Düğün kurdular çay’a, çay demleyip gelene Hani döş nerde kumbar, dombasızdan bize ne Yarı- açık çek yazdık sünnetsizin fesine Eniştenin yasına beyaz giydi serseri Kıl kerime, kem halayık, bizler şor’duk onlar ayık Çalab’ın gacısı Kamber, tad özürlü yakmaz biber Neler neler dediler de sıyırmadık yüzüğü Kokoroz’a aç horoz! Hotoz elvan, kız ezik Hem bol geldi ...
Son Yazılar:
Robert Schild yeni kitabı; Burgazada Adalılar, “İkonlar” ve Mekanlar
Daron Acemoğlu ve The Economist dergisi arasındaki sataşmaya dair AI Google-Veysel Batmaz sohbeti
Türk Grafik Sanatından Bir Tuncer Türkkan Geçti
Kusurun İspatı: Yapay Zekâ Paranoyası Yeni Bir İçsansür Rejimi mi Kuruyor?
Kaygı: Anımsamak, Direnmektir
Kültürel Miras Kimin? Devletin, Kentin, Yoksa Hepimizin mi?
Hasan Sarıtaş Gallery: Are You Content?
Kesişen Gerçeklerin Biçimi: Sait Mingü’de “İnsan Doğası”
Tevfik Talha Okan: Mekanın Gerilimleri
Kapitalizmin Kökleri Köleliğe Dayanır
Post-Formal Düşünce Üzerine
Peride Celal: Kurtlar ve Komünistler
Bir Zaman Haritası
Gerçeğin Gölgesinde İdea’nın Karanlık Metafiziği
Cevat Çapan’dan Hatırlayışlar: Sürgünler Ayrılıklar
Salyangoz Haiku dergisi, ikinci sayısıyla okurla buluştu.
Hikâyede Kalmasın
Barış Yıldırım’ın üçüncü şiir kitabı Rüzgâr Dindiğinde: Seyrüsefer Günlükleri çıktı
Strain: Faşizmin Gen Havuzundaki Sevgi Ve Nefret
Kategori: Manşet
Büyük “Soğuk Devrimler” Çağının Mizantropist Kipleri
Özgürlük ve görece eşitlikle, ama aynı zamanda derin yalnızlık ve umutsuzlukla ișaretlenen bir “soğuk devrimler” çağında yaşıyoruz. Bu çağda özgürlük çimentoda bir kelebek izlenimi veriyor. Soğuk Devrimler aşağıda bir kralın şarkı söylerken, yukarıda bir Tanrının öldüğü bir post-politik ve post-tarih zamansallığın içine yerleştirilmiș gibi duruyorlar. Bu denemede sıklıkla kullanacağım “post-politika çağı”, hiyerarşilerin, kurumların ve kültürlerin...
LEYLA’NIN KARDEŞLERİ
Eski romanlarda gördüğümüz ve okuyucuyu sıkmadan doğal akış içerisinde verilen detayları günümüz romanlarında pek göremiyoruz. Gereksiz ayrıntılarla sayfa kalabalığı yapmak başka bir şeydir, detaylara can verip okuyucuyu içine çekmek başka bir şeydir. Öyle sanıyorum ki modern romancılar bu gerçeği hiçbir zaman aklından çıkarmamalı. Detay verecek edebi kudretimiz yoksa fazla açılmadan kıyıda yüzmek ayıp değildir. Bu...
“YÜKSEK SANAT” VE GÜÇ ODAKLARI
Bugün yanlış yapma günümdü. Öyle söz vermiştim. Hızlı fırtınaların öncesiydi. Ses yoktu. Siyah yeleğimin cebinden gözlüklerimi silmek için büyük bir paçavra çıkarttım. Sabun kokuyordu. Görevimiz net görmekti. Birden, yaşadığım fırtınaları anımsadım. Seni sonradan gördüğümde de ses yoktu. Şimdi dramatik bir etki, uzak geçmişten geleceğe uzanıyordu. Hakkını yemeyeyim, sen haklıydın! “Geçinmeyen mağdurlar” ordusu kurup, elebaşını...
