“Jandarma daima nesirde kalacaktır Eşkıyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine Ve bu dağlar böyle eşkıya güzelliği taşıdıkça” Cemal Süreya Eylül kurak, can çekişiyor her şey Yazın tozu üstümüzde hâlâ ve siyaset Kanunla korunan bir şey kaldı mı? Akbelen’den sökülüyor zeytin ağacı Köyün düzü, dağın eteği “Her yer jandarma”* Doluşuyor minikler okul sıralarına Beton bahçelerinde...
Son Yazılar:
Star Wars Anlatı Sanatı Müzesi
Jean-Marc Veliscek: “Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.”
Seslerin Yerleştiği Konak: Edirne Müzik Müzesi
Kültürel Zeynalar ve Ninalar: Türkiye’deki Sinema ve Dizi Endüstrilerinde Teknik Alanda Yaratıcı Kadın Emeği
Cumartesi Anneleri ya da Masanın Altındaki Hayalet
Toprağın Altından Vitrine: Kazı Bilgisi Müzeye Ulaşabiliyor mu?
Ali Kazma’nın yeni kişisel sergisi “Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]”, Meksiko’daki Franz Mayer Müzesi’nde!
Genç Hitler‘in Viyana yılları
ÖTEKİ YEŞİLÇAM – UÇURUMDAKİ KADIN: TUHAF BİR ‘KENDİNE DÖNÜŞLÜ’ ZERRİN EGELİLER FİLMİ
Barnett Newman’ın Devrimi
Beat kuşağı ve Beatnikler hakkında 10 film
Osmanlı’da Bayramın Zarafeti: Bir Kartpostalın Anlattıkları
Göğün Altında (Şiir)
Bir Tiyatro Mirası: Antonin Artaud ve Bali Tiyatrosu
SENDEN YANA
BESBELLİ (ŞİİR)
Döngü (Şiir)
Leyla Qasim’a (Şiir)
Işıkla Yazan Yaprak: Işıkla Yazılan Fotoğraf
Yazar: Aslıhan Tüylüoğlu
Yağmurgülü (Şiir)
Yağmur doğum günüm benim Umuttu karanlığı delip büyümek Güneşe uzansam kızarlardı belki Gölgeye saklansam hüzün Biraz çıplaktım ve tek Kır uzakta, saksım dar Kuş olsaydım derdim, toprak gücenirdi Uslanacak gibiydim balkon göklerinde Hem meraktı hem korku gelecek Hüzünler sevinçlerle denk Kolay değil bir tohumdan dünyaya yürümek Öyle çok sevenlerim de vardı Okşarken...
Öyleydi, Neşeli Sular Gibi (Şiir)
Ben de öyleydim eskiden Bulgur pilavının yanına mum yaktığım olmuştur Akşam çökene kadar bir kitaba dalıp Işık yakmak için bile başından kalkmadığım Eski çatılarda biten bir papatyayı kendime örnek aldığım Sokaklarda hiçbir şey içmeden sarhoş gezerek Yağmurla yarıştıklarım var, karlı şubatlarda kibritle ısındığım Minik şeylere sevinirken küçük bir kız olduğum Yaşamayı ciğerlerime doldurduğum, güneşi, çiçekleri...
Bican Kadar Bir Boşluk (Şiir)
Sen şimdi bir kahvaltı sofrasında Mutsuzluğumu unutmuşsundur Tuz ile domates arasında bir elin Bir elin okşamıştır saçını sevgilinin Yalnızlığıma üfledi ölüm Çoğalttı içimdeki közü Bican öyle hafifti ki Hafifçe kaydı gitti Ağır bir yoksunluk duygusu bırakınca Yüreğim çatladı sanki Kuşlar gerindi, gök aynı aldırmazlığında Her sigara son gibi İyi günlerin sonu Sanki bundan sonra sevinecek...



