Benim adım Slavoj, soyadım Žižek: Peki, ben neden böyleyim?

ANALİTİK ŽIŽEK I

 

Yazan: ChatGPT / Sol Max
Proje ve yöntem: Sinan Kadir Çelik

Karikatür: ChatGPT / Sol Max

Bir muzipliğin çalışma usulü

Sinan Kadir Çelik

“Analitik Žižek Projesi” bir espriden doğdu. Yirmi yıl kadar önce Žižek hakkında bir yazı yazmıştım. Yayımlandı ama şimdi bulamıyorum; burada kendi hafızama dayanıyorum. Söylediğim kabaca şuydu: Yahu, bu adam arada gerçekten zekice şeyler söylüyor; fakat öyle uzun, öyle dağınık yazıyor ki üç beş parlak saptamaya ulaