1907 yılında kurulmuş olan Deutsche Werkbund, Almanya’nın sanayi alanındaki uluslararası etkinliğini güçlendirme çabasında olan, sanat ve zanaatı birleştirmeyi hedefleyen önemli bir kurum olmuştur. Werkbund, mimarlık alanında da kendine özgü eserler ortaya koymuş, en belirgin eserlerinden birisi Peter Behrens’in tasarlamış olduğu AEG Türbin Fabrikası olmuştur. Walter Gropius, 1912 yılında Werkbund’un üyesi olmuş, Fagus isimli ayakkabı firmasını tasarlamıştır.

1914 yılında 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, Belçikalı Henry van de Velde, yöneticiliğini yaptığı Weimar Uygulamalı Güzel Sanatlar okulundan istifa etmek zorunda kalmıştır. Henry van de Velde (1863-1957), ayrıldıktan sonra kuruma yönetici olarak Walter Gropius’u önermiştir. Weimar Güzel Sanatlar Akademisi müdürü Fritz Mackensen, kurumda mimarlık dersi için Gropius’a teklif götürmüştür. Dönemin Almanya’sında önemli bir konumu olan Gropius, 1916 yılında katıldığı cepheden Saksonya devlet bakanlığına teklif sunmuştur. Walter Gropius, teklifinde sanatı zanaat ile birleştirerek endüstri ve piyasa ile uyum içinde var olmasına dayalı işleyiş esaslarını belirtmiştir.
Gropius’a göre, mühendis ve sanayici ile sanatçı ve sanatçı uyumlu bir şekilde çalışmalıdır. Sanatın ve zanaatın henüz birbirinden ayrılmadığı Orta çağ’daki üretim şekli, bu uyumlu çalışma için en iyi sistemdir. Walter Gropius 12 Nisan 1919’da Weimar’daki Uygulamalı Güzel Sanatlar Okulu ile Güzel Sanatlar Akademisi’nin birleştirilmesiyle oluşan Staatliches Bauhaus in Weimar adlı okulun müdürlüğüne getirilmiştir.
Almanya’nın genelinde yayınlanan bir manifesto ile okulun yeni eğitim esasları belirlenmiştir. Manifesto’da toplumun sanat sayesinde yeniden canlandırılması hedef alınmış, kitapçığın kapağında ise Lyonel Feininger’in (1871-1956) çizmiş olduğu gotik bir katedral bulunmaktadır.
Hedeflenen sanat anlayışında, tasarım ile uygulama, sanat ile zanaat ve sanayi standartlar arasındaki ayrılıkların da giderilmesi yer almaktadır. Bauhaus’ta geleneksel akademilerdeki eğitimden farklı olarak Orta çağ’daki eğitim örgütlenmeleri geçerli olmuştur. Bauhaus’un erken dönemlerinin etkin ismi, Johannes Itten (1888-1967), 1919’da Gropius ile tanımıştır. Gropius, 1919’da yayınladığı manifesto ile, çağın yenilikçi eğitim yöntemlerini gözeterek, Almanya’nın Weimar kentinde bir sanat okulu açmak istemiştir. Gropius ve Feininger, öğrencilerin temel eğitim süreci üzerinde çalışmalar yapmaya başlamışlardır.
Sonunda Bauhaus’ta Vorkurs’un kurulması kararlaştırılmış, yöneticiliğine de İtten’in getirilmesi istenmiştir. Bunun üzerine İtten, 1916 yılından beri Viyana’daki okulunda izlemiş olduğu pedagojik yöntemleri Bauhaus’ta uygulamaya başlamıştır.
İtten, sanatın öğretilemeyeceğini, ancak teknik ve üslubun öğretilebilir olduğunu savunmuştur. Teknik ve üslup, ancak sanatsal içgüdü ile beraber anlam kazanmaktadır. İtten ‘nin Vorkurs’ta uygulamış olduğu yöntem, doğrudan Alfred Hölzel’in pedagojik anlayışından örnek alınmıştır. Vorkurs’un hocalarından olan Oskar Schlemmer de bir ara Hölzel’in öğrencisi olmuş, pedagojik sistemini tanımıştır. Öte yandan Paul Klee (1875-1940) ve Wassily Kandinsky de Hölzel ile yakın ilişki içerisinde olmuşlardır. Dolayısıyla Hölzel’in Bauhaus’daki etkisi, sadece İtten sayesinde olmamıştır.
