris’ten Samsun’a Uzanan Bir Sanat Ağı – 1936 1936 tarihli bu kartpostal, yüzeyde sıradan bir haberleşme belgesi gibi görünse de, Cumhuriyet dönemi Türk sanatının kurucu kuşağına ait üç temel figürü aynı bağlamda bir araya getirmesi bakımından dikkat çekici bir tarihsel kayıttır. Paris’ten gönderilen kartın yazarı Zeki Faik İzer, alıcısı Samsun’da öğretmenlik yapan Zühtü Müritoğlu ;...
Osmanlı’da Bayramın Zarafeti: Bir Kartpostalın Anlattıkları
Elimizdeki bu zarif Osmanlı dönemi bayram kartı, yalnızca geçmişten kalmış estetik bir obje değildir; aynı zamanda bir toplumun gündelik hayat anlayışını, bayrama yüklediği anlamı ve görsel kültürünü taşıyan küçük bir tarih belgesidir. Açan bahar dalları üzerine konmuş iki kuş, ortada yer alan hilâl ve yıldız motifi ve Osmanlıca bayram tebriği… Bütün bu unsurlar bir araya...
OSMANLI ŞEHİR HAYATINDA RAKI ve MEYHANE KÜLTÜRÜ
Osmanlı yeme-içme kültürü çoğu zaman saray mutfağı ve ihtişamlı sofralar üzerinden anlatılır. Oysa şehrin asıl gündelik hayatı, sarayın değil meyhanenin etrafında şekillenen daha sade ama daha canlı bir dünyaya aittir. Elimizdeki Ağa Rakısı etiketi, bu dünyayı anlamak için güçlü bir çıkış noktası sunar. Bir içki etiketinden yola çıkarak, Osmanlı’nın son döneminde rakının, meyhanenin ve sofra...
Feyhaman Duran’dan Hikmet Onat’a: Venedik’ten Sanayi-i Nefise’ye…
1929 tarihli bir kartpostal, bazen bir sergi kataloğundan ya da resmî belgeden daha fazlasını anlatır. Venedik’ten İstanbul’a, Feyhaman Duran tarafından Hikmet Onat’a gönderilen bu kart, iki ressam arasındaki kişisel dostluğun ötesinde, 1920’ler Türk resminin uluslararası temaslarını, kurumsal yapısını ve sanatsal yönelimlerini bir arada okumaya imkân verir. 1920’lerin sonlarında Venedik, yalnızca tarihsel bir kent ya da...
Osman Hamdi Bey: Resim Geleneği İçindeki Yeri
1957 yılında İstanbul’da düzenlenen Osman Hamdi Bey sergisi, yalnızca bir sanatçının ölümünden yaklaşık yarım yüzyıl sonra yeniden hatırlanması değildir. Bu sergi, Cumhuriyet’in kendi kültürel kökleriyle yeniden temas kurma arzusunun da sessiz bir ifadesidir. Sergi için hazırlanan bu katalog, Osman Hamdi’yi yalnızca tarihsel bir figür olarak değil; modern Türk sanatının kurucu bilinçlerinden biri olarak ele alır....
Elif Naci: Genç Cumhuriyetin Sanata Açılan Penceresi
1930 yılı… Genç Türkiye , henüz on yaşında. Harf İnkılabı’nın mürekkebi kurumamış, dilde ve fikirde büyük bir dönüşüm rüzgârı esiyor. İstanbul hâlâ eski zamanın yorgunluğunu taşırken, yeni bir kültürün ilk adımları da bu sokaklara sinmeye başlıyor. Tam bu atmosferde, bir sanatçı çıkıyor karşımıza: Elif Naci. Bu küçük davetiye, belki bir cebin köşesinde taşınmış, belki de...
BİR ZARFIN HATIRLATTIKLARI: TAN GAZETESİ, AYDINLAR ve SESSİZ BİR BASKIN
Türk basın tarihinde bazı belgeler vardır ki, tek başlarına bir dönemin siyasal ve entelektüel iklimini anlatmaya yeter. Tan Gazetesi’ne ait bu zarf da, 1940’lı yılların Türkiye’sinde basın, siyaset ve aydınlar arasındaki gerilimli ilişkiyi somutlaştıran nadir tanıklıklardan biridir. Bir gazete zarfı üzerinden okunabilecek bu hikâye, yalnızca bir yayın organının değil, bir düşünce çevresinin ve bir entelektüel...
- 1
- 2









