1937 Enternasyonal Fuarının Kayıp Maketleri: Efes ve Bergama Harabeleri

Genç Cumhuriyet’in sosyal, kültürel ve sanatsal hayata dair tahayyülü, henüz savaştan yeni çıkmış bir ülkenin imkânlarından ibaretti. 1937 yılı, bu tahayyülün yerini giderek bütüncül bir kültür politikasına bıraktığı ve Türkiye’nin kültürel hafızasını uluslararası alana taşımaya başladığı bir dönem olarak karşımıza çıkar. Özellikle 1937’de katılınan Paris Uluslararası Sanat ve Teknik Sergisi, Türkiye’nin Türk kültürünü, erken sanayi hamlelerini ve arkeolojik kazılarını uluslararası bir platformda sergilemesi açısından önemli bir fırsat yaratmıştır. Aynı dönemde İzmir Enternasyonal Fuarı da uluslararası katılımcıların bir araya geldiği önemli bir organizasyon olarak öne çıkmıştır.

Bu sene 95. kez düzenlenecek olan fuar, aradan geçen yaklaşık bir asırda dönüştü, değişti, farklılaştı. Osmanlı Arşivleri’nde taranmış belgeler arasında gezinirken, tam da fuarın açıldığı bu günlerde bir tesadüfle karşılaştım: doksan küsur yıl öncesine uzanan, bir türlü sonuçlanmamış bir hikâye.

 

Başbakan İnönü’nün İzmir Seyahat1937 baharında İzmir’i saran rüzgâr, yalnızca genç Cumhuriyet’in az zamanda çok iş başarma heyecanını değil; kendi geçmişini sahiplenme arzusunu da taşıyordu. Başbakan İnönü’nün Bergama seyahatinde karşılaştığı manzara, imparatorluktan devralınan harabe hâlindeki bir mirastı. Osmanlı döneminde Bergama’dan alınan Zeus Sunağı, Telephos Frizi ve Athena Tapınağı’nın mimari parçaları seneler öncesinde Almanya’ya götürülmüştü. O dönem “üçte bir kuralı” ile Bergama’da gerçekleştirilen kazıdan; kazıyı yapanlar, arazi sahipleri ve Osmanlı Devleti olarak paydaş edilmekteydi. Üstelik 93 Harbi sırasında yaşanan ekonomik sorunlar Osmanlı’nın kendi payını Almanya tarafına satmasıyla durumu geri döndürülemez bir neticeye sürüklemiştir.

Genç Cumhuriyet ise kendi topraklarındaki kültürel mirası halkıyla tanıştırmanın yollarını arıyordu. İnönü’nün talebi doğrultusunda Efes ve Bergama’daki harabelerin maketlerinin yapılması ve Ağustos ayında kapılarını açacak Enternasyonal Fuarı’nın Turizm Pavyonu’nda birer maket olarak sergilenmesi gündeme gelmişti. Bu karar, dönemin kültür politikalarının bizzat devlet eliyle, hatta Başbakan İnönü’nün kişisel talimatıyla şekillendiğini gösteriyor.

Yazışmalarda Turizm Pavyonu’ndan İnönü’nün talebiyle söz edilmesine rağmen, Arkitekt Dergisi’nde 1937, 1938 ve 1939 yıllarında düzenlenen Enternasyonal Fuarı hakkında titiz ve kapsamlı yazılar kaleme alan mimar Muammer Tansu’nun metinlerinde bu yapıya rastlanmamıştır. Arşiv belgeleri ile fuara ilişkin dönemin yayınlarını birlikte düşündüğümüzde, bu sessizlik, Turizm Pavyonu’nun aslında hiç hayata geçmemiş, kâğıt üzerinde kalmış bir proje olabileceğini düşündürüyor.

Behçet Uz’un İtirafı

İnönü’nün talebi, İzmir Belediye Başkanı Behçet Uz’un 5 Mart 1937’de Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Akademisi’ne gönderdiği telgrafla (arşiv no: 74/124/4) somut bir adıma dönüşüyor. Behçet Uz, İnönü’nün ziyaretini ve talebini aktararak, meselenin fuarda sergilenebilecek şekilde kısa sürede ele alınmasını istiyor. Ardından, telgrafı Akademi Rektörü Bürhan Ümit Toprak’a iletirken çarpıcı bir itirafta bulunuyor: “Filhakika İzmir’de böyle maket yapacak sanatkârlar yoktur.”

Behçet Uz’un yazışmalardaki bu tespiti, tek başına dönemin İzmir’ine dair önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Uzun süren savaşlar, 1922’deki büyük kent yangını ve ardından gelen mübadele, kentin zanaatkâr nüfusunu büyük ölçüde eritmişti. Cumhuriyet’in on dördüncü yılında bile bu boşluk henüz bütünüyle doldurulabilmiş değildi.

 

Bruno Taut Devreye Giriyor

Bruno Taut, mimaride dışavurumculuk çevresinden gelen ve Nazi Almanya’sından kaçarak Türkiye’ye sığınan dönemin önemli mimarlarından biriydi. Türkiye’de inşa ettiği yapılar, bugün hâlâ onun izini taşıyor. Kültürpark içindeki Maarif Vekâleti Pavyonu, bugünkü adıyla Mehmet Tüzüm Kızılcan Sanat Galerisi, Taut’un İzmir’deki çalışmalarından biriydi.

