Peride Celal’in Kurtlar romanı, Türkiye’de solun, özellikle de Türkiye Komünist Partisi (TKP) geleneğinden komünistlerin tarihinin bir kesitine ve onların komünizm anlayışlarına “içerden” edebi bir bakış olarak da okunabilir. Öncelikle Peride Celal’in yaşı (doğumu 1915) ve ilişkileri buna olanak tanıyor. Bildiğimiz kadarıyla bir partili değil ama partili olanlara çok yakın, dolayısıyla komünistlerin gündelik yaşamına tanık ve her zaman yaptığı gibi gözlemliyor. Aynı zamanda şirketlere danışmanlık ve avukatlık yapan eşi dolayısıyla burjuva yaşantısına da yakın ve burjuva aileler de onun göz hapsinde. 1949’dan sonra yazdığı romanlarının –ve pek çok öyküsünün– başat konusu; sakınmadan eleştirip ipliğini pazara çıkardığı burjuva yaşantısı ve ailesidir. Burjuvaziye karşı bu hınç, çoğu kişiye şaşırtıcı gelmektedir çünkü Peride Celal daha çok gazetelere yazdığı tefrika roman (ilki Sönen Alev, 1935, Son Posta Gazetesi) ve kısa öykülerle bilinmekteydi. 1950’lere kadar daha çok aşk ve macera romanları yazdığından “pembe roman” yazarı olarak anıldı. Ama kendisinin de sık sık dile getirdiği bu “nitelendirme” onun romancılığının üzerine yapıştırılmış asla çıkmayacak bir etiket oldu ve kendisi de ölümüne kadar bundan yakınıp durdu.
Yazarlık yaşamı, onun nefret ettiği bir şekilde, taban tabana zıt iki döneme ayrılmasına rağmen Peride Celal yaşamının hiçbir döneminde, temelinde, komünizmle Kemalizm karışımı, yer yer liberalizm suyuna batırılmış “solcu” ideolojiden ve kimlikten vazgeçmedi, gömlek değiştirmedi. Söyleşilerinde kendisini bir yandan Atatürkçü, beri yandan burjuva yaşantısı ve kültürünü eleştiren küçük burjuva olarak nitelendirir. Kurtlar romanında kadın yazarın burjuvaziye hizmet eden burjuva eşi ona “küçük burjuvacık,” diye hitap eder. Kendisi sınıfsal bir bakışa sahiptir ama Kemalizm sınıf ayrımını yok sayar –ki bugün dahi bu devlet söylemi olarak benimsenmiştir. Bu “solcu” ideoloji ve kimlik, “son tahlilde,” kendini sosyalist, komünist olarak tanımlayan aşağı yukarı herkes tarafından benimsenmekte ve tanılamaktaydı ve halen de çoğu solcu için öyledir (elbette artık “sol liberalizm” güçlenmiş ve yaygınlaşmış, “cumhuriyet” vurgusu beraberinde Kemalizm ağır basmış, komünistlik mahcubiyetle dile gelir olmuştur).
Mustafa Suphi
Komünist Nazım Hikmet’in Kuvayımilliye Destanı, tanımladığımız ve Kurtlar romanının tamamında karşılaştığımız “solcu” ideoloji ve kimliğinin bir yansıması ve ürünüdür. Türkçe kullanımının en güzel örneklerinden biri olan bu ulu eser; 28 Ocak 1921’de Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesini örgütleyenin, inşa edilmekte olan Kemalist rejim olması gerçeğine rağmen kaleme alınmıştır. Üstelik bu katliamdan iki ay sonra Sovyetler Birliği, Ankara ile dostluk anlaşması imzalamıştır; III. Enternasyonal’in (Komünist Enternasyonal-Komintern) ikinci kongresinde alınmış, “burjuva demokratik ulusal kurtuluş hareketlerine ancak bu hareketin komünistlerin bağımsız örgütlenmesine yasak getirmemesi (onları katletmemesi, bunu Lenin’e karşı vurgulayıp bastıran, onu ve kongreyi ikna eden Hindistan delegesi Roy idi, yani bir başka Suphi) şartıyla komünistler tarafından destekleneceği kararına rağmen. Bu imza atılırken Mustafa Suphi’nin eşi Meryem (Olga) Suphi aynı caniler tarafından hâlâ tecavüze uğruyor, cariye gibi alınıp satılıyordu.