KÜRESEL MODERNİZM VE POSTMODERNİZM
Modernizm tahmini olarak 1860’lı yıllardan 1960’lı yıllar arasında gelişmiş bir süreç iken, postmodernizm İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşmuştur. Modernizm felsefesi insan odaklı olmak tezi ile ortaya çıkmış, rasyonalizm, pozitivizm, kapitalizm gibi kavramlar savunulmuştur. Sanayinin gelişmesi ve teknolojik yenilikler paralelinde modernizm insan odaklı bir felsefenin yerine, insanı sömüren biri olguya dönüşerek yozlaşma göstermiştir. Bu temele dayanmış...
Kuş Yumurtasında Sebai Dü ve Şeş Beş
“Walter Traprock¨ müstear adını kullanan Amerikalı George Shepard Chappell, labalubacı roman ve gezi edebiyatı yazarıdır. 1912’de ¨Kawa’ya Yolculuk¨ başlıklı bir seyahatnâme yazdı, yer yerinden oynadı. Kawa adındaki kurgusal adalar ülkesine gitmişti güya ve oradaki Pasifik Filbert Adasında tuhaf canlılar görmüştü. Bunlardan birisi de Fatu-Liva kuşuydu. Bu kuş oo-eeer diye hiç alışık olunmamış bir sesle öter,...
EDEBİ ANLATIDA BİLİNÇ AKIŞI
Filozof Jacques Derrida’nın edebiyatın işlevi ile ilgili şöyle bir cümlesi var, “Edebiyat, insana her şeyi her tarzda söyleme izni verir.” Edebiyatta Bilinç Akışı Anlatımı tam da bu işlevi yerine getiriyor. Bilinç akışı anlatımı, bilinen klasik modern edebiyat yazım türlerinin disiplinlerine uymayan ve uymak istemeyen bir yazım tavrıdır. Yazarın kafasından geçenleri kestiremiyoruz, hatta yazarın kendisi bile...
Zygmunt Bauman’da Ahlaki İtki ve Toplumsal Benlik
Zygmunt Bauman, Postmodern Etik adlı kitabında “Her zaman bize yol göstermiş olan ve bugün hala yol gösteren ahlakın kolları güçlü ama kısadır. Oysa artık uzun, çok uzun kollara ihtiyacı vardır” önermesini ortaya atarak modern dönemle birlikte tahribata uğramış olan ahlak değerine yönelik bir sorgulamaya girişir. Bauman için modernliğin olduğu yerde ahlaktan bahsedebilmek mümkün değildir. Çünkü...
İçsel ve Dıșsal Kıyametler Ișığında bir “Tarihin Sonu” Okuması
Kuzu yedinci mührü açtığında, gökte yarım saat kadar bir sessizlik oldu. Vahiy: Bölüm 8, Bent 1-2 Fukuyama, olaysızlığı zamanımızın belirleyici özelliği olarak okudu. Fikir, İkinci Dünya Savaşı’nın enkazından ortaya çıkmış ve 1950’lerde entelektüel yaşamın tonunu belirlemişti. 1945’ler, varoluşta anlam bulma görevinin tamamen bireysel bir yük haline geldiği, bir bıkkınlık ve eylemsizlik çağının başlangıcına,...
PARÇALANMAYI BEKLEYEN: RIZA’NIN DON KİŞOT’LA EPİK YOLCULUĞU
Bir şarkı; “Kuş olup uçsam sevdiğimin diyarına” diye başlar. Hayal dünyamız hangimizi uçurmamıştır ki, ulaşılmaz olana? Hasrettir bu; içimizi burkan, bizi kendimize hapseden yerden ötelere gitmek isteği. Hele ki bu hapisliğe bir de hapishanenin fiziksel duvarları eklenmişse. Nazım Hikmet bu dört duvara kıstırılmışlık halini ve gerçeklikle örtüşen hayal dünyasını; “Olmadığım yerde olabilmenin hasreti midir bu?”...









