Bilemedin hangi aşkın fakiri olduğunu ışık çemberinden geçerken gölgelere sırrını bırakan gençliğin Gecelerin şerrinden kaçarken beyaz çarşaflara dökülen irin gövdesine hapsoldu yaşadığın çağın Kirlendi bir zaman baktığın her yer nefretin hazinesi oldu öfkenin doğurduğu torunlara Kimse bilmez yüreğinden geçenleri kendi yaprakları arasında kaybolmuş narin bir çiçeğin yanına otururken Şavkı yüzünde solmuş...
Son Yazılar:
Dünyadaki Bütün Restoranların Tek Rüyası: Lastikçi
Mizahın Kavramsal Arketipi: Nasrettin Hoca, Çağdaş Felsefe ve Güncel Resim Pratiklerindeki İzdüşümleri
Elliler Apartmanı: Öykünün ve Şiirin Yeniden İnşası Üzerine
Hasan Sarıtaş Gallery Sergi: COMMON GROUND
Sanat ve Ölümsüzlük Arzusu: Gılgamış Destanı Üzerine Felsefi Bir Deneme
11. Hitay Vakfı Sanat Yarışması Kazananları Belli Oldu
Teknofeodalizm: Kapitalizmi Öldüren Neydi?
Çatışan Laiklik Anlayışları Arasında Daralan Laiklik Ufku
Aşı Yarası
Odysseus ve Sisyphos’un “Korkunç İşkence”si
TOMITA: BİR JAPON MÜZİK DEHASI
TÜRK SANAT PİYASASINDA ELEŞTİRİNİN ÖLÜMÜ
YAPAY ZEKA FİLM YAPIMLARINDA
Frank Zappa: Sosyo-Politik Hicvin Bestecisi
TEKNİĞİN GÖLGESİNDE RUH ARAYIŞI: YARATICILIKSIZ SANATÇILIK
Doğanın Kanı, Şairin Mürekkebi: Kökler ve Kemikler
Hayatın Kıyısında Durmak: Erdost Akbaba’nın Neredeyse Romanı
Bodrum Golf Club’ta Ayla Turan ve Kemal Tufan’ın Heykel Sergisi Sanatseverlerle Buluştu.
EKSANAT 3. Seçki Çıktı!
Yazar: Esat Şenyuva
Yollara İtiyor Beni Kalbim (Şiir)
Akşam acılar yüklenmiş eve çıkan merdivenler buzlu kötü komşular kokuyor balkon İçimde bir apartman boşluğu göğsüme açılan pencereden gökteki yıldızlara tutunuyorum Bilmek istemenin ateşiyle büyük varlığın taklidini yapıyorum tanrıya yaklaştıkça artıyor paranoyam Ruhun yüzeyine çıkan anılarda geç serpilmiş bir esmer zamanı bükerek direniyor unutuşa Sabaha atlar ısmarlıyorum toprağın aileden sayıldığı yerlere...
Çünkü çok şeydir yollarda olmak (Şiir)
Kara bir gölde yüzen kuğu gibiydin Toroslardan aşağı kendine bakınca Bütün baharları bir çuvala koyup taşımak istedin Yer incinmesin diye yavaş yürüyen adamlara Uzaklarda ışıyan bir köy gibi çocukluk Birbirini tamamlayan iki imgeydi dağlarla Ufukta kaybolan küçük bir noktaya döndü Kendine yüklediğin bütün ödevler İnsanlığın hâlâ nefes aldığı Zulümden kaçan köylerde Günbatımına ölülerin gölgesini asan...
KORİKOS KALESİNDE KAÇ AKŞAM (ŞİİR)
Kim sevdalanmışsa hayata ölünce bir yer açılacak göğün sofrasında Ben doyamadım yürüyen hiçbir ufka Korikos Kalesi’nin dibindeyim ağır, ağır ve kanlı katliamların ortasına kurdum şapelimi bu gece ihanetlerin şeceresini çıkarıyorum kanlı bir atlasın üzerinden yüzleşirken bile insanın yüzüne kan sıçradığı gerisin geri gelen ölülerden Sorulmayan hesapların defteri ufalanıyor avucunda zamanın unutuşla kesilmiş dili toprağın konuşmuyor...
Ölüm Girmiş Mülkümüze (Şiir)
Nemrut’un kızıl zirvesinde Panoramasına bakıyorum tarihin Bin kışı bir yaza teslim ediyor Sırların mührünü sökerken güneş Algı haritasında unutuşun boyası Sesten alfabeye dönüşüyor dilimde Dağları çileden çıkarıyor Tomurcuk gururuyla kalkan başım Üzerinde hayal bulutlarım Pınarından uzaklaşan suların Toprağa uzun bir sessizlik çiziyor Su dilini ögrenen gözlerim Akıp gidiyor tutmaya çalıştığımız Ur’dan, Horasan’dan, Nil’den… Kâhinlerin dalgınlığından...