Kuvayımilliye Destanı’ndaki kurdun, “sarışın bir kurt”[1] olmasını Peride Celal gözden kaçırmış ya da kendi “kurtlar”ının arasına yakıştıramamış olmalı. “Solcu” bakış açısından milliyetçilik-ulusalcılık ile komünizm arasında geçişkenliği kolaylaştıran ince, sanal bir hat vardır. Ulusal kurtuluş mücadelesiyle, sınıf savaşımı bir bütünün iki yarısıdır hele de emperyalizm karşıtlığı söz konusu olunca. Sınıf yerine devlet, enternasyonalizm yerine uluslararası ilişkiler önde gelir “son tahlilde.” İyinin kötüsü, daha kabul edilebilir bir seçenektir “solcu”lar için her zaman.
Bu örneğe yer verilmesi Kurtlar romanında “Şair” adıyla anılan kişinin Nazım Hikmet olmasından ve “solcu” ideolojinin içerdiği ideolojik karışımı bu eserinde ve yaşantısında doğrudan sergilemesindendir. (Komintern’in kendi ilkelerini ayaklar altına almasının örneği olması ise ayrı bir yazının konusudur.)
Peride Celal bu romanında şifreleme yapmış, bilinen kişilerin kimliklerini, asıl adlarını gizlemiştir ama türlü gönderme ve imlerle tamamen karanlıkta bırakmamış, okuyucunun becerebilirse bunları bulmasını yeğlemiştir. Elbette bu da romanın kendisinin bütün bunlara rağmen bir kurgu olduğu gerçeğini değiştirmez. Bununla beraber kurgu ile gerçek arasında “diyalektik bir bütünlük ilişkisi” olduğu da unutulmamalıdır.

Nazım Hikmet
Yine romanda geçen kişilerden “M,” Nazım Hikmet’in dayısının kızı Münevver Andaç’tır. Ressam Nurullah Berk ile evli olan Andaç, Bursa hapishanesinde Nazım Hikmet’i ziyaretleri sırasında aralarında aşk başlar ve sonuçta onun kocasından, Nazım Hikmet’in de Piraye Hanımdan ayrılması üzerine beraberlikleri kurulur. Peride Celal Münevver Andaç’ın çok yakın dostudur ve Nazım Hikmet’in aşk mektupları onun üzerinden muhatabına ulaşır. Ayrıca Nazım Hikmet’in doğan çocuğunun bakımı dolayısıyla askere alınmasının ertelenmesinde pay sahibi ve Nazım Hikmet’in kaçmayacağına dair karakolda kefil olan yine Peride Celal’dir. Nazım Hikmet’in, eniştesi Refik Erduran’ın[2] yardımıyla yurtdışına kaçmasının ardından karakola çağrılan ve büyük baskı altına alınan ve korkan Kurtlar romanın kadın yazarı, Tan gazetesinin ortaklarından, eniştesi Ali Naci Karacan’ın arabuluculuğuyla polisin elinden kurtulur.
