Salad Man: Ânı sahiplenmek ve durmayı öğrenmek adına

Trump’a yönelik suikast girişiminin yarattığı kaos ortamında, herkes paniklerken salatasını yemeyi bırakmayan “Salad Man”, farkında olmadan Stoacı filozofların yüzyıllardır tarif ettiği, gök gürültüleri arasında sükunetini koruyan ruhun iç huzurunu bir tabak yeşillikte somutlaştırdı. Kahraman olmak için değil, sadece kendisi olmak için yerinde kalan adam, ne kahraman pozu kesti ne felsefi bir açıklama yaptı; sadece salatasını yedi. Ve bu sıradanlık, tam da o kaos ortamında zarif bir özgüvenin vücut bulmuş haliydi.

Salata, birbiri ardına yığılan olayların etkisini savuşturmak için bir koruma kalkanı işlevi üstlendi. Salad Man’in Stoacı tutumunu, Epiktetos’un sözleri çok iyi özetliyor:

“Öyleyse ölüm korkusunu yok et; istersen bütün gök gürültülerini ve şimşekleri üzerine yağdır; ruhunun hükümran olan bölümünün ne denli derin bir sükunet ve dinginlik içinde olduğunu göreceksin.”

Epiktetos, ruhun hükümran bölümünü (hêgemonikon), dışsal kaosun hiçbir zaman fethetmeyeceği bir iç kale olarak tarif etti. Gök gürültüsü de, şimşek de, ölüm korkusu da bu kaleye dokunamazdı. Filozofun söylediği özetle şuydu: Gerçek özgürlük, olayları değiştirmekte değil, onlara verdiğimiz tepkiyi seçmekte yatıyor.

Trump’a yönelik suikast girişimi sırasında Washington’u gök gürültüleri bastı ve şehrin üzerine şimşekler yağdı. Ancak Salad Man, filozofun tarif ettiği o derin sükunetin tam ortasında, salatasını yemeye devam etti.

Stoacılar (özellikle Marcus Aurelius), geçmişin çoktan gitmiş; geleceğin ise henüz olmadığı şu anı, tek gerçek zaman olarak görüyor. Modern ‘nokta-zaman’ (Punktzeit) tam da bu Stoacı şimdinin bozulmuş halini yansıtıyor: Nokta-zamanda yalnızca boşuna koşuşturma vardır çünkü hiçbir yön ve yönelim kalmamıştır. Teknik anlamda hızlanma bile mümkün değildir çünkü hızlanma bir varış noktası gerektirir; geriye yalnızca biteviye faaliyet kalır. Ya da bütün hedeflere ulaşıldığı, arzuların demir atmış gemiler gibi cansız olduğu, nesnelerine karışıp çoktan çözüldüğü bir donma noktası.

Bugünkü zaman krizini tetikleyen hızlanma değil; diskroni.

Zamanın geçmişe oranla çok daha hızlı aktığı hissi, büyük ölçüde duramamaktan kaynaklanıyor.

Zaman bu diskroni sebebiyle düzenleyici bir ritmin eksikliğini çekmekte ve bu yüzden ölçüsünü kaçırmakta.

Zaman arabasına koşulmuş atların dizginlerinden boşanarak arabayı bir uçuruma sürüklemesine benzer bir eşzamansızlığın, dizginsizliğin, zamanı kendi içsel ritminden ve yönünden kopararak özneyi savruluşa sürüklemesi gibi.

Diğer bir sorun, eylemlilik yaşamının (vita activa) mutlaklaştırılması. Bu mutlaklaştırma, insanı bir çalışan hayvana (animal laborans) dönüştürüyor.

Gündelik hayattaki hiperkinezi, aşırı hareketlilik, insan yaşamındaki tefekkür unsurunu ve durma becerisini ortadan kaldırıyor.

Durmayı bilmek gerekiyor. Bir anı duraksatarak edilgin biçimde tutabilmek ve o ana ilgi yöneltmek, hıza karşı bir özgürleşme biçimi oluşturabilir.

Salad Man bu bakımdan, ânı sahiplenmek için durmayı bilen adamdır. Sessizlik içinde oturup sabır gösteren, hiçbir şey sormadan bekleyen çünkü cevapların kendi zamanlarında geleceğinden emin olan adamdır.

Hayatın herhangi bir noktasında bir köşe bulup, gerçeklikten firar etmek maksadıyla belki. Ya da ânın kendisini açmasını sabırla beklemek için… Belki de dünyaya olur olmaz sataşmamak adına…

O, Blaise Pascal’ın dediği gibi, “insanlığın tüm mutsuzluğunun, bir odada sessizce oturamamasından kaynaklandığının” idrakine varmış adamdır. İçindeki sessizliği bulup, salatayı yemek dahil, tüm şeyleri bu kayıtsızlığa göre düzenleyen adamdır. Trumpist histerik güç gösterisinin sahnelenmesine kayıtsızlık… Çığırtkan, kılçıklı ve çapaklı kelimeler hurdalığından kaotik bir dilin, yalnızca anlaşmazlığın dili olduğunu bilen ve bu yüzden kendi içine çekilen adamdır. Sessizce sahneyi izleyen ve bu tiyatronun ona söyleyeceği çok şey olduğunu bilen adamdır. O sahne, hakikatlerin uğultularda boğulduğu bir tiyatronun sahnesi.

Seneca, Epistulae Morales’te şunu yazar: “Omnia, Lucili, aliena sunt, tempus tantum nostrum est”: Her şey yabancıdır bize; yalnızca zaman bizimdir.

Modern nokta-zaman, içi boş, yönsüz ve bağlamsız bir an: Stoacıların, özgürce seçilmiş, derinlikli ve bilinçli olarak yaşanan şimdisinin aksine, durmaksızın bir sonrakine sürüklenen, anlam taşımayan bir an parçası.

Zihni buruşturan, duyguları kaosa sürükleyen bir ilişkiler ağının hükmünde, birbirine dolanmış hurda anların yığışımından bir zaman. Ve özne bu hengamede yapayalnız.

O hâlde, Stoacıların öngördüğü, zengin, derin, anlamlı bir şimdinin yeniden kurulması, büyük bir meydan okumaya dönüşüyor. Durma sanatını yeniden kazanmak, artık toplumsal ve kültürel bir zorunluluk.

Bu, bireysel bir ruh huzuru arayışından ziyade, kolektif bir zaman deneyiminin yeniden inşası meselesi.

Kasanın önünde durmaksızın kaydırılan eşyalar gibi, kapitalizm de her anı bir sonrakine geçiş için tüketilen bir meta haline getiriyor; durma sanatını yeniden kazanmak, o bandın üzerinde kalan, sıraya girmeyi reddeden, kaydırılamayan bir nesne gibi, biraz da sistemin akışını içinden sekteye uğratmaktır.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.