Fotoğraf ve Felsefe

Fotoğraf ve felsefe ilişkisi üzerine çokça düşünmüşüzdür. “Fotoğraf ve felsefe yan yana geldiğinde ortaya çıkan şeye sinema denir,” dersek, kısmen doğru söylemiş oluruz; büyük yönetmenlerin birçoğunun felsefeyle, büyük filozoflardan birçoğunun da sinema ile ilgilenmiş olduğu düşünülecek olursa… Değil mi ki sinema görüntü ile düşünmek…

İnsan üzerine, insanın dünyadaki varoluşu üzerine düşünen hiçbir yönetmen felsefeye uzak değil… Hareketli görüntünün sabitliği aynı zamanda felsefenin konusu… Sinemanın (dolayısı ile fotoğrafın) felsefe ile ilişkisi, Tarkowski’nin Mühürlenmiş Zaman’ında sinema estetiği üzerinden çok güzel anlatılır.

Fotoğraf terimlerini alt alta sıralarsak ortaya çıkan atmosfer bizi felsefi bir derinliğe götürür.  Eskiden, karanlık odadan başlamak en iyisi. Ama orayı hayal edebilecek kişi sayısı artık tek tük. Bu yüzden günümüzden alalım. Fotoğrafın anlamı ışıkla resim yapmak. Bir şeyin kopyasını çıkarmak… Günümüzün olanakları ile sonsuz çeşitlilikte kopyasını çıkarmak… Burada duralım. Bir şeyin başka başka şekillerde, yerlerde, zamanlarda kopyasını çıkarmak, yani fotoğrafını çekmek başlı başına çok yönlü bakış açısı demektir ve bu aynı zamanda çok yönlü düşünme demektir. Tekrarın yarattığı gerçeklik, tekrarın parçaladığı gerçeklik… Ve başlı başına felsefenin konusu. Varlığımızdan bile emin değilken başka bir somut “var” yaratıyoruz. Kişinin kendine bir nesne olarak dışarıdan bakıyor hale gelmesi demek bu. Elinizde eski tip fotoğraflar olduğunu düşünün…

Fotoğraf makinesini incelediğinizde kameranın ve gözün pek çok ortak özelliği olduğunu görürsünüz. İçeriye ters yansıyan görüntüyü düz olarak algılarız.

Işık artması, azalması, yoğunluk, renk, gölge…  Hepsi iyi bir fotoğraf için belli bir tartımda, ayarda olmalı. Bu teknik sistemin insanın düşünme biçimine benzer bir yanı var. Evrenle temas eder fotoğraf çeken. Sorularla, hayretle, merakla doludur. Bir tür evreni anlama isteği belki de… Niçin varız? Doğa niçin var? Bu görüntüler bize ne söylüyor?

Matematik niçin felsefenin konusu ise teknik anlamda fotoğraf da buna benzer biçimde felsefenin konusu. Matematikte de somut bir alanı soyutlarız (rakamlarla) fotoğrafta da (ışık)… Biri felsefe için sayısal zekâdan yararlanır, diğeri görsel…

Fotoğraf sabitler. Şu an birçok değişiklik yapılsa üzerinde oynansa da varoluşun görüntüsünü hapseder. Uzam ve zaman içinde sınırlar. İnsana varlığı ile ilgili bir bilgi verir. Mağara duvarlarına çizilen resimler benzeri bir etki belki de… “Buradaydık” deme isteği…

Fotoğraf görme biçimlerini geliştirirken, düşünme biçimlerini de geliştirir.

Fotoğrafın felsefeye diğer sanat dallarından daha yakın olması herkesi kapsıyor oluşuyla da ilgili. Herkes fotoğraf çekebilir ya da fotoğrafını çektirebilir. Çeken için de çekilen için de fotoğraf bir etki yaratır. Felsefe açısından en önemli kısmı buradadır; etki… Fotoğraf çekilmek aynı zamanda nasıl göründüğüm üzerine düşündürür. Nasıl göründüğüm aynı zamanda nasıl görüldüğümdür de… İnsanın toplumsal bir varlık oluşuyla ilgili fotoğraf.

Sanat fotoğrafı, basın fotoğrafı, reklam fotoğrafı, kişisel fotoğraflar… Hepsinin ayrı etki alanları olabilir felsefe ile… Örneğin mizanpaj. Hep yeni bir şey akla getirir. Tesadüfen yan yana gelmiş gibi görünen iki kare…

Fotoğraf bir üst bakış sağlar. Gazeteciler ve felsefecilerin durduğu yeri düşünelim… Nesnel, herkese her şeye eşit bir uzaklık… Ya da evrensel bir değer için dikkat çekmek istediği biçimde yer verir kadrajındakilere…

Yoruma dayalıdır sanatsal fotoğraf… Başkalıklarımızı sergiler.

