Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL

Lokman Kurucu’nun Mayıs 2026 OKB56 yayınlarından çıkan şiir kitabı Nihil; hiçlik ve varoluş arasında salınan şiirlerden oluşuyor.

vazgeçmeyi hak edene dek

sus ama unutma

denizle birlikte büyümeyen çocukların kaderidir

iyileşeceksin (Suskunluk sayfa: 36)   Toplum bireyden önce vardır. İnsan kurulu bir sisteme doğar. Bu sisteme ayak uydurman için kuşatılmışsındır daha en başından. Öğretilen formüllerin üzerine organize olmuş insan çoğulluğu onları günde beş defa doğrular. Sürekli bağlılık yeminleri ederiz. Kültür hızlı yol kateder biyoloji yavaş uyum içinde olmak için sürekli çabalarız sisteme sadakatimizi sürekli yeniden kanıtlamak zorunda kalırız.

 

sense ağır bir olmazlık

geveze bir cesaretle

bir deliğe sıkışmış

bileğine portakal çiziyorsun

 

bu dar kapının

diyorsun

ardında onlar var

ne tanrı

ne maymun

ne insan (Dar Kapı sayfa: 45)

Sartre’ın bahsettiği görünmeden görme ayrıcalığını sistem kurumlar üzerinden sonuna kadar kullanır. Bir teşhis ve o teşhisin tanımı olursun. Ölmeden önce ölünüz. Der Hz. Muhammed. Bu sisteme eklemlenemeyen ölü şeyler, hisler, yaşayanlardan daha çok konuşur, hareketsiz sandığımız nesnelerin sesi yükselir. Uyumsuzluğunu teşhis edenlerin damgası vurulur hayatına. Önce ağrıyı dindir diye yalvarır belki hasta. Çünkü ne olduğundan çok nasıl çağrıldığın önemlidir. “Sürekli uyarılan bir zihin, her şeye aynı yoğunlukta tepki veremez. Bu yüzden farklılıkları düzleştirir, olayları önemsizleştirir ve kendini korur.” Der  George Simmel.

boş şeyler konuştuk durmaksızın

ağır şiirlerdenağır hüzünler okuduk

 

morga götürülürken

bir şarkı

 

çünkü yoktu başka hatırlanan

anlam çoktan çökmüştü

 

imza;

Doktor NİHİL (Otopsi Raporu sayfa: 51)

Bazı insanların duyum eşikleri diğerlerinden farklıdır. Her temas iz bırakır her temas bir yaradır. Bu kurulu sistemin iktidarını, sallanan bir parmak olduğunu bilirler. Bir çeşit öngörüsel endişe kuşanırlar. Kendi uyumsuzluk potansiyellerini hissetmenin dehşeti, bu bakışlar havuzunda sivrilecekleri dehşeti onları tüketir. Bakılıyor olmanın dehşeti onları yer bitirir. Uyum sağlamak için farklı bakış biçimleri, kaçış biçimleri geliştirmek için öyle büyük bir enerji harcarlar, öyle büyük bir zihinsel muhakeme içinde kavrulurlar ki; insanların yaptığı küçük günlük rutinler bile içlerindeki yankı odasına bir deve dönüşür.

Bu gerilimden oluşan küçük çatlaklardan tehdit imleri içeri sızar. İçindeki karşı referansların sesi yükselir. Dünya artık bir gölge gibidir. Platonun mağarasında yaşayan insanlar gibi gerçeklik algısı değişir. Edilgin eklentiye dönüşürler yaşamın içinde. Eylem anlamını yitirir. Sistem kurumlarıyla kaçıp nefes alacağın bir alan bırakmaz. İktidar her yerdedir. Sürekli bütün gözetmenleri seni tanımlar. Teşhisler koyar, bir yerlere konumlandırır. Tıpkı tanrıların günahkarlardan tiksinmesi gibi kültür de uyumsuzlardan tiksinir. İnsanlar zamanla kendileri hakkında söylenen şeylere dönüşür.

başı göğsüme düştüğünde gecikmiş

eskimiştik

göğsümle arasındaki zaman gibi

 

çünkü yaşadıklarının bizde bir toplamı vardır artık

bir ismi de vardı üstelik: NİHİL (Otoposi Raporu sayfa: 49) Bu uyumsuzluk zamanla bir açlık oluşturur. Kendi açlığıyla besleniyormuşçasına pasifleşirler. Suça gidişin ilkel dinamikleri işler. Her şeyi bu duyguyla yakmaya başlarsın. Fazlalık ve eksiklik oranı arasındaki gerilim ne kadar sert olursa düşüş o kadar sancılı olur. Gerilim artıkça gerçeklikten kopuşun büyük olur. Pes eder ve kendini başkasının yorumuna mahkum eder kişi. Dil uzlaşımsal katından sıyrılır. Sistem tarafından görülüyor olmanın artık bir önemi yoktur. Geç kalınmış gibi değil de artık gerek kalmamış gibi hisseder kişi. Vazgeçmenin özgürlüğü bir sarhoşluk yaratır. Eylemsizliğe dayalı bir hayat başlar. Yok oluşun huzuru gelir oturur başköşeye. Kendini ispat yükü, bir boşluğa yanıt verme çabasına dönüşür. Bazen agresif bir aktivite içinde savrulursun. Güçlü ve şiddetli kontrastlar, coşkulu yok oluş. Dinleyecek kulak yoksa ses de yoktur. Vazgeçmenin özgürlüğü içinde gerçek hayat bir sise dönüşür.

 

sır; pembe silgiyi o çalmış oğlandan

kalbini de kendi kırmış üstelik

kaç kaz silmeye çalışmış ama

bir türlü çıkamamış o günden

 

yazmazdın (Sabah masada sayfa: 11)

 

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.