Vincent van Gogh’un adı, bende bir efsane ve renk seli çağrıştırıyor. “Lanetli ressam”, kulağını, sanatçı meslektaşı Gauguin ve kardeşi Theo ile tartıştıktan sonra, bir delilik nöbeti sırasında kesti. Arles kentindeki Sarı Ev’de Fransız meslektaşı Paul Gauguin ile birkaç ay boyunca yaşadı. Gauguin ile yaşadığı çelişkilerin üstüne, yarım kalmış projelerin olumsuz yükü binmiş, bu durum, zaman...
Son Yazılar:
Öncü Bir Sanatçı: Yücel Dönmez
Mehmet Raif Ersoy: Figür, Emek ve Kültürel Bellek Üzerine Bir Resim Pratiği
İnsanın Bilişsel Üç Sorunu: Kurgucunun Üç Oyunu
ŞİİRİMİZİN “ANDRE BRETON”U!
CNN-MTV VE YAPAY ZEKA
Edip Diye Bir Çocuk -Aynadaki Kelebek (Öykü)
KEDİYE DÖNÜŞEN KADIN (ÖYKÜ)
GOREE ADASI – KÖLELİK – HOLLYWOOD
Gaye Boralıoğlu: İstanbul, Yurtsuzluk ve Varoluş
Ahmet Cemal: Adaşımı anarken
Deniz Göktaş veya “Bulutsuzluk Özlemi”
BABAOCAĞINDAN AYRILMAK DURUMUNDA KALAN SUPERGIRL
Mehmet Atlı: Kürt Müziğinin Modern Sesi
EVREN EROL’DAN “BAŞKA BİR PENCERE” SERGİSİ
Kuzguncuk Sanat Tiyatrosu’ndan “Hrisantos’u Kim Öldürdü?”
DİSTOPİK BİR DOYUMSUZLUK: ”IŞILTILI HAŞERAT
Yolun Yükü
Kadir Ağabey’in Ardından
ustam dağınıktır dağınıklıktır benim
Kategori: Manşet
Kare’nin Sessizliği: Metin Özgör’ün Kavramsal Sınırlar’ı Üstüne
Soyut resmin büyüsü, her ne kadar kendinden menkul varoluşunun ötesinde bir talebi olmasa da tersi yönde, hakkında sınırsız söz üretme imkanını da beraberinde getirdiği söylenebilir. Soyut resmin bir nevi sonsuzluk üzerine inşa edilmişliğinden kaynaklı bir durumdur bu. Hatta hiç’lik üzerine inşa edildiği bile iddia edilebilir (bkz. Heidegger). Hiçlik asla tüketilemeyecek bir mefhumsa eğer, o zaman...
BİZİMKİLER (ÖYKÜ)
Bir rüyaya uyandım. Çocukken oturduğumuz küçük evimizin büyük bahçesindeki geniş gövdeli yaşlı ağacın etrafında üç tekerlekli bisikletimi sürüyordum. Bisiklet hiç başı dönmemecesine tam turlar atıyor, babam istese bana yetişemezmiş gibi kollarını öne doğru uzatarak durmadan, yorulmadan beni kovalıyordu. Şimdi dümdüz olan pırasa saçlarım, kıvırcıklarımın bir kısmını ensemde bırakacak şekilde tepede at kuyruğu toplanmış, yaz sıcağının...
İstanbul’da Kafka’ya rastlamak
Prag’ta yarı erimiş karla kaplı yollardan ağır ağır evine dönen adamın sessiz sessiz ağladığı, ancak son seferlerini yapan, gürültülü banliyö trenleri demir köprüden geçtikten sonra anlaşılabiliyordu. İfritleri ayaklanırdı böyle zamanlarda. Kimisi sonsuza uyumasını, kimisi de sabahlara kadar kendiyle boğuşup bitap düşmesini istiyordu. Karanlık duygular, dünyaya dair en habis şeylerin maskelerini takmışlardı yüzlerine. Bir türlü dünyanın...
ŞARKILARIN BİTMEDİĞİ FİLMLER
Yeni bir yüzyılda yaşıyoruz ve bu yüzyıl -ölmeden önce- Edward Said’in son yazdıklarına bakılırsa, insanlık tarihinin ‘en değersiz yüzyıl’ı. Said’e göre, “İnsanlık kendi ezgisini yitirdiği için daha da trajik bir sona doğru koşuyor.” E. M. Cioran’da Ezeli Mağlup kitabında bir hamle daha yaparak dekadan, statükocu zihniyetin, “Zamanın ruhunu kemirdiği” kehanetinde bulunmuştu. Said’in ve Cioran’ın bu ifadeleri aslında düşünce...
bi zahmet (şiir)
1. bitişik betonarme darlık ve rögar kentin kuskusu altında ve üstünde gece iniltileri terli boyalar hayvansal kozmetik uzak durunuz 2. duraklarda beklenmedik kavisli yollarda ufaktan büyüğe yağlı tohumların cazibesi kendisini teklif eden sunum kayıtsız çaba ve klişe alelacele yetişmeler erken olsun geç olsun uzak durunuz 3. reçineyle ninni söylerse yan mahalle genişleyen ferahlığın korkusu merak...
Rainer Maria Rilke’de kendilik kaybı, yalnızlık ve ölüm korkusu
Cevabı değil soruyu yaşamayı ilke edinmiş olanlar için… Sınırın geri dönüşsüz olarak aşıldığı, bireysel özneyi ihlal eden, mutlak bir dünya ve zamandan kopuş fenomeni olarak ölüm, Rilke’de kentsel ve anonimdir. Rilke, ölüm temasını, büyüleyici bir şekilde, romanının anlatı sorunu ve parçalı karakteriyle nasıl ilişkilendireceğini çok iyi biliyordu. Kendisini iletişimsel bir dilin dışına yerleştirerek, yaşanmış hayata...
ISTVÁN SZABÓ: TEREDDÜT, ARAYIŞ VE YÜZLEŞME
“Hatıralarını kaybedemezsin. Onlar canını hep acıtacak.” István Szabó’nun bir söyleşinden 1981 tarihli Mephisto filmini ilk izleyişimi dün gibi hatırlarım: 1988 yılında Adapazarı Atatürk Lisesi’nde son sınıfta okuyordum. Sakarya’da, film festivali düzenlenmişti. Sadece beş film gelmişti. Bunlardan biri, Mephisto diğerleri; Dünyayı Sarsan 10 Gün [Sergei Eisenstein–Grigori Alexandrov, 1928], Amarcord, [Federico Fellini, 1973] Sıradan Faşizm [Mikhail Romm, 1965], Gel ve Gör [Elem Klimov, 1985]. Her biri kendi...
KİTAPLAR AYDINLIĞA KARŞI (ÖYKÜ)
Günlerdir karanlıkta oturuyordum. Kabahat bende değildi. Birden sönüvermişti ampul. Ne yapabilirdim? … Seçenekler peşi sıra geçiyordu zihnimden. Düşündüm taşınmayı aydınlık bir şehre. Vazgeçtim. Düşündüm taşındım. Kararımı verdim sonunda. Salonun ampulünü değiştirecektim. Basamaksız nasıl olacaktı, bilemiyordum. Kaç basamak sonrasıydı ampul? Hiçbir fikrim yoktu. Kitaplar gözüme ilişti. Bir işe yarasalardı bari. Kararımı verdim. Tuttum, bütün kitaplarımı üst...









