Gazze’de akrabalarıyla birlikte katledilen Filistinli küçük bir çocuğun katledilmeden önceki yardım çağrılarının gerçek ses kayıtları üzerine inşa edilen Tunus yapımı dramatize belgesel Hind Rajab’ın Sesi (Şawt Hind Rajab / The Voice of Hind Rajab) Filistin sorunuyla bağlantılı filmlerin son yıllarda en dikkat çekeni, en ses getireni oldu. Bu yılki Venedik Film Festivali’nde ana yarışmada ikinci en iyi film seçilen filmlere verilen Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan Hind Rajab’ın Sesi ülkemizde vizyondaki ikinci haftasında kaç salonda gösterime devam edeceği ayrı bir sorunsal olmakla birlikte geçen Cuma 100 dolayında salonda, anaakım dışı bir film için nispeten yaygın, en azından orta ölçekte yaygınlıkta gösterime girdi (*).
Hind Rajab’ın Sesi”nin konusu tamamen Filistin Kızılay’ının acil çağrı merkezinde geçiyor. Akrabalarının cesetleri arasında bir arabada mahsur kalan Hind Rajab adlı beş yaşındaki kız çocuğuyla telefonda görüşen çağrı merkezi görevlilerini ve merkezdeki diğer Kızılay yetkililerini profesyonel oyuncular canlandırmışlar ancak diyaloglar bu görüşmelerin çağrı merkezindeki kayıtlarının transkripsiyonları üzerinden seslendirilmiş ve telefonun diğer ucundaki, kendisini fotoğrafları hariç görmediğimiz Hind Rajab’ın ise kayıtlardaki gerçek sesi kullanılmış. Kurtarma görevlilerinin hayati tehlike içindeki çocuğa ulaşabilmeleri için Kızılhaç ya da Sağlık Bakanlığı aracılığıyla İsrail ordusundan izin almaları gerekiyor ve aradan saatler geçmesine karşın bu izin bir türlü çıkmadıkça çağrı görevlilerinin çocuğu sürekli oyalamaları, teskin etmeleri gerekiyor.

Hind Rajab’ın Sesi her şeyden önce büyük bir çaresizliğin filmi. Daha doğru bir ifadeyle, büyük bir trajedi karşısında eli kolu bağlı kalmış olmanın verdiği çaresizlik ve bu çaresizlikten kaynaklı öfke çok sahici biçimde perdeye yansıyor. Bu arada öfke bahsinde bu öfkenin önce ve hatta filmin ana gövdesi boyunca çağrı merkezindeki amire yönlenmesi söz konusu; Hind Rajab’la birebir görüşmekte olan görevliler, İsrail ordusundan izin geciktikçe gerekli izinleri almadan kurtarma ekibini göndermemekte ısrarlı olan amirlerine öfkeleniyorlar. Amirin gerekçesi ise izinler tamamlanmadan kurtarma ekibinin gönderilmesi durumunda kurtarma ekibinin yalnızca katledilmekle kalmayıp bu durumdan kendilerinin sorumlu tutulacağına dair geçmiş, acı deneyimlere dayanıyor; nitekim çağrı merkezinin panoları yalnızca kurtarılamamış çağrı sahiplerinin değil kendileri de katledilmiş kurtarma görevlilerinin de fotoğraflarıyla dolu…
Amirin yine de farklı biçimde davranması gerekir miydi apayrı bir tartışma konusu olabilir belki ama hem dışarıdan bakanların o konuda yargılayıcı fikirler geliştirmesi pek adil ve vicdani olmaz hem de öylesi bir tartışma asıl suçlunun kimler olduğunu unutturucu bir işlev taşır. Nitekim film izleme deneyimi esnasında da amire yönelik öfke patlamalarının yaşandığı anlar bu trajedinin gerçek sorumlusunun kimler olduğunun farkındalığından gayriihtiyari olarak en uzaklaştığımız anlar oluyor.
Bu farkındalık ise gerekli izinler büyük bir gecikmeyle de olsa tamamlanıp kurtarma ekibi nihayet yola çıktıktan sonra gerçekleşenlerin ışığında filmin son çeyreğinde aniden tokat yemişsiniz gibi çarpıcı biçimde tekrar nüksediyor ve Filistin’de yaşanmakta olan, aslında ana hatlarıyla bildiğimiz ve bildiğimiz kadarıyla kanıksadığımız vahşetin, zulmün, insanlık dışılığın sahadaki gerçek boyutunun, ölçüsüzlüğünün tahayyüllerimizin de ötesinde olduğu sergileniyor.
(*) Geçen ay çok daha sınırlı ölçekte vizyona giren, İsrail’in kuruluşuyla birlikte evlerini terk etmek zorunda kalan Filistinli bir ailenin üç kuşak boyu dramını perdeye getiren Ürdün ağırlıklı ortak yapım Senden Geriye Kalan (Ally baqi mink / All That’s Left of You) hakkında bkz.: https://ekdergi.com/senden-geriye-kalanin-ve-filistinlilerin-makus-talihi/


Bir Cevap Bırakın