Ancak komünistlerin eleştirisinden kurtulamaz: Nazım Hikmet hapishanedeyken yasak şiirlerini ince, pembe kâğıtlara yazarak çoğaltır ve bunları ziyaretine gelenlere dağıtır. Böylece birinde yakalansa diğerinde yaşayacaktır şiirleri. Bazı şiirler Peride Celal’dedir ve Nazım Hikmet kaçınca teyzesi bunları gizlendikleri yerden alır ve yakar. Kurtlar ‘da “Köşe Yazarı” olarak geçen ve Nazım Hikmet’in dostu olan bir adam, Şair üzerine yazdığı ve çok para kazandığı bir kitapta P. Celal’i “Şair’in şiirlerini sırası geldiğinde ‘Kendi şiirlerim’ diye piyasaya süreceğini yazmıştı.” Peride Celal Kurtlar romanında (s. 358-362, h2o kitap, 2025) bu iftiraya tarihi bir yanıt vererek yıllar sonra Köşe Yazarı’ndan öcünü alır. Ancak bu adamın dili “solcu” örneğidir Moda’daki evinde ziyarete geldiği “pembe roman” yazarına karşı “kurt gülüşü” eşliğinde söyledikleriyle:
“Beni dinleyin küçükhanım. Kocasından ayrılmaması için M.’yi etkilemeye çalıştığınızı biliyorum. Kadını rahat bırakın. O bize lazım. Şair hasta, arkadaşınıza olan sevdası tutuyor onu ayakta. M. bulunmaz bir araç bizim için. Dostumuzu kurtarmaya, moralini düzeltmeye yarayan birini elimizden alamazsınız. Kadını zorlayıp Şair’den uzaklaştırmaktan vazgeçin rica ederim.” (s. 361, h2o kitap, 2025)
Açıkça kullandıklarını itiraf ettiği M.’ye yönelik bakış açıları “kadın”a karşı ataerkil dilin tekrarından başka bir şey değildir.
Nihayetinde “bu dünyadan Peride Celal de geçti,” kanını yerde koyacak değildi ve öyle de yaptı Kurtlar romanında Köşe Yazarı’na karşı.

Lenin
Kurtlar’da “kanın yerde konulmaması” teması bir başka örnekte tekrarlanır:
“Lenin’i okuyup bitirdiğinde, Mine, Nilüfer’e sormalı, ‘Kardeşini asmamış olsalardı, Lenin öylesine bir hınç ve kinle işe koyulur muydu?’ diye.”
Bu soru “solcu”lar arasında sıklıkla sorulur ve kişinin devrimciliğinin nedeni olarak verilir. Oysa aynı soru güncel olarak Filistin’in en büyük düşmanı Binyamin Netanyahu içinde geçerli. Kardeşi Yonathan Netanyahu 1976’da Uganda’nın Entebbe havalimanında, kaçırılan bir uçaktaki İsraillileri kurtarmak için İsrail’in düzenlediği karşı-gerilla (misilleme) saldırısında Filistinliler tarafından öldürülmüştü. Söylence odur ki Binyamin Netanyahu’nun Filistinlilere yönelik bitmek tükenmez kini ve zulmü kardeşinin katli nedeniyledir.
“Solcu” ideoloji, siyaset yerine dedikoduyu ve fal bakmayı merkeze alınca böyle dayanaksız neden-sonuç ilişkileriyle oyalanıp durur. Bu durum “solcu”nun siyaset yapma geleneğinin oluşamamasından kaynaklıdır. Türkiye solu yeraltı dışında 1960-1970’ler’de siyaset yapmaya başlayabildi ancak. Ama ardından yenilgilerle geçen on yıllar. Özellikle 1980 askeri darbesinden sonraki 50 yıl boyunca bir gelenek, sürekli bir örgütlülük oluşturulamadı işçi sınıfı saflarında. Israr ve süreklilik geçmişin militanlarıyla 50 yıl boyunca devam ettirilse bile bu kuşağın doğal yollarla ölümü sonrasına bakıldığında sınıf bilincinin, sınıfsal bakışın, toplumda örgütlülüğün yerleşmiş olduğundan bahsedilemez.
