Ağustos sıcaklarının sürmeye devam ettiği bir yaz günü, üç Burgazadalı yazarın Anadolu Kulübü’ndeki kitap tanıtım etkinliğini öğrenince hemen vapura atlayıp söyleşiye katılma kararı verdim. Etkinliğe katılan yazarlardan Avusturya asıllı Robert Schild’in yeni kitabıyla ilk olarak Akillas Millas Ödül Töreni’nde tanışmıştım, ancak diğer kitaplarını, yazarın adını sıkça duymama rağmen bir türlü okuma fırsatı bulamamıştım.
Yazarımız Robert Schild, Alman Lisesi sonrasında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi lisans eğitimi ve Linz Üniversitesi’nde uluslararası pazarlama konusunda doktora tezini vererek demir-çelik sektöründe yöneticilik yapmış. Birçok ulusal basında yayımlanan gazete ve dergilerde de yazıları yayımlanmış. 2000’li yıllardan itibaren kitaplarıyla da yazın hayatına katkıları olmuş bir yazar.
Böylesine yazın dünyasında kendini var eden bir Burgazadalının, “Burgazada Üçlemesi” adını verdiği kitaplarla, Burgazada’nın adeta bir hafıza arkeoloğu misali eskiyi kazıyarak eski adalıların anılarını, duygularını yeniden yaşatma misyonunu edinmiş olduğunu görüyoruz. Bizler gibi ada sevdalısı insanlar ise, bu anıları okuyup o sokaklara veya mekânlara her adım attığında geçmişi hayal etmiş oluyor. Robert’in ilk iki kitabı, 2000’li yıllarda, daha Adalar Müzesi yokken başlatılan sözlü tarih çalışmalarının çok ileri bir adımı olmuş.

Sözlü tarih, yazılı kaynaklarda, gazete arşivlerinde ya da resmî kayıtlarda yer almayan, çoğu zaman görünmez kalan deneyimleri gün yüzüne çıkarır. Bu yönüyle geleneksel tarih yazımının ötesine geçerek olayların içinde yaşamış bireylerin sesini duyurur. Belirli dönemlerde, belirli mekânlarda ve belirli toplumsal çevrelerde yaşamış insanların anlatıları sayesinde, resmî belgelerde bulunmayan kişisel öyküler, duygular ve bakış açıları kayıt altına alınır. Sözlü tarih, canlı hafızayı beyin kıvrımlarında kaybolmadan önce yakalayıp saklar; bununla da kalmaz, toplumsal hafızayı korur ve kuşaklar arası aktarımı güçlendirir.
Kitap, kapağındaki fotoğrafıyla başlayan birinci bölümü ve onu takip eden 11 bölümden oluşuyor. 1970’lerde Burgazada’ya akademisyen akınından bahsederken, ilerleyen bölümlerde Rum ve Bulgar kökenli ustalardan başlayarak İstanbul’un pek ünlü çikolatacı, pastane ve şarküteri mağazalarının sahipleriyle içki üreticilerine kadar uzanan öyküler bulunmakta… Hatta okurken Baylan Pastanesi, Royal, Elit, Mabel ve Golden çikolatalarının sahiplerinin bile Burgazadalı olduklarını öğrendikçe çok şaşıracaksınız.

Kitabın adında da geçen “Burgazada’nın İkonları” bölümü ise bir zamanlar her Burgazadalının bir anısı olduğu Turgut Egemen’in hayvanat bahçesi ile başlıyor. Günaydın gazetesi sahibi Haldun Simavi’nin kızının evinde beslediği ve baş edemediği iki aslan yavrusunu Burgazada’daki hayvanat bahçesine bağışlamasıyla çok ilginç öyküler gerçekleşiyor. Deniz Kulübü’nün de yeri Burgazada için çok mühim. Burada düzenlenen yarışmalar, etkinlikler ve kulüpteki enteresan insan manzaraları da kitabı sürükleyici, bazen de tebessüm ettiren bir hâle getiriyor.
E tabii Burgazada olunca en ikonik karakteri Madam Martha da çokça yer kaplıyor kitapta. Renkli karakteri ve adına verilen Madam Martha Koyu’nun öyküsü ve ada ziyaretçilerinin az bildiği bir başka koy olan Mimi Koyu’ndan da bahsedilmiş.
Okudukça çok insan, çok anı yükleyen bir kitap bu. Tanımadığınız birçok insana ve anıya dokunuyorsunuz. “Geçmişte Burgazada’da yaşasaydım keşke” duygusu çokça kere hissettiriyor kendini. Şimdilerde gezip nefes aldığımız, terapi gibi arındığımız adamızın öyküleriyle daha da nezaketli adımlar atmayı yeğliyorsunuz. Eğer bir hoyratlığınız varsa, durup tekrar bir kendinizi dikkatli olmaya sevk ettiriyor bu kitap sayesinde diyebiliriz.
Sonuçta bugün gezinti yaptığımız bu sokaklarda Genco Erkal da dolaşmış, Tilbe Saran da. Kitabın içinde çok ama çok insan portresi var ama okudukça pek sıkmayan ve akıcı bir dili var kitabın. Bu nedenle Burgazada’ya gelmeyi düşündüğünüzde bu kitabı okuyup tekrar gelin derim.
Geçmişte hayvanat bahçesi olan yerdeki cemevinde belki bir çay içersiniz ya da Kalpazankaya’nın güzel manzarasında güneşi batırırken benim gibi kuşların göçlerine rastlar, gazeteci Ali Gevgilili’nin kızı Elif’in kitapta yer alan uzunca Burgazada hakkındaki şiiriyle güne veda edersiniz…


Bir Cevap Bırakın