Türk Grafik Sanatından Bir Tuncer Türkkan Geçti

Tuncer Türkkan’ın grafik tasarımdan resme uzanan görsel dünyası

Sanat tarihinin belleği her zaman adil değildir. Kimi sanatçılar yaşadıkları dönemin merkezinde görünür, isimleri kuşaktan kuşağa aktarılır; kimileri ise eserleri gündelik hayatımızın içine yerleştiği hâlde zamanla kendi yapıtlarının gölgesinde kalır. Tuncer Türkkan, Türkiye’nin grafik tasarım ve plastik sanatlar tarihinde yeniden hatırlanmayı hak eden bu ikinci gruptaki sanatçılardan biridir.

1950 yılında doğan Türkkan, 1973’te Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Tasarım Bölümü’nden mezun oldu. Akademi eğitiminin kazandırdığı güçlü desen bilgisi, kompozisyon disiplini ve biçimsel ekonomi, daha sonra gerek grafik tasarım çalışmalarında gerekse resimlerinde belirginleşecek sanat anlayışının temelini oluşturdu.

Türkkan’ın meslek yaşamındaki önemli dönüm noktalarından biri Sabancı Holding için açılan logo yarışmasıydı. Yarışmaya katılan genç sanatçı birincilik ödülünü kazandı. Tasarladığı S ve A harflerinin geometrik birlikteliğine dayanan amblem, zaman içerisinde Türkiye’nin en tanınmış kurumsal işaretlerinden birine dönüştü ve bugün de yaşamaya devam ediyor.

Bu başarının önemi yalnızca bir yarışmanın kazanılmış olmasında değildir. Bir grafik tasarımın gerçek sınavı zamandır. Moda değişir, görsel alışkanlıklar değişir, şirketler ve kurumlar dönüşür. Buna rağmen bir işaret onlarca yıl sonra hâlâ kullanılabiliyor ve ilk bakışta tanınabiliyorsa, artık yalnızca bir logo olmaktan çıkarak toplumsal görsel hafızanın parçası hâline gelmiştir.

Türkkan’ın grafik tasarım alanındaki bir başka önemli çalışması 1980’li yıllarda ortaya çıktı. Dönemin önemli reklam kuruluşlarından İşgüder Reklam Ajansı ile çalıştığı yıllarda Halkbank için hazırlanan logo, onun kurumsal tasarım anlayışının bir başka kalıcı örneğiydi. Aradan geçen yıllara rağmen bu tasarımın temel görsel karakterinin yaşamaya devam etmesi, Türkkan’ın yalınlık ve kalıcılık üzerine kurduğu grafik anlayışını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Fakat Tuncer Türkkan’ı yalnızca logolar üzerinden okumak büyük bir eksiklik olur.

Çünkü logoların ardında bir ressam vardır.

Logoların Ardındaki Ressam

Türkkan’ın resimleriyle karşılaşıldığında kurumsal tasarımlarındaki kontrollü ve ölçülü dünyanın birdenbire başka bir evrene açıldığı görülür. Maskeler, parçalanmış yüzler, büyük gözler, hayali yaratıklar, geometrik yapılar, yıldızlar, güneşler ve tanımlanması güç organik biçimler…

Sanki sanatçı grafik tasarımda dünyayı sadeleştirirken, resimlerinde onu yeniden karmaşıklaştırmaktadır.

Ancak iki alan arasında görünenden çok daha güçlü bir bağ vardır. Türkkan’ın resimlerindeki biçim anlayışı da temelde bir grafik sanatçısının düşünme biçiminden beslenir. Figürleri konturlarla belirginleşir; renk alanları güçlü karşıtlıklarla kurulur; kompozisyon tesadüfe bırakılmaz. Tuvalin neresinin boş kalacağı bile en az doldurulan alanlar kadar önemlidir.

Bunun üzerine sanatçının kişisel hayal dünyası eklenir.

Ortaya, kolaylıkla belirli bir sanat akımının içine yerleştirilemeyecek bir dünya çıkar.

Yer yer sürrealizmin düşsel atmosferini, kimi çalışmalarda dışavurumcu figür anlayışını, bazılarında ise Afrika ve kadim uygarlıkların maskelerini çağrıştıran biçimler görmek mümkündür. Fakat Türkkan’ın eserlerini yalnızca bu benzerliklerle açıklamak yetersizdir. Çünkü zaman içerisinde bütün bu etkileri dönüştürerek kendisine ait bir görsel alfabe oluşturmuştur.

Maskeler, gözler, fantastik yaratıklar ve parçalanmış anatomiler tekrar tekrar karşımıza çıkar.