Can Savran 68 kuşağının ilk öleniydi (devrim şehidi). Bir örgütlenme girişimi sırasında yolda, bir kazada öldü. İki yaş küçük kardeşi Sungur Savran ise bugün dahi devrimci mücadelesini kesintisiz sürdürüyor. Ne Lenin gibi devrim yaptı ne de Netanyahu gibi bir katliam ve işgalin devlet başkanlığını. Bir ereğe varmadığı halde devrimcilikte ısrar edebilmesi, siyaset yapmanın kişisel kinin belirleyiciliğinde olmadığını gösteriyor. Aksini, yani bireyin kini ya da salt hırs ve yetenekleri sayesinde toplumu dönüştürebileceğini, sınıf savaşımının yörüngesini belirleyebileceğini düşünmek katıksız bir burjuva “birey” ideolojisidir. Maalesef Süpermenler, Örümcek Adamlar bilumum düşsel insanlar gerçek değil sadece çizgi roman kahramanları. Ne Türkiye’ye bir Atatürk ne de dünyaya bir Lenin gelmeyecek kurtarıcı olarak. Sınıflar savaşımı yerine bireyi belirleyici saymak “solcu” ideolojinin içerdiği ideolojik bulamaç yüzünden özürlü olmasının başat nedenlerinden biridir.
Bu özür Kurtlar romanında “solcu” konuşmalar sırasında döne döne ortaya çıkar:
“Toplumdan kopanlar, ölüme kadar yalnız kalmaya mahkûmdurlar,’ diyor Yazar. Hangi toplum? Şair’in koyunları mı? Yozlaşmış sürünün başını çekenler mi? Belki de sürüyü çevirmiş, oradan buradan saldıran, etini, canını koparan kurtlar. Stalin’e, Lenin’e yaslanıp köhnemiş inançlarla kendilerini dünyanın ekseni sananlar.” (s. 253, h2o kitap, 2025)
Bunları söyleyen romandaki “romanın romanını yazmak isteyen” yazardır. Ama Kurtlar’da bir de “Yazar” vardır dobra dobra konuşturulan romanın yazarı tarafından:
“ ‘Marx’ı yeniden okumak, yeniden yorumlamak gerekecek,’ diyor Yazar.” (s. 10, h2o kitap, 2025)
“Yazar” Kurtlar’ın yazarına sevdasını asla belli etmeyen ve bu yüzden Peride Celal’in asla affetmediği Vedat Günyol’dur. (Bu kimliğin kesinliği bir başka yazıda gösterilecektir.)
“Solcu” ideoloji özelinde Marx’ın yeniden okunması ve yorumlanması ihtiyacı Sovyetler Birliği’nin ideal olamaması, beğenilmemesi, örnek oluşturamaması ve nihayetinde yıkılması[3] dolayısıyladır. Aslında Lenin yüzündendir. “Son tahlil”de Leninist parti anlayışı sorumludur akla gelebilecek ve yaşanılan tüm olumsuzluklardan. Kısaca Marx’ı yeniden yorumlayalım demek Lenin’i aradan çıkaralım demektir, daha doğrusu “parti” anlayışını. Dünya değişmiştir Lenin’i terk etmek gerekir ama yine Marx’a dönülmelidir. Hayır, aksine böyle düşünenlerin hepsi aslında yeni bir “süper kahraman” peşindedir, yani burjuva birey ideolojisinin yeni bir aday ile onanmasının peşinde. “Solcu” ideoloji içerdiği karışımı dolayısıyla kaçınılmaz olarak bu sonuca varır, Kurtlar’da konuşan “solcu”lar da budur. Peride Celal romanda boşuna yeniden tanımlamamıştır Yazar’ı:
“Kemalizme bağlı sosyalist, bir de bakıyorsun Kemal Tahir’cilere yöneliyor.” (s. 328, h2o kitap, 2025)
Kurtlar’da “solcu”ları ve “solcu” Marksizm anlayışını, benimsedikleri komünizm düşüncesini eleştiren ve tüm “solcu”ları susturacak kadar Marksizm’i bilen biri vardır: Romandaki “Kurt Salgını” romanını yazan romancı kadının eşi. Çok iyi Fransızca bilir ve “solcu”ları alt edebilmek için Marx’ın eserlerini Fransızcasından okur. Kapitalistlerin hizmetinde bir burjuvadır ama komünizmi reddetmez ancak dünyanın henüz buna hazır olmadığını düşünmektedir ve “solcu”ların siyasal düşüncelerini eleştirdikten sonra sürekli olarak “Boş laf” diyerek aşağılamaktadır.
