“İnsan, merak eden bir yaratıktır” Sokrates Hakikat, kelimesini ağzından düşürmeyen insan var mı şu dünyada? Ne menem bir şeymiş şu hakikat? Bu sorunun cevabını her halde hiçbir zaman bilemeyeceğiz gibi görünüyor. Çünkü bize verilmiş belirli bir tarifi yok. Hem olsa da ne düşünecektik onun hakkında. Kuşkusuz ipe sapa gelmeyen fikirler üretip duracaktık. Çünkü insanız, yerimizde...
Son Yazılar:
Ahmet Güntan’a Birinci Mektup
1937 Enternasyonal Fuarının Kayıp Maketleri: Efes ve Bergama Harabeleri
Uzaktan Dokunmak: Bakılmanın Hissi
Felsefe Bilmeden Çağdaş Sanat Yapılabilir mi?
Primitif Sanat ve Uygarlık: Sanatsal Düşüncede İlkel İmgelerin Yeniden İnşası
Ömer Erdem’in Evvel’inde Dilin Kaybettiği Dünya ve Dünyanın Kaybettiği Dil
NÂZIM HİKMET’İN EN KAPSAMLI SERGİSİ “ROMANTİKA” İZMİR’DE AÇILDI
Boşluğun Çağrısı Üzerine: İntihar, Hayat ve Direniş Üstüne Kazı
Cenk Gündoğdu’nun son kitabı üzerine: Yaz Bunaltısı, Yaz Melankolisi
Edebiyatta Teorinin Gerekliliği
Yapay Zeka Devrimi Neden Kapitalizmi Öldürebilir?
Sinopale’nin 10. Edisyonu 2 Eylül’de Üretim Süreciyle Başlıyor!
Yazma Uğraşı, Ockham’ın Usturası Ve Bir Tohum Sözcük
Beste Naz Karaca: Özne Olma Sürecinde Benlik İnşası
“Tek başımayım ve perişanım”: Stefan Zweig, Joseph Roth dostluğu
Yapay Zeka İşlerimizi Ele Geçirmeye Gelmiyor. Ücretlerimizi Ele Geçirmeye Geliyor.
Hızlı Gazeteci’nin ilk, daha karikatürize dönemi (1980-1981)
Epik Tiyatro: Brecht, Öngören ve diğerleri…
2025 Arthur C. Clarke Ödüllü ANNIE BOT Şimdi Raflarda!
Kategori: Litera
Friedrich Schiller, ‘İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar’ ve Ahlaklı Bir Uygarlık Arayışı
Dünyayı güzellik kurtaracak Bir insanı sevmekle başlayacak her şey Sait Faik Friedrich Schiller’in İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar’ı kısa hayatına sığdırıp yarattığı ve her biri kendi başına klasik olan eserlerinden birisidir. Goethe’ye 1795 yılının daha ikinci gününde yazdığı bir mektupta eseri bitirdiğini duyuruyor. Şöyle diyor Schiller 2 Ocak 1795 tarihli mektupta: “Büyük bir enerji ile...
SON GÖRÜŞ’E BİR BAKIŞ
” Her zaman şair ol, düzyazı da bile.” der Veysel Çolak. Bu sözü en fazla doğrulayan şairlerden biridir Levent Karataş. 1972 yılında ” anı fabrikam ” dediği Kars’ta doğdu. Karataş’ın şiirleri de bir doğu kentine benzer. Dizesini esirgemez hak edene. Dağlı bir duyuşla, sert vuruşlarla örer şiirini. Gün yüzü görmemiş biçim ve imgelerle örgütlenen şiir...
Boğanın ve Arabın İntikamı…
Mihran Boyacıyan, 1912’de Shakespeare’nin eseri Othello’yu Türkçeye çevirdi. Sahnelenen bu oyunun başlığı pek hoştur: ¨Arabın İntikamı¨ Ne vakit İstanbul’un Kadıköyü’ndeki Altıyol mevkiinden geçsem, orada, Belediyenin res’en kararıyla ikâmete memur edilmiş Boğa’yı Shakespeare’in karakteri Venedikli Arap Othello’ya benzetirim; biri siyahî ötekisi bronz karalığındadır. Sanki Othello gibi Boğa da bir gün kurgulandığı yerden hayatın içine karışacak ve...
