1821 yılının 4 ağustos günü Fransa’nın doğusundaki küçük bir köy olan Anchay’da sıcak bir gündü. 176 kişi nüfusa sahip bu köydeki evlerden birinin içinde yeni bir bebek dünyaya geldi. Louis adı verilen bebek, 19 ve 20. asırlarda ”lüks ve şıklık” kavramını bütün dünyaya yayacak olan Louis Vuitton’dur.
Louis 13 yaşındayken bu küçük köyü terk ederek, yürüyerek Paris’e doğru yola çıkar. 470 km’lik yoldaki il ve ilçelerde çalışarak yaşamını sağlayan Louis, İki yılı aşan bir yolculukla Paris’e cebinde hiç parası olmadan varır. Bir kutu yapım ve paketleme ustası yanında çıraklığa başlar. Kendisinin bu çıraklık dönemi tam 17 yıl sürer. 3. Napolyon’un eşi İmparatoriçe Eugeneu de Montijo’nun kişisel kutu üreticisi ve paketleyicisi olan Louis, kraliyet ailesi ve prestijli kişilerle tanışır. İşçi kıyafetini çıkarıp, Paris’in en şık beylerinden biri gibi giyinmeye başlar. Artık onlardan biri olmuştur.
Paris Vendome’da en prestijli adreslerinden birinde; 1 Rue Scribe’de kendi dükkanını açar. 1885 yılında da Londra’nın ünlü Bond caddesinde dükkanını açar. 1817 yılında sadece valiz yapma yanında, lüks ve şıklıkta işinin bir parçası olduğuna karar verir. Bej kanvas üzerine kırmızı çizgili kendine özgün tasarımla lüks moda markasını yaratmaya başlar. Louis Vuitton’un 1892’deki ölümünün ardından Georges Vuitton işin başına geçti. 1987 yılında Louis Vuitton, Moet ve Hennessy ile ortak olup lüks tüketim devi olan LVMH firması kuruldu. LMVH’nin sahibi ve CEO’su 2022 yılında kişisel varlığı 184,7 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin kişisi unvanını kazanan Bernard Arnoult’dur. Bugün; dünyanın en değerli lüks markası olan LMVH 2025 yılında 80,8 milyar euro gelir elde etmiştir.

Paris’teki Louis Vuitton Vakfı’nın Sanat Merkezi’ne doğru gidiyordum. En yakın metro durağında inmeme rağmen tam 950 metre uzaktaki binaya yürüyordum. Sonra öğrendim ki Frank Ghery’nin tasarlayıp gerçekleştirdiği bu binaya gelenler, binayı tamamen görsünler diye bina her bir toplu taşıma durağından en az bu mesafe kadar uzaktaydı.
Her bir adımda yaklaşırken bugüne kadar görmediğiniz biçimde bir binayla rastlaşıyordunuz. 12 devasa cam eğrisi çatılardan oluşan bu bina her attığınız adımda şekil değiştiriyordu. Balina, uzaydan düşen meteor, örümcek kozası veya büyük bir bulut biçimlerini andıran bu yapı dört bir yanındaki Boulogne ormanının ağaçlarının binanın devasa camlarında yansımasıyla, günün saatine bağlı olarak değişen ışığın açısıyla çeşitli görüntüler vermekteydi.
21. asrın en tartışmalı ve davalı binasının yapım öyküsü 2001 yılında başladı. Fransız Kültür Bakanlığı’nda çalışırken ayrılan Paul Claverie. Loise Vitton’un CEO’su olan Bernard Arnoult’un özel danışmanı olmuştu. Claverie patronu Bernard Arnould’a çok ısrar ederek ona Bilboa da ki Frank Ghery’nin binası önünde durup “lütfeni, hissettiğiniz duyguyu keşfedin” der. Bilboa’daki binanın karşısına gidip çok etkilenen Arnould, Frank Ghery ile tanışmak ister. 10 gün içinde Ghery Los Angeles’den, Arnould ise Paris’ten giderek New York’ta öğle yemeğinde buluşurlar. Yemek bittiğinde, Ghery “ modaya her zaman ilgi duydum. 60’larda yaşadığım Paris dünyada en sevdiğim şehirdir (hatta kendisi o yıllarda Paris’te birde aşk macerası yaşamıştır). Modanın devi olan bir kişi beni Paris’te bir bina tasarlamaya davet ettiğinde, bu cennetten bir görevdi benim için. Ayrıca ben uçurumdan atlamayı ve bir şeyler denemeyi çok severim. Yanımda harika bir hamim var. Daha ne isterim, ne kadar heyecanlı…” Yemekten sonra Bernard Arnould’da çok mutluydu. Kendisi bu yüzyılın Medicisi olmaktaydı.
Her bir attığım adımda: sanki denizde yüzen bir yelkenli andıran veya her adımda büyüyor gibi görüntüsüyle şekilleri değiştiren binanın çizimi yedi yıl sürmüştür.Tasarlama, çizim çalışmalarında Ghery, Rönesans devri resimlerdeki giysileri, Gotik kiliselerin yapısını inceleyip, Michelangelo’nun kıvrımlarını camlarla yaratmaya çalıştı. Binanın ziyaretçilerine “annenin kucağında bir bebek” duygusunu vermeye çalıştı.