Bunlar artık yalnızca biçim değildir.

Sanatçının kendi dünyasının işaretleridir.

Grafik Tasarımın Sınırlarının Ötesinde

Türkkan’ın sanatsal üretimi resimle de sınırlı değildir. Desen, kolaj, karışık teknik, dokuma ve üç boyutlu çalışmalar onun farklı malzemeler ve ifade biçimleriyle kurduğu ilişkinin örneklerini oluşturur.

Bu deneysel yönü, dönemin çağdaş sanat ortamıyla ilişkisini de açıklamaktadır. Yeni Eğilimler Sergisi kapsamında eserlerinin yer alması özellikle önemlidir. Türkiye’de 1970’lerden itibaren geleneksel resim ve heykel anlayışının dışına çıkmaya çalışan sanatçıların buluştuğu Yeni Eğilimler, farklı malzemelerin ve yeni ifade biçimlerinin tartışıldığı önemli platformlardan biriydi.

Türkkan’ın bu ortamda yer alması tesadüf değildir. Çünkü onun sanatında tasarımcı ile ressamı birbirinden ayıran kesin bir sınır hiçbir zaman bulunmaz.

Grafik tasarımda öğrendiği görsel ekonomi resimlerine; resimlerinde geliştirdiği hayal gücü ise grafik çalışmalarına taşınır.

Belki de Tuncer Türkkan’ın özgünlüğü tam olarak bu geçiş alanında aranmalıdır.

Görsel Hafızanın İsimsiz Kahramanları

Türkiye’nin grafik tasarım tarihinin yeterince araştırılmamış olması, Türkkan gibi sanatçıların zaman içerisinde geri planda kalmasının nedenlerinden biridir.

Grafik sanatçısının kaderinde tuhaf bir anonimlik vardır.

Bir ressamın tablosunun altında imzası bulunur. Bir heykeltıraşın adı yapıtıyla birlikte anılır. Oysa grafik tasarımcı, milyonlarca insanın gördüğü bir simgeyi yaratır ve çoğu zaman kendi adı o simgenin arkasında kaybolur.

Her gün önünden geçtiğimiz bir bankanın amblemini biliriz ama onu kimin çizdiğini bilmeyiz.

Bir holdingin logosunu çocukluğumuzdan beri tanırız ama o birkaç çizginin arkasındaki sanatçıyı merak etmeyiz.

Tuncer Türkkan’ın hikâyesi biraz da grafik sanatının bu görünmezliğinin hikâyesidir.

Oysa bir toplumun görsel kültürü yalnızca müzelerde oluşmaz. Sokaktaki tabelada, bir kitabın kapağında, bir afişte, bir ambalajda ve yıllarca kullanılan bir kurum ambleminde de oluşur. Grafik tasarımcı, farkında olmadan milyonlarca insanın görsel hafızasını biçimlendirir.

Türkkan da bunu yapan sanatçılardan biriydi.

Yeniden Bakmak

Tuncer Türkkan 2007 yılında yaşamını yitirdi.

Geride logolar, grafik çalışmalar, desenler, resimler, kolajlar, heykeller ve henüz bütünüyle ortaya çıkarılmamış geniş bir üretim bıraktı.

Bugün onun eserlerini yeniden yan yana getirdiğimizde karşımıza yalnızca başarılı bir grafik tasarımcının meslek yaşamı çıkmıyor. Grafik tasarımın disiplininden beslenen fakat resmin özgürlüğünden vazgeçmeyen, kendi simgelerini ve kendi fantastik evrenini yaratmış çok yönlü bir sanatçı beliriyor.

Belki Tuncer Türkkan’ın sanat tarihimiz içerisindeki gerçek yerini belirlemek için kapsamlı bir retrospektif sergiye, eserlerinin kataloglanmasına ve grafik çalışmalarının yeniden araştırılmasına ihtiyaç var.

Çünkü sanat tarihinin görevi yalnızca çoktan kabul edilmiş büyük isimleri tekrar etmek değildir.

Bazen geriye dönmek, unutulmuş dosyaları açmak, eski sergi kataloglarına yeniden bakmak ve kendi döneminde yeterince görünür olmamış bir sanatçının bıraktığı izleri bir araya getirmek gerekir.

Tuncer Türkkan’ın resimlerine bugün yeniden baktığımızda, o izlerin hâlâ canlı olduğunu görüyoruz.

Ve belki bütün bu hikâyeyi tek bir cümle anlatmaya yetiyor:

Sanatı tarihimizden bir Tuncer Türkkan geçti.

 

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.