Uzağın ve yakının bilgisini, bunun yaşamsal karşılığı; gençliğin ve yaşlılığın bilgisini verir. Uzak çekim, sanki yaşlılığın hikâyesini daha iyi anlatır… Gençler şimdi burada, yakındadırlar…

Fotoğraf çekmek düşünsel mesafe kazandırır. Bir şeye her yönden bakmayı bir alışkanlık haline getirirsiniz. Böylece filozoflara yaraşır bir kafa yapınız olur; ön yargısız. Her şeye sıfırdan başlayan. Bir çocuğun gözleriyle bakar filozofun gözleri. Hayret ve şaşkınlık duygusunu yitirmeden. Ezberi bir kenara atar; doğaçlar… Ancak doğaçlayabilmesinin tek yolu da ezberdir. İşte fotoğraf bu ezberi sağlar. Bilge kafalar ezberden üşenmez çünkü bir şeyin geçekliğini tekrarın sağladığını bilir. Ancak o gerçeklik atmosferinde yeni sorular sorulabilir.

Metafizik neden söz ediyorsa felsefede, fotoğraf da biraz ondan söz ediyor. Görünenin görüntüsü biraz da orada olmayan bir şeyi araştırmak… Işıkla yazmak, ışıkla silmek…

Fotoğrafın evreni, dünyanın üstünde, yanında koyunu ve çiçeği ile durup dünyayı seyreden Küçük Prens’in evreni gibi bir evren. Bu yüzden felsefeye yakın bir alan.

İnsan niçin fotoğraf çeker?

Hayranlık. En temel sebeplerden biri. Güzellik. Estetik. Kendine ait kılma isteği. O güzelliği çoğaltma isteği… Bir bakışı yayma isteği… Durmadan sorular soran Sokrates’ten ne farkı var durmadan fotoğraf çeken birinin. Günümüzün görsel dünyasını düşünecek olursak… Çekilen her fotoğraf önümüze atılan bir soru gibi… Niye varız? Bu dünya niye var. Şu dağlar… Deniz… Gök ne güzel… Melankolik kişilerin işi biraz da fotoğraf çekmek… dünyaya dair büyük soruları olan, nostalji duygusu içindeki kişilerin… Güzellikle başı dertte olanların…

Tarkowski’nin, Bergman’ın filmleri ve kuramsal kitapları (Büyülü Fener, Şiirsel Sinema) bize fotoğrafın felsefe ile ilişkisini çok güzel açıklar. Görüntü ile düşündüren yönetmenlerdir. Soru soran… İran Sineması’ndan yönetmen Abbas Kiyarüstemi’nin Zeytin Ağaçları Altında filminde, film içinde çekilen filmde karı-koca rolünde olduğu kıza, gerçek hayatta aşkını bir türlü aşkını kabul ettiremeyen gencin hikâyesi anlatılır… Gencin çıkmazı öyle büyüktür ki… Üzülürüz. Ama filmin son sahnesindeki görüntü sanki insanlığın tüm çıkmazını özetler… Aşık genç yemyeşil bir tepede kızın ardından koşmaktadır. İkisi de beyaz giymiştir. Sonunda öyle çok uzaklaşırlar ki minicik kalırlar. Her ikisi birer beyaz kanat, yeşil yamacın üstünde, tıpkı bir kelebek uçuyormuş gibi bir hisse kapılırız onları izlerken… İnsanın çıkmazını ve dünya üzerindeki yerini bu kadar güzel anlatan başka bir kare hatırlamıyorum.

Fotoğraf zaman algımızı değiştirir. Öncelik sonralık ilişkisini yeniden kurmamızı sağlar. Tıpkı felsefe gibi her an yenilenen bir yapısı vardır. Nasıl ki felsefe öğretilerini tarih kitaplarını okur gibi okuyup geçemiyorsak fotoğrafın da hep yeni bir etkisi vardır. Yaşayan bir etkisi vardır.

Fotoğraf sınırlamayı öğretir. Analitik düşünmeyi öğretir. Hem teknik olarak hem de içerik olarak felsefenin en ilgili olduğu alanlardan biridir.

Fotoğraf çeken kişi genelde çok gezen kişidir. Çok gezen kişi çok bilen kişidir.

Fotoğraf bize bir hikaye anlatır. Edebiyatla felsefenin ilişkisi gibidir aynı zamanda fotoğraf ve felsefe ilişkisi… Leskov’un öykülerini okurken gözümüzde canlanan şey, bir fotoğrafa bakarken gittiğimiz yerle aynıdır kimi zaman…

Fotoğrafta ikili bir dünya vardır. Felsefede hep karşımıza çıkan bir ikiliğe benzer bu. Metafizikte, Dil Felsefesi’nde, Zihin Felsefesi’nde… Bu da başka bir derinleşme alanı… Keyifli çekimler… İyi düşünmeler…

 

Son olarak birkaç kitap önerisi:

Walter Benjamin, Fotoğrafın Kısa Tarihi

Suzan Sontag, Fotoğraf Üzerine

John Berger, Görme Biçimleri

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.