Hisler, İlham ve Edep nazarında şiir dili ve çeviri sorunsalı Şiir ederini, edebini ve haddini kabul etmek için konuyu delilleri ile ortaya koymamız gerekir. Şiirin konuşma dilinden ayrılan özelliği, sadece kalemin rengi yani edebi dili değildir. Şiirin şiir olarak görülmesi için kaleme dökülme esnasındaki edebi dili dışında his ve ilham gerçekliğini de bilmek gerekir....
Son Yazılar:
Jean-Marc Veliscek: “Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.”
Seslerin Yerleştiği Konak: Edirne Müzik Müzesi
Kültürel Zeynalar ve Ninalar: Türkiye’deki Sinema ve Dizi Endüstrilerinde Teknik Alanda Yaratıcı Kadın Emeği
Cumartesi Anneleri ya da Masanın Altındaki Hayalet
Toprağın Altından Vitrine: Kazı Bilgisi Müzeye Ulaşabiliyor mu?
Ali Kazma’nın yeni kişisel sergisi “Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]”, Meksiko’daki Franz Mayer Müzesi’nde!
Genç Hitler‘in Viyana yılları
ÖTEKİ YEŞİLÇAM – UÇURUMDAKİ KADIN: TUHAF BİR ‘KENDİNE DÖNÜŞLÜ’ ZERRİN EGELİLER FİLMİ
Barnett Newman’ın Devrimi
Beat kuşağı ve Beatnikler hakkında 10 film
Osmanlı’da Bayramın Zarafeti: Bir Kartpostalın Anlattıkları
Göğün Altında (Şiir)
Bir Tiyatro Mirası: Antonin Artaud ve Bali Tiyatrosu
SENDEN YANA
BESBELLİ (ŞİİR)
Döngü (Şiir)
Leyla Qasim’a (Şiir)
Işıkla Yazan Yaprak: Işıkla Yazılan Fotoğraf
FİKRET MUALLA’NIN FİLMİNİ ÇEKMEK VE ANILAR…
Kategori: Kritik
Büyük “Soğuk Devrimler” Çağının Mizantropist Kipleri
Özgürlük ve görece eşitlikle, ama aynı zamanda derin yalnızlık ve umutsuzlukla ișaretlenen bir “soğuk devrimler” çağında yaşıyoruz. Bu çağda özgürlük çimentoda bir kelebek izlenimi veriyor. Soğuk Devrimler aşağıda bir kralın şarkı söylerken, yukarıda bir Tanrının öldüğü bir post-politik ve post-tarih zamansallığın içine yerleştirilmiș gibi duruyorlar. Bu denemede sıklıkla kullanacağım “post-politika çağı”, hiyerarşilerin, kurumların ve kültürlerin...
LEYLA’NIN KARDEŞLERİ
Eski romanlarda gördüğümüz ve okuyucuyu sıkmadan doğal akış içerisinde verilen detayları günümüz romanlarında pek göremiyoruz. Gereksiz ayrıntılarla sayfa kalabalığı yapmak başka bir şeydir, detaylara can verip okuyucuyu içine çekmek başka bir şeydir. Öyle sanıyorum ki modern romancılar bu gerçeği hiçbir zaman aklından çıkarmamalı. Detay verecek edebi kudretimiz yoksa fazla açılmadan kıyıda yüzmek ayıp değildir. Bu...
“YÜKSEK SANAT” VE GÜÇ ODAKLARI
Bugün yanlış yapma günümdü. Öyle söz vermiştim. Hızlı fırtınaların öncesiydi. Ses yoktu. Siyah yeleğimin cebinden gözlüklerimi silmek için büyük bir paçavra çıkarttım. Sabun kokuyordu. Görevimiz net görmekti. Birden, yaşadığım fırtınaları anımsadım. Seni sonradan gördüğümde de ses yoktu. Şimdi dramatik bir etki, uzak geçmişten geleceğe uzanıyordu. Hakkını yemeyeyim, sen haklıydın! “Geçinmeyen mağdurlar” ordusu kurup, elebaşını...
KÜRESEL MODERNİZM VE POSTMODERNİZM
Modernizm tahmini olarak 1860’lı yıllardan 1960’lı yıllar arasında gelişmiş bir süreç iken, postmodernizm İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşmuştur. Modernizm felsefesi insan odaklı olmak tezi ile ortaya çıkmış, rasyonalizm, pozitivizm, kapitalizm gibi kavramlar savunulmuştur. Sanayinin gelişmesi ve teknolojik yenilikler paralelinde modernizm insan odaklı bir felsefenin yerine, insanı sömüren biri olguya dönüşerek yozlaşma göstermiştir. Bu temele dayanmış...
EDEBİ ANLATIDA BİLİNÇ AKIŞI
Filozof Jacques Derrida’nın edebiyatın işlevi ile ilgili şöyle bir cümlesi var, “Edebiyat, insana her şeyi her tarzda söyleme izni verir.” Edebiyatta Bilinç Akışı Anlatımı tam da bu işlevi yerine getiriyor. Bilinç akışı anlatımı, bilinen klasik modern edebiyat yazım türlerinin disiplinlerine uymayan ve uymak istemeyen bir yazım tavrıdır. Yazarın kafasından geçenleri kestiremiyoruz, hatta yazarın kendisi bile...
Zygmunt Bauman’da Ahlaki İtki ve Toplumsal Benlik
Zygmunt Bauman, Postmodern Etik adlı kitabında “Her zaman bize yol göstermiş olan ve bugün hala yol gösteren ahlakın kolları güçlü ama kısadır. Oysa artık uzun, çok uzun kollara ihtiyacı vardır” önermesini ortaya atarak modern dönemle birlikte tahribata uğramış olan ahlak değerine yönelik bir sorgulamaya girişir. Bauman için modernliğin olduğu yerde ahlaktan bahsedebilmek mümkün değildir. Çünkü...
İçsel ve Dıșsal Kıyametler Ișığında bir “Tarihin Sonu” Okuması
Kuzu yedinci mührü açtığında, gökte yarım saat kadar bir sessizlik oldu. Vahiy: Bölüm 8, Bent 1-2 Fukuyama, olaysızlığı zamanımızın belirleyici özelliği olarak okudu. Fikir, İkinci Dünya Savaşı’nın enkazından ortaya çıkmış ve 1950’lerde entelektüel yaşamın tonunu belirlemişti. 1945’ler, varoluşta anlam bulma görevinin tamamen bireysel bir yük haline geldiği, bir bıkkınlık ve eylemsizlik çağının başlangıcına,...
PARÇALANMAYI BEKLEYEN: RIZA’NIN DON KİŞOT’LA EPİK YOLCULUĞU
Bir şarkı; “Kuş olup uçsam sevdiğimin diyarına” diye başlar. Hayal dünyamız hangimizi uçurmamıştır ki, ulaşılmaz olana? Hasrettir bu; içimizi burkan, bizi kendimize hapseden yerden ötelere gitmek isteği. Hele ki bu hapisliğe bir de hapishanenin fiziksel duvarları eklenmişse. Nazım Hikmet bu dört duvara kıstırılmışlık halini ve gerçeklikle örtüşen hayal dünyasını; “Olmadığım yerde olabilmenin hasreti midir bu?”...
Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı Bir Yetişkin Olarak Yeniden Okumak
Holden Caulfield’dan Ayrılmak “Bu da kısmen doğru ama tamamen doğru değil. İnsanlar her zaman bir şeyin tamamen doğru olduğunu düşünür.” ...









