ACININ VATANI, YİTİK BİR HAFIZA: ‘’İLERLEME‘’ (İZMİR DEVLET TİYATROSU)

‘İlerleme” kelimesi annemin ağzında feci tınlıyordu…”  –  Matei Visniec

 

İzmir Devlet Tiyatrosu ekibi, Yazar ”Matéi Visniec” in kaleme aldığı tek perdelik dram oyunu olan ”İlerleme” ile, 16.Uluslararası Devlet Tiyatroları Festivali kapsamında 13 – 14 Mayıs 2026 tarihlerinde Antalya Haşim İşcan Kültür Merkezi Sahnesi’ne konuk oldular.

Oyun, Bosna savaşı sonrasında yeniden çizilen sınırların, yeni baştan yazılan vatan marşının, o ıssız yokluğun ve acının tam ortasında kayıp bir hafızanın izlerini takip eden bir coğrafyanın hikâyesini merkeze almış bir savaş ertesi dramı.

Tüm dünyada aynıdır savaşın geride bıraktığı izler aslında. Yitirilen masum canlar, kan, gözyaşı ve acı.

O ağır kederin içinde en çok bağrı yananlar ise her dâim annelerdir.

Yüreğine taş basmak zorunda olan, aldığı her nefeste kalbinin tam ortasına dikenli teller batmışçasına çaresizce kanayan anneler.

 

Bir yanda kapitalizmin  kıskıvrak yakaladığı, esir düşen çaresiz kadınlar.

Acımasız bir protokole kurban giden gencecik hayatlar.

İnsan pazarı, her yerde aynı aslında. Her şartta ve koşulda… En çok da savaşın acımasızca yıktığı coğrafyalarda hüküm süren sefil bir çaresizlik bu.

Çırpındıkça batan bir bataklık gülü o nârin kadınlar.

Suratımıza tokat gibi çarpan bu gerçeklik, ”İlerleme”nin tam ortasında, savaş yıkıntılarının arasından  en soğuk , en karanlık yüzü ile bakıyor bizlere.

4 farklı rolde karşımıza çıkan, aynı zamanda oyunun yönetmen yardımcılığını da üstlenen oyuncu  ”Ömer Polat”, Milis (Marco) / Travesti / Gorak / 2. Komşu kimlikleri ile birbirine tezat insanların hikâyelerini izleyicilere öyle ustalıkla aktarıyor ki, rol geçişleri inanılmaz büyüleyici duruyor sahnede.

 

”İlerleme”nin ana temasını şekillendiren o büyük acının sahibi ise Anne – Baba ve savaşta hayatını kaybetmiş Oğullarından oluşan o çekirdek aile.

Yarısı yanmış evlerinin bahçesinde içi çöplerle ve kokmuş bir köpek cesedi ile dolu olan kuyunun başında çaresizce duran  bir anne – babanın tarifsiz acısını soluksuz izletiyorlar bizlere başroldeki oyuncular.

”İlerleme”, ölümden sonra kayıp bir hafızanın  evrende yankılanan yitik sesi ile  bir iz bulma çabası üzerine ilerliyor.

Bir anne ve babanın canını en çok ne yakar? Evlatlarını savaşa kurban vermek mi, yoksa kaybettikleri biricik oğullarının  cansız bedenine bile ulaşamamak mı?

Bu kesif acıyı  hangi güç dindirebilir ki?

 

Anne rolünde ”Işın Yıldız”, bir annenin dinmek bilmeyen yas sancısını iliklerine kadar hissederek oynuyor, ve izleyiciye de bu hissiyatı başarı ile geçiriyor.

 ”Bu ülkede mutlu bir anne, çocuklarının nereye gömülü olduğunu bilen annedir. Mutlu bir anne, bir mezarla dilediği gibi ilgilenebilen annedir, rastgele bir ceset değil de, o mezarda oğlunun bedeninin bulunduğundan emin olandır. Mutlu bir anne, başkalarının değil de, kendi oğlunun kuru kemiklerinin başında dilediği kadar ağlayabilen annedir.” diyor repliğinde.

Ölümden daha acı gerçekler de vardır, evlâdının cesedine ulaşamamak gibi…Çocuğu için bir mezar taşı dikememek gibi.

En acısı da koskocaman bir ”Hiçlik” içerisinde kaybolmaktır.

 

Elindeki ağır baltayla, ormanları, kuyuları, toprağı çaresizce kazıp, oğlunun cansız bedenini bulabilmek için çaresizce çırpınan bir babanın yürek dağlayan acısını tüm mimikleri ile, beden dili ve ses tonu ile izleyiciye yaşatan ”Bayram Atila Karagöz”, gözlerimizin dolu dolu olmasına sebep oluyor.

Savaşta hayatını kaybeden, bedeni meçhul bir toprak yığınının içine hapsolmuş olan oğul rolünde ”Kerem Corogil”, her bir repliği ile yüreklerimize ayrı bir hançer saplıyor sanki.

Boşlukta yankılanıyor sesi, hafızası kayıp, bedeni ise bir meçhulde gizli onun.

 

Bu akılalmaz acının tam ortasında,yürekleri evlat acısıyla yanıp kavrulan ana – babalara ”Yas Süreci” pazarlayan bir mafyatik grup .

Savaş ortamından çekip alınan  postallar, kuru kafalar, kemikler ve asker üniformaları.

Adı – sanı yok hiçbirinin, sadece birer etiketleri var: Numara sırasıyla dizilmişler bir dolabın  karanlık, izbe raflarına.

Yokluk mu insana en çok acı veren, yoksa bu kan donduran karanlık mı?

 

Ruhlar Korosu’nun eşlik ettiği bir kayıp hafızanın kendisini bulma yolculuğu bu.

Bir parça beze, belki de siyah bir asker postalına sarılıp, acısını – yasını tutma emelinde olan insanların hâzin öyküsü.

Oyunun  çok amaçlı kullanılabilen, bir o kadar da gerçekçilik hissiyatı veren başarılı savaş alanı temalı dekoru ”Hasan Yavuz” imzası taşıyor.

Dekorla ve oyunun temasıyla müthiş bir uyum içinde bütünleşen kostüm tasarımları  ”Duygu Ergüven Saykan”a ait.

Oyunun etkileyici müzikleri ise, tiyatro müzikleri alanında çok başarılı eserler veren ”Oktay Köseoğlu” imzalı.

 

”İlerleme”nin rejisör koltuğunda ise tartışmasız en baaşrılı yönetmenlerden olan ”Yunus Emre Bozdoğan” oturuyor.

Oyundaki gece kulübü – bar temalı sahnelerde ise sinevizyon desteği, hikâyeye apayrı bir renk ve canlılık katmış.

Ölümden sonra yas sürecini bu kadar etkileyici bir şekilde izleyiciye sundukları için bu başarılı ekibe yürekten teşekkür ediyoruz.

 

”İlerleme”yi sezon boyunca İzmir Devlet Tiyatroları sahnesinde ve turnelerde takip edebilirsiniz.

 

İLERLEME – İZMİR DT

Büyük Oyunu

1 Perde – 1 saat 25 dakika

Yazan: Matei Visniec

Çeviren: Burak Üzen

Rejisör: Yunus Emre Bozdoğan

 

OYUNCULAR:

 

Anne: Işın Yıldız

Baba: B. Atila Karagöz

Oğul: Kerem Corogil

Kız: Berfin Türköz Kurt

Stanko / Adam / 1. Komşu: Fatih Yurdakul

Milis (Marco) / Travesti / Gorak / 2. Komşu: Ömer Polat

Znorko / Sürekli Sırıtan Adam / Frantz / 3. Komşu: Efe Akercan

Yrvan / Pralic: Fatma Konu

Giriş Şarkısını Seslendiren: Mesure Syuleyman Durmazer

 

Dekor Tasarımı Hasan Yavuz

Kostüm Tasarımı: F.Duygu Ergüven Saykan

Işık Tasarımı: Fuat Fırat

Müzik  Oktay Köseoğlu

Koreografi: Müge Uyan Yeşilpınar

Repetitör: Deniz Dilmen

Korrepetitör: Emre Deniz

Yönetmen Yardımcıları: Ömer Polat, Fatma Kum Ertekin

Asistanlar :Tayfur Çamlıbel, Telin Sümer

Sinevizyon Sorumluları: Umut Kızılyaprak, Engin Altun

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.