Hölzel’e göre, sanat eğitiminde öğretilebilecek unsurlar ve öğretilemeyecek unsurlar söz konusu olmaktadır. Sanatsal içgüdü öğretilemez, ancak yapısal unsurlar ve renk öğretilebilen unsurlardır. Hölzel pedagojisinde, öğretilebilir unsurlar öğrenciye üç yöntem olarak sunulmuştur. Eski ustaların eserlerinin analitik çözümlemeleri, yapısal ve renge dayalı unsurların üç boyutlu olarak deneysel biçimde bir araya getirilmesi önem kazanmıştır. Rossi da İtten’nin etkilendiği başka bir sanat eğitimcisi olmuştur. Ross’a göre, oyunun sanat eğitiminde önemli bir yeri olmaktadır. Çocuk, oyun sırasında ilk estetik ilizyonlarını yaşayarak, empati sürecine girmekte ve oluşturduğu sanatsal sembollerle gerçekliğe ulaşmaktadır. İtten, Vorkurs’ta Ross’un bu düşüncelerini kullanmıştır.
İtten, 1921 yılında Leipzig’deki Mazdeizm Kongresi’ne ve Zürih’teki mazdaizm merkezi olan Herrlilerg’de bulunmuş, daha sonra bu öğretiye bağlanmıştır. Bu durum, İtten ve Muche’nin Doğu esintili mistisizminin öğrencileri etkilemesine ve ileride yönetim içerisinde doğacak olan iç çatışmalara neden olacaktır.
1921 yılının sonlarına doğru İtten ve Gropius arasında okulun yönetimi ile ilgili temel konularda anlaşmazlık baş göstermiştir. İtten, para karşılığında okulun dışarıdan sipariş kabul etmesine karşı çıkmış ve bu durumun öğrencilerin kişisel gelişimlerini negatif yönde etkileyebileceğini savunmuştur. Bu anlaşmazlık, Ustalar Konseyi’ne yansımış, İtten’in mistik dünya görüşünün okul yönetiminde yaratmış olduğu rahatsızlıklar sonunda İtten, Bauhaus’tan ayrılmıştır. Konsey, Gropius’tan yana tavır alarak okulun piyasa şartlarına uyumlu işleyiş tarzını benimsemiştir.

İtten’in okuldan ayrılmasından sonra, Theo Van Doesburg (1883-1931), önemli sanatçılardan biri olmuştur. Doesburg, 1917 yılında Hollanda’da De Stijl adlı dergiyi yayımlamıştır. Dışavurumculuk, Kübizm, Fütürizm gibi akımlara karşı yeni bir sanat anlayışını oluşturmaya çalışmış, ülkesinde de düşüncelerini benimsemiştir.
Doesburg’un yanı sıra Piet Mondrian (1872-1944), Vilmos Huszar (1884-1960), Georges Vantongerloo (1885-1965), Robert Van’t Hoff (1887-1979), Jan Wills (1891-1972), gibi sanatçıların imzaları ile manifesto hazırlanmıştır. Manifestoya göre, bireysellikle evrensellik arasında bir mücadele söz konusu olup, eski bilinç bireysellik ile ilişkili iken, yenisi evrensellik ile ilgili olmaktadır. Yani artık, yeni bir bilinç söz konusudur. Yeni sanat, saf sanatsal ifadeyi içermektedir. Saf sanatsal ifade bireysele değil, evrensele ait olmaktadır.
Mondrian, Doesburg ile birlikte De Stijl ‘in etkili sanatçısıdır. Mondrian’a göre resim sanatı, evrensel kozmik düzenin bir ifadesi olmalı, bu ifade de renklerle, çizgilerle şekillenmelidir. Yatay- dikey çizgilere, mavi, sarı, kırmızıyı içeren ana renkler eşlik etmektedir. Mondrian’a göre, beyaz ve siyah ise, evrensel ışığın yansımasıdır. Mondrian‘ın sanat görüşleri, 1925 yılında Bauhaus tarafından Almanca olarak da yayımlanmıştır. 1922 yılında Doesburg, Bauhaus’ta dersler vermeye başlamış ve okulun sanat anlayışı da yön değiştirmiştir. İtten’in bireyi merkezi alan dışavurumcu tasarım anlayışı yerine, Doesburg’un teknoloji ile uyumlu konstrüktivist yaklaşımı, Gropius tarafından da benimsenmiştir.

Bauhaus’un kuruluşundaki finansal sorunlar, atölyelerin kuruluşunu geciktirmiştir. Başlangıçta ciltçilik, tekstil ve grafik baskı atölyeleri faaliyet göstermiştir. 1920’de Ustalar Konseyi tarafından her atölyenin başında iki ustanın (zanaat ve biçim ustaların ın) bulunması gerektiği kararı alınmıştır. Bu karar, Bauhaus’un genel hedeflerinden biri olan sanat ve zanaati birleştirme doğrultusunda verilmiş önemli bir adım olmuştur. Marangozluk, metal işlemeciliği, çömlekçilik, vitray, duvar resmi atölyeleri de açılmıştır. 20. yüzyılın mimarlık tarihinin önemli noktalarından biri olmasına ve direkt mimarlığa da gönderme yapmasına rağmen, Bauhaus’un ilk yıllarında mimarlık eğitimi verilmemiştir. 1920’de Adolf Meyer tarafından yönetilen mimarlık bölümü, kısa süre sonra kapatılmıştır. Buna rağmen bazı öğrenciler Gropius’un kendi mimarlık ofisinde projeler üretmişler ve 1923’te gerçekleştirilen Bauhaus Sergisine katılmışlardır. 1923 sergisi Bauhaus’un tanınması açısından önemli bir serg olmuştur.
