“Devrim tarihi” vaktiyle bir ders ismiydi ve çok güzeldi. Gelgelelim 12 Eylül’de tank paleti altında can vermesinden iki yıl sonra, “devrim” sözcüğünün hayaleti bile belleklere musallat olmasın diye söz konusu dersin adı “inkılap tarihi” olarak değiştirilecekti. Ufak bir pürüz ortaya çıkmıştı yalnız: Dil, Freud’a rahmet okutacak biçimde “inkilap”a sürtüyordu. Yurt genelinde tarih öğretmenleri bu konuyu...
Son Yazılar:
Sinopale’nin 10. Edisyonu 2 Eylül’de Üretim Süreciyle Başlıyor!
Yazma Uğraşı, Ockham’ın Usturası Ve Bir Tohum Sözcük
Beste Naz Karaca: Özne Olma Sürecinde Benlik İnşası
“Tek başımayım ve perişanım”: Stefan Zweig, Joseph Roth dostluğu
Yapay Zeka İşlerimizi Ele Geçirmeye Gelmiyor. Ücretlerimizi Ele Geçirmeye Geliyor.
Hızlı Gazeteci’nin ilk, daha karikatürize dönemi (1980-1981)
Epik Tiyatro: Brecht, Öngören ve diğerleri…
2025 Arthur C. Clarke Ödüllü ANNIE BOT Şimdi Raflarda!
Ruhun Sessiz Cenneti Reşat Ceylan’ın Resimlerinde İçsel Huzurun ve Görünmeyenin Estetiği
Robert Schild yeni kitabı; Burgazada Adalılar, “İkonlar” ve Mekanlar
Daron Acemoğlu ve The Economist dergisi arasındaki sataşmaya dair AI Google-Veysel Batmaz sohbeti
Türk Grafik Sanatından Bir Tuncer Türkkan Geçti
Kusurun İspatı: Yapay Zekâ Paranoyası Yeni Bir İçsansür Rejimi mi Kuruyor?
Kaygı: Anımsamak, Direnmektir
Kültürel Miras Kimin? Devletin, Kentin, Yoksa Hepimizin mi?
Hasan Sarıtaş Gallery: Are You Content?
Kesişen Gerçeklerin Biçimi: Sait Mingü’de “İnsan Doğası”
Tevfik Talha Okan: Mekanın Gerilimleri
Kapitalizmin Kökleri Köleliğe Dayanır
Yazar: Hakan Sipahioğlu
BİR BAŞKADIR: GÜLÜN ADINI KOYABİLMEK
“Adın ne değeri var? Şu gülün adı değişse bile / Kokmaz mı aynı güzellikte?” Hıyar yoğunluklu demografimiz nedeniyle Türkçede daha çok “Salatalığa hıyar deyince adı değişir tadı değişmez” versiyonuyla [1] yer etmiş olan bu dizeler Romeo ve Juliet’te geçer. Söz konusu dizelerin, kült romanı “Gülün Adı”nın ismini koyarken Umberto Eco’ya ilham verdiği söylenir. Zaten kitap,...
İKİRCİKLİ BİR İZMİR ÜTOPYASI: DELİBO – II
Delibo incelemesinin ilk bölümünde İzmir’in post-Kemalizm sonrası dönemin sosyal yapısı için çeşitli öneriler içeren ikircikli bir ütopya olarak tanımlamış fakat bu ütopyayı program olarak önüne koyacak solun temsilinin problemli olduğunu belirtmiştik. Şimdi bunun detaylandırmasına girelim. Hangi Sol? Delibo’da, yazarının sol müktesebatı doğrultusunda, “sınıfsız imtiyazsız kaynaşmış bir kitle” olarak sunulmuyor İzmir. Konya-İzmir arasındaki kültür savaşına saplanıp...
İKİRCİKLİ BİR İZMİR ÜTOPYASI: DELİBO – I
Delibo aceleci bir roman. Telaşlı bir koşturmaca içerisinde, kayıp kahramanı Delibo’yla beraber kendi kendisini de arayan. Anlatının mekânında bir yere çıkmayacağı belli olan ara sokaklara girip girip geri dönen, bazen durup soluklanan, kimi zaman yatağını bulup aksa da sonra yine yolundan sapan. Biraz kederli, biraz öfkeli, biraz da gamsız bir “sarhoş metin”. Romantik birisi olsam...