Ghery “Bois de Boulogne kutsal bir yer. Oraya öylece bir bina koyamazsınız. Geçici niteliklere sahip unutulmaz bir bina yapmanız gerekir” derken, Paris’te bu binanın yapılmasına karşı olanlar her geçen gün artmaktaydı. Fransa da özellikle Paris’te sivil toplum hareketleri çok güçlü ve yaygındır.1897 de Eiffel Kulesi’nin yapımına, 1969 da Pompidou Sanat Merkezi, 1989 da ise de Louvre Piramidi’nin yapımına karşı çıkıldığı gibi “Bu ucube, Paris’in havasını bozuyor” diye başlayan “Boulogne ormanları ortasında bina yapılamaz” diyen kuvvetli bir reaksiyonla karşılaştı.
Boulogne’yi korumaya çalışan gruplar, binanın yapımını durdurmak için dava açtılar ve mahkeme projenin yapımını durdurdu. Frank Ghery bu kadar önem verdiği, yıllarca çalıştığı projesinin imar izninin mahkemece kaldırılmasına çok sinirlendi “işte yeni bir örneği, Parisliler kültürsüzdür” dedi.
Daha sonra Paris İdare Mahkemesi, “vakfın binasının tüm dünya için büyük bir sanat merkezi ve binanın bir sanat eseri” olacağı için özel bir yasa çıkardı. Proje devam etti.
Kamuya hizmet etme misyonuyla hareket eden Vakıf; sanat ve kültürü herkes için erişilebilir kılmaya kendini adamıştır. Sanatı hem ulusal hem de uluslararası düzeyde tanıtmak amacıyla, modern ve çağdaş sanat eserlerinin yer aldığı geçici sergiler düzenlemekte, koleksiyonunda bulunan eserleri sergilemekte, sanatçılardan mekana özgü eserler yaratmalarını istemekte ve kültürel yelpazenin tamamını kapsayan etkinlikler (konserler, performanslar, konferanslar, film gösterimleri, dans gösterileri ve daha fazlası) düzenlemektedir.
24 Ekim 2014 de açılışı yapılan vakfın açılış konuşmasında Bernard Arnould; “Frank Gehry, çağımızın en büyük mimarlarından biri ve 21. yüzyıl mimarisinin muhteşem bir anıtını tasarlama zorluğunun üstesinden geldi. Gerçek bir vizyoner olduğunu kanıtladı ve Louis Vuitton’u her zaman tanımlayan mükemmellik ve tavizsiz profesyonellik değerlerini benimsedi. Binası gerçek bir başyapıt. Frank Gehry’nin binası aslında vakfın ilk sanatsal ifadesi olup, halka açılışla başlayan ve misyonunu giderek daha da doğrulayacak bir sanatsal yaratıcılık yaklaşımını başlatıyor.”
Louşs Vuitton Vakfı açıldığından beri 28 büyük sergiye ve açık alan programı kapsamında daha küçük sunumlara ev sahipliği yaptı.
Sanat, kültür ve mirasa olan yaklaşık 25 yıllık bağlılığın sonucu olan binada, yaşayan bir ressama ait tablosu rekor fiyat olan 34 milyona satlıan Gerhard Richter’in sergisi vardı.
Alman bir görsel sanatçı olan Richter, soyut ve fotorealistik resimler, fotoğraflar ve cam eserler üretmiştir. Dünyaca ünlü olan bu sanatçının sergisi 2 Mart 2026 tarihinde sona ermiştir.
Louis Vuitton Vakfı; 15 Nisan – 16 Ağustos 2026 tarihleri arasında, Alexander Calder’ın (1898-1976) 1926’da Fransa’ya gelişinin yüzüncü yılını ve ölümünün elli yılını, eserlerinin tüm yönlerini inceleyen bir retrospektif sergiyle kutlayacak.
Calder; özgün yenilikçi yaklaşımı, zamanı dördüncü boyut olarak kullanarak yaptığı heykellerle, heykelin boyutlarını genişleten kişidir.
Hareket, ışık, yansıma, ses, geçicilik, yerçekimi, performans ile pozitif ve negatif alanın etkileşimi olduğuna inanan Calder’in sadece heykelleri değil çeşitli alanlardaki 300 tane eserinin Frank Ghery gibi bir sanatçı mimarın binasıyla buluşması, sanatseverler için eşsiz bir kareografik dans şöleni şeklini alacaktır.


Bir Cevap Bırakın