Teos’ta Bilge Bir Ağacın Altında
Tatilde gittiğim yerin müze ve varsa antik kentlerini ziyaret etmeyi severim. Bu yaz Knidos, Milet ve Teos antik kentlerini tekrardan görme fırsatı buldum. Adını saydığım antik kentleri gezi yazısı gibi size anlatacak değilim. Meramım başka. Teos antik kentinde öteden beri beni etkileyen en önemli yapı oradaki meclis binası, tiyatro vs. değil, kentin bütününe yayılmış olan...
Moaz’ın Fokstrot’u: Kolonyalizmin Evrenbilimine Giriş
Fokstrot, bir danstır –yalnız diğer danslardan farklı. Sözgelimi vals, burjuva belle époque’ünün başlangıcının meşru bir epizodudur, Kissinger’in modern diplomasinin ilk tarihi kabul ettiği Viyana kongresinin (1815) aylak balolarında sergilenen klasik bir “hexis”tir: Dinamik bir uzlaşıyı temsiller, bir anlamda uyuşuk ve göz alıcıdır, yapılaşmış arzu ekonomisinin aylak sınıf katmanını gözetir ve korur. Buna karşılık fokstrot, bu...
Kaybolan Eşyanın Peşinde*
Dün güneş gözlüğümü kaybettim. Yoksa bir gün evveli miydi; hatırlayamıyorum. Zaten nasıl kaybettiğimi, nerede yitirdiğimi de hiç hatırlayamıyorum; beni çileden çıkaran tam da bu! Dün kaybettiğim gözlük, sadece güneşe karşı duyarlı bir mercek değil, aynı zamanda numaralı bir reçeteye aittir; cüzdan yakan cinsten bir şeydi. Hakiki olmayan deri taklidi bir muhafaza içinde saklıyor, gündelik kullandığım...
Sanatta “Bunu Ben De Yaparım” Eşiği
“Ben henüz burada olmayan birinin karşısında bir adım geri atıp, bin yıl öncesinden onun ruhu önünde saygıyla eğiliyorum.” –Heinrich von Kleist Bir sanat eserinin yalınlığı karşısında afalladığım çok olmuştur. Bu his öyle güçlüdür ki, sadeliğiyle ve tüm anlatmak istediğini bir tuvale, sayfalara, fotoğraf karesine veya sahneye sığdırabilmiş olmasıyla insanı kendi kibrinden utandıracak noktaya getirir. Güzel...
Anlatının Dirilişi: Lawrence Stone
“Evet, pozitivistim, ne var bunda?”1 Başlarken Hatırasına çıkarılan kitaplardan birinde şöyle deniliyordu: “Tarih mesleğinin dev figürlerinden Lawrence Stone…” Kelimenin her anlamıyla bir “dev” olan Lawrence Stone (boyu 2 metreye yakındı)2 4 Aralık 1919’da Epsom-Surrey’de doğdu. Orta eğitimini Charterhouse adlı okulda tamamladı. Ardından Sorbonne ve Oxford kilise okulunda okudu. İkinci Dünya Savaşı sırasında gönüllü olarak donanmaya...
Muhafazakâr “Hınç” Kaynağı: Lilith’in İsyankâr Kızları
Tüm dünyayı saran ve çağın ruhuna sızan şiddet ve saldırgan siyaset ortamı, entelektüel üretimde bulunan her insanı “Neden böyle oldu? Hani direniş yükseldikçe baskıcı rejimler son bulacaktı? Neyi öngöremedik?” sorularına cevap aramaya itiyor. Geçmişi yeniden ve yeniden okuyoruz, hangi “büyük boşlukta” bozulduğunu anlayabilmek için büyünün. “Modern insanın açmazı” üzerine pek çok teori, düşünce geliştirildi, geliştiriliyor....