Gropius, İtten’den boşalan Vorkurs yöneticiliğinden Laszlo Moholy Nagy’i atamıştır. Vorkurs’un işleyişinde değişiklikler olmuştur. Nagy, Joseph Albers ile birlikte, İtten’nin kişisel gelişim temeline oturan eğitim anlayışı yerine, bilimsel ve entelektüel eğitime önem veren yaklaşımları benimsemiştir. Nagy’nin eğitim anlayışı üç boyutluluk esasına dayanmış, İtten’den farklı olarak eğitimde çizime önem vermemiştir.
Bu arada Bauhaus’un eğitimdeki avangart tavrı, özellikle sağ kesimin tepkisine neden olmuştur. Weimar mar Cumhuriyeti’nin kaotik siyasal yapısı, Bauhaus’un eğitim sürekliliğini de etkilemiştir. Politik baskılar sonucunda okul ondört yıl içerisinde üç defa yer değiştirmek zorunda bırakılmıştır.
Bauhaus, 1925 yılında Weimar’dan Dessau’ya taşınmak zorunda kalmıştır.
Okul, Dessau’da “Bauhaus tasarım Enstitüsü” adı altında 1 Nisan 1925’te eğitime başlamıştır. Dolayısıyla metal, duvar resmi, çömlekçilik, tekstil, heykel, kitap baskı atölyeleri eğitim vermeye devam etmiştir.
Gropius, 1925’te Bauhaus ürünlerini pazarlamak üzere Bauhaus Limited Şirketini kurmuştur. Çırak- kalfa- usta ilişkileri, yerini öğrenci-profesör ilişkisine bırakmış, 1927’de ise mimarlık bölümü açılmıştır. İsviçreli mimar Hannes Meyer, dersler vermektedir. Moholy Nagy, Joseph Albers, Paul Klee, Wassily Kandinsky eğitime devam etmektedir.
Gropius, 1928 yılında kendi bürosuna daha çok zaman ayırabilmek için yönetimi Hannes Meyer’e bırakmıştır.
Bauhaus Okulu mimarlık alanında önemli başarılar elde etmiş, özellikle toplu konut mimarisinde öncü olmuştur. Mimarlık eğitiminde ilk defa bir yapının yanında çevresel öğeler de önemli olmuştur.
Meyer’in yöneticiliğinde sergilediği sosyalist tavır nedeniyle Dessau valisi tarafından görevinden alınmıştır.
Gropius, okulu mali yönden bağımsız kılma kaygısı taşımıştır. 1930 yılında Meyer’in yerine Ludwig Mies Van der Rohe (1886-1969) yönetici olarak göreve başlamıştır. Rohe yönetimindeki Bauhaus, daha çok bir mimarlık okulu haline gelmiş, atölyelerdeki eşya üretimi hemen hemen son bulmuştur. Sadece iç mimariye yönelik eşyaların üretimi yapılmaktadır.
Resim sanatçıları Rohe’nin yönetiminden ilgi görmemişlerdir. Paul Klee ayrılmış, Kandinsky ile yönetim arasında gerilim başlamıştır. Bauhaus, 1932 yılında Berlin’e taşınmak zorunda kalmış, Nasyonel Sosyalistlerin baskısı sonucunda 1933 yılında kapatılmıştır. Bauhaus hocaları ve öğrencileri dünyanın çeşitli ülkelerine gitmişler, Bauhaus ruhunu devam ettirmeye çalışmışlardır. 1937’de Moholy Nagy tarafından Chicago’da kurulan New Bauhaus, daha sonra Tasarım Enstitüsü ismini almıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulmuş olan Federal Almanya’daki Ulm tasarım Yüksekokulu da Bauhaus ruhunu devam ettirmeye çalışmıştır.
Sonuçta Bauhaus, sanat ve zanaat ve sanayide 20. yüzyıl boyunca gerçekleşecek pek çok radikal dönüşümün hazırlayıcılarından biri olmuştur. Endüstri kültürü tarihinin kırılmalarına tanıklık eden başlıca ortamlardan biri olarak değerlendirilmektedir.
Bauhaus, aynı zamanda etkisi çok daha fazla bir coğrafyaya ve zamana yayılmış bir devrimle ilişkilendirilen paradigmaya karşılık gelmiştir.


Bir Cevap Bırakın