Matbu dergi [artık] fuzuli bir iş mi?

0

Evet.

Sorulu başlıkları hiç sevmem.

Sonda söyleyeceğimi de sonda söyleyeceğim.

Nazlanmadan, uzatmadan, bıkmadan söylemek lazım: günümüzde matbu dergi artık fuzuli bir iştir, bir tapınç nesnesidir.

Bugün eserin yazım, gönderim, reklam gibi neredeyse bütün süreçleri dijitalde gerçekleştirilirken son aşamada kâğıda rücu edilmesi mürteciliktir. Sol partilerin veya sendikaların 1 Mayıs çağrıları için hâlâ 12 punto ile A4’e destan yazmaları gibi.

 

1

“- Gecelerdir seni bana doludizgin getiren

Gündüzler kalbimde dinmeyen yaram

Karanlıklar şahittir aşkımın ateşine

Haykırıyorum işte güneş bize haram

– Alper Canan! Bu şiiri dün gece yazdınız, öyle değil mi?

– Ne kadar da isabetli bir keşif Fikri Bey. Bu şiiri dün gece yazdığımı nereden anladınız?

– Çünkü klavyenizin sesi bütün gece kulaklarımda çınladı.

– Ha ha ha! Oysa benim gibi duygu yüklü bir şairin dolma kalemle yazmasını beklerdiniz, değil mi?

Ben milenyum şairiyim Fikri Bey, o sizin söylediğiniz şair modeli bin yıl öncesinde kaldı.”

Güneşin Oğlu, Onur Ünlü, 2008

 

2

Matbu dergiler telif ödüyor mu?

Hayır.

O ki 350 liralar (dergi mi vergi mi, üstelik poşet içinde, işporta fetişizmi?), 400, 450 liralar nereye gidiyor? Matbaaya, ulaştırmaya, dağıtıma, kitabevine vs. Bir sürü fuzuli süreç. Hani araya taşıma, dağıtma, stoklama vs. süreçler ve komisyoncular girdiği için domat tarlada 2,5 lira iken markette 250 lira ya, matbuat da bugün aynı durumdadır. Nostalji takılıp daktilo ile yazan veya Fakir Baykurt gibi kalemini sivrilten de kalmadığına göre, her aşaması dijitalde vücut bulan metnin birkaç fare tıklatması neticesinde tarladan direkt tüketiciye ulaşması varken, hayatındaki temel ihtiyaçları haricinde neredeyse her şeyi dijitalde halleden bireyin matbuda ısrarını fetişten başka bir şeyle açıklayamıyorum. Yayım hariç, öncesi (oluşum) ve sonrası (reklam) tamamen dijital mecralarda vuku bulan mecmua hadisesinin 350-450 lira bandında, hâlâ enflasyona, mazota, jeopolitiğe bu kadar bağımlı bir fiyatla matbuda devam edişi bu işin artık butiğe döndüğünün resmidir. Web-driven editoryalin hasta işi mevzularla bit pazarı bağımlısı gibi bir kitlenin ağzını çalkalaması.

 

3

Müelliflerin hâlâ matbu dergilere eser gönderimi reklam ve vitrin olarak mı kalıyor?

Reklam yine Instagram’dan, X’ten yapılıyor, hatta bazen tüm basılı materyali bu mecralardaki frikikli fotoğraflardan okuyabiliyoruz. Yani mevzu dönüp dolaşıp kara aynada beliriyor. Bir şair yeni çıkan kitabını İnsta’da yaklaşık bir ayda hikâyelerde parça parça paylaşabiliyor. Bırakalım dergiyi, bütün kitabı baştan sona hikâyelerde okuyacaktık o ki basılmasında ne gibi bir espri vardı?

 

4

Artık sahaflarda bile bulunmayan matbuatın dijitale taşınması onun için kurtarıldığı anlamına geliyor. Birçok eski derginin dijitalde arşivlenmesi bizi sevindiren bir gelişme oluyor. Bu anlamda, dijitalleşme kaybolmaya ramak kala durumu mu yoksa aslında bir mumyalama işlemi mi diye sormak durumunda kalıyoruz. (Yıllar önce, sevdiğimiz bir şair abimizden çevrimiçi dergimiz için şiir istemiştik, sizi sevmiyorum deyip bizi üzmemek için “çevrimiçi dergiler bir zaman sonra kayboluyor” gibi bir sebeple bize şiir vermemişti, bir hafta sonra başka bir çevrimiçi dergide şiirini okumuştuk. Olsun, biz yine de kendisini seviyoruz, kitabevinde bizi hep iyi ağırlamıştır.) Günümüzdeki akışın karşısında matbu asla matbuda kalamaz, hatta, biraz daha ileri gidip, bugün metin matbuda kalırsa ölür, çevrimiçi dolaşımda görünmeyen metin ölür, diyebiliyorum.

 

5

2026 yılında haberler, beğeniler, övgüler, yergiler, tartışmalar, kavgalar ve benzerinin cüzi bir masrafla ve olabildiğince hızlı ve demokratik şekilde dijitalde gerçekleştirilebilme olanağı varken bu meselelere kâğıt üzerine patates baskı misali, donuk, sıkıcı bir şekilde yer verilmesinde beyhude bir orta çağ ritüel duygusu kalıntısı vardır.