Behçet Uz’un telgrafı, Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü şefi Prof. Bruno Taut’un önüne gelir. Taut, meselenin mimarlık alanına girmediği ve arkeologların ilgilenebileceği yönünde görüş bildirir. Böylelikle dosya akademiden Müzeler Direktörlüğü’ne doğru ilerler. Bir maket yapımı talebi, bu noktadan itibaren kurumdan kuruma devredilen bir yazışmaya dönüşmüştür bile.

 

Bürokrasinin Kıskacı

Müzeler Genel Direktörlüğü ise 29 Mart 1937 tarihli ve 24286/488 sayılı belgeyle (arşiv no: 74/124/5), Akademi’nin 12 Mart tarihli yazısına yanıt verir: Bergama Akropolü’nün maketini yapacak öğretmen veya öğrenciye, hafriyatta ortaya çıkarılan yapı kalıntıları ile bunlara ait imalat ve restorasyon planlarından yararlanabilmesi için müzece gerekli kolaylıkların gösterileceğini bildirir.

 İzmir Belediyesi, 6 Nisan 1937 tarihli ve 4134 sayılı belgeyle (arşiv no: 74/125/1) İstanbul Müzeleri Genel Direktörü’ne başvurur: Akademi’den alınan cevap ve Başbakan’ın da bu işi arzu etmesi dolayısıyla vaat edilen yardımlar için teşekkür eder; ancak İzmir’de bu maketleri yapabilecek bir sanatkâr bulunmadığından, işin kime yaptırılabileceğinin ve ne gibi bir destek sağlanabileceğinin bildirilmesini rica eder.

İstanbul Âsâr-ı Atîka Müzeleri ise bu yazışmaya 13 Nisan 1937 tarihli ve 24377/579 sayılı belgeyle (arşiv no: 74/125/2) yanıt verir. Müze Genel Direktörü Aziz Ogan, Bergama Akropolü’nün maketini yapabilecek birini tanımadığını belirtir; ancak Almanların hafriyat sırasında Akropol’ün bir maketini yaptırıp Berlin Müzesi’ne koyduklarını hatırlatarak şöyle yazar: “Hatırımda kaldığına göre Akropol 2,00 x 1,50 ebadında olarak gösterilmiştir. Tahminime göre bunun bir örneğini temin etmek mümkündür.” Ardından, “Arzu ettiğiniz takdirde Berlin Müzesiyle muhabere etmek ve bu babda izahat almak kabildir. Nezdimde bulunan bu maketin bir resmini ilişik olarak gönderiyorum.” diyerek elindeki imkânı aktarır. Efes için ise durumun farklı olduğunu belirtir: hafriyat henüz tamamlanmamıştır, ayrıca yıllar önce Falkener adlı biri tarafından hazırlanan restorasyon planının sonraki kazılarla hatalı ve gerçekçilikten uzak olduğu ortaya çıkmıştır; bu nedenle Efes’in tiyatro, agora, kütüphane gibi büyük yapılarının ayrı ayrı maketlerinin yapılmasının daha uygun olacağı kanaatindedir.

Aziz Ogan’ın aynı yazısı, Efes harabelerine dair de önemli bir ayrıntı taşır. Efes kazılarının henüz tamamlanmadığını belirten Ogan, yıllar önce Falkener tarafından hazırlanan restorasyon planının, sonraki kazılarla birlikte hatalı ve hatta fantezi bir tasvirden ibaret olduğunun anlaşıldığını söyler. Bu nedenle Efes şehrinin tiyatro, agora, kütüphane ve benzeri büyük yapılarının ayrı ayrı maketlerinin yapılmasının daha uygun olacağı kanaatindedir.

13 Nisan 1937 itibarıyla dosya, resmî yazışmalar düzeyinde burada kesiliyor. Ağustos ayında açılması planlanan fuara daha 129 gün varken, arşivdeki belgeler somut bir üretim aşamasına geçildiğini göstermiyor. Üstelik 1937, 1938 ve 1939 yıllarına ait Arkitekt Dergisi’nde Muammer Tansu’nun kaleminden çıkan fuar yazılarında, Efes ve Bergama harabelerinin maketlerine dair tek bir ize rastlanmıyor.

Bu olaylar zinciri, dönemin kültür ve sanat alanındaki kurumsal işleyişine ve döneme özgü bazı dinamiklere dikkat çeken küçük ama çarpıcı bir arşiv hikâyesi sunuyor. Ağustos ayında kapılarını açacak fuar için İnönü’nün önemle üzerinde durduğu Efes ve Bergama harabelerinin maketleri, henüz kurumlar arasındaki yazışma aşamasındayken 13 Nisan’da sessizce dosyanın içinde kalıyor. Arşivin bize gösterdiği kadarıyla, genç Cumhuriyet’in kültürel mirası görünür kılma iradesi ile bu iradeyi hayata geçirecek kurumsal ve teknik imkânlar arasında henüz aşılması gereken önemli bir mesafe vardı.

 

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.