“İki kelime İngilizce kıvırıp kendilerini aydın sanan bu sakallı genç oğlanlar, Marx’ı bir satır okumadan Stalin’in kuyruğuna yapışan solcu bozuntuları mı?”
“Ne sanatçı ne bilim adamı, hiçbir şey çıkmaz bu toplumdan, inan bana. Bir küçük kesim, aydın ve bilinçli. Saysan birkaç bini geçmez. Kusurları da Atatürkçü olmaları. Anlıyor musun?”
Kadın yazarımız bunlara öfkelenince, “solcu”luğunun niteliğini yüzüne vurur:
“Benim milliyetçi karım!” (s. 328, h2o kitap, 2025)
Kemalizme bağlı “sosyalist”in milliyetçiliğini saran kadifemsi yumuşaklığın adı “anti-emperyalizm/emperyalizm karşıtlığı” değil de nedir ki?
Peride Celal’in eşi Atıf Yonsel’in bir yansıması diyebileceğimiz bu kişi adeta Peride Celal’in “solcu” arkadaşlarına söyleyemediklerini söylemektedir. Peride Celal bundan ve o eleştirilerden haz etmez ama ikna olur tıpkı diğer “solcu” arkadaşları gibi.

Sonuçta Kurtlar romanı çok ciddi bir politik romandır. “Solcu” ideolojinin insanlar üzerinde nasıl bir etkisinin ve sonucunun olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Bunu tamamıyla olmasa da başarır. Kemalizm ile komünizmi nasıl algıladıklarını ve benimsediklerini, “son tahlilde” nasıl Kemalizm’e indirgendiklerini gösterir. Amacı bu değildir ama buna varır.
Amacı daima “Gecenin Ucundaki Işık”a ulaşmaktır. Bu, Peride Celal’in 1964’te yazdığı romanın adıdır ve Kurtlar romanı içinde defalarca “ışığa varmak” vurgusu yapılır. Ne var ki 1996’da aynı romanı bu kez sadece Gecenin Ucunda adıyla yayımlar Peride Celal. Kendi söyleyişiyle inandıkları, peşinde koştukları o ışığa kavuşma hayali sona ermiş, bu yüzden kitabın adını değiştirmiştir.[4]
Kurtlar ise bu yenilginin “solcular” üzerindeki etkisini ve yıkımını gösterir: “solcular”ın da “Kurtlar”a dönüşmesini.
[1] Paşalar onun arkasındaydılar./O, saati sordu./Paşalar: “Üç” dediler,/Sarışın bir kurda benziyordu./Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı./Yürüdü uçurumun başına kadar,/eğildi, durdu./
Bıraksalar/İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak/ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı. Nazım Hikmet, Kuvayımilliye Destanı’ndan… Mustafa Kemal’in Kocatepe fotoğrafınındın esinle yazıldığı çok açık…
[2] Erduran, o dönem, şairin baba bir anne ayrı kız kardeşi Melda Hanım (Kalyoncu) ile nişanlıdır.
[3] Romanın yayımından on yıl kadar sonra.
[4] Romandaki genç kadının âşık olduğu erkeklerin (ailenin) soyadının “Işık” olması tesadüf olmadığı gibi Peride Celal’in yaşamındaki benzer bir burjuva aileden gelen kişiyle ilişkisindeki umudu ve hüsranı simgeler. Bu, çok önemli ve Peride Celal’in yaşamından dönüm noktası olan ve Kurtlar romanına da yansıyan, daha da ileri giderek romanda bu kişiyi anlatan nitelik ayrı bir yazının konusudur.


Bir Cevap Bırakın