 

On, yirmi yıl önce şiir grupları, blogları vs. olurdu, orada tartışılır, atışılır, kavga edilirdi. O günlerden bugünlere dijital kamusal kürsüler bu kadar çoğalmışken 65+ emekli dayı gibi şairlerin hâlâ matbu köşelerinden birbirine sallamaları cringe kaçmıyor mu? (Acaba bu dayılar hâlâ Nokia 3310 da kullanıyorlar mıdır?) 350 lira verdiğin, naylon poşetini sıyırıp dergiyi bir açıyorsun, o da ne, dede kavgaları gibi, ağır ağır saldırılarla birbirlerinin etlerini koparıyorlar; hiç çekilmiyor. Kavga kâğıtta yapılmış ama “Kavga var, koşun!” çevrimiçi tellaklarca yapılıyor. Üstelik işin sonu mahkemeye taşınmış/taşınacak görünüyor.

 

Peki biz matbudaki bu yılgın yazıları gündem diye mi takip edeceğiz? En basitinden birbirlerine e-posta gönderip ya da, düello romantik devirde kaldığı için, Kaan Kazgan – Savaş Cebeci gibi kafes dövüşüyle halledilebilecek mevzuların “tarihe kalmak” dürtüsü ile gereksiz yere matbu sayfalarını işgal edişini edebiyat olarak mı addedeceğiz? Ne yapacağız? Yapacak bir şey yok. İnternetin kuşatması altında en yüksek faydayı sağlamaya bakacağız. Fetişizmi bırakacağız. Her zaman somut durumların somut tahlilini yapacağız. Biz artık “hızlı” insanlarız, bundan kaçış yok. Kanuni’nin Irakeyn seferi 3 yıl sürmüş, karşısına savaşacak bir ordu çıkmadan Bağdat’ı ve Basra’yı almış, dönmüş (facebook’ta yazıyordu). Irak işgalini canlı izledik. Birkaç ay önce Venezuela devlet başkanını 3 saatte evinden pijamalarıyla aldılar. Şiirini postalayıp 3 ay sonra dergide görmenin heyecanını yaşayan nesilden, e-postayla gönderip 2 hafta sonra dergide görmenin heyecanını duyan nesle, oradan da Whatsapp veya Insta chat’ten gönderip akşamına çevrimiçi görmenin heyecanını duyan nesle ulaştık. Insta’dan takipleştiğim bir hanımefendi geçenlerde Kafagöz dergisinde ilk şiirini yayınladı ve bir ilk şiire göre hiç de fena olmayacak seviyedeydi; biraz neoepik zamanları andırsa da günceldi, cariydi, bugünün şiirini takip ettiği belliydi ve öyle tahmin ediyorum ki bu takibi büyük oranda dijitallerden yapıyordu. Kafagöz’ün bu keşiflerini son 10 yılda kaptanın seyir defteri falan filanla kaç matbu dergi yapabildi?

6

Dijitalden okumanın matbudan okumanın yerini tutmadığı duygusu mu?

Matbudan okumayınca okuma ediminin değerini kaybedeceği kuruntusu mu?

Aylar önce Kafagöz’de okuduğum bu şiirleri, 2026 yılbaşı Disko’sunda Adem Emre Cengiz’in şiirini, Haydar Ergülen’in Defter dergisi arşivinde “80’Lİ YILLAR ŞİİRİ VE ŞAİRLERİ ÜZERİNE ON İDDİA”sında ilk kez okuduğum Lale Müldür şiirini hâlâ unutamıyorum. Bunlar sadece birkaç örnek, pandemiden beri en çok sevdiğim şiirler çoğunlukla ekrandan okuduklarım oldu. Bu minvalde, matematikteki limit gibi sağdan ve soldan yaklaşılabilen Marshall McLuhan’ın teorisine, dijitalin şiire yeni mecra olması ve bunun olanakları tarafından değil de bugünün şartlarında hâlâ matbuda ısrar üzerinden bir mesaj okuması tarafından yaklaştığı için Çakmakçı’ya hak veremiyorum.

 

 

7

Bugün, devrimin televizyonda yayınlanmayacak olması devrim için en büyük handikap olur, Tiktok’ta canlı yayınlanmayan devrim benim devrimim değildir.

 

8

Bu yazının bizzat kendisi hızın gerisinde kalmıştır. Mevzuların ne kadar ileride, süratle gittiğini anlatmakta nefes nefese kalmıştır. Fikir, not, taslak vb. hiçbir süreçte kâğıtla hiçbir işi olmamıştır.

 

9

2026’da dijital şiir, yapay zekâ vb. konulu matbu dergi çıkarmak zortlamaktır. Nur Sürer’in “Bizim analarımız da tokat yiyordu bazen babalarımızdan.” derken zortladığı gibi.

 

10

Dünyanın bütün matbu dergileri, çevrimiçine geçin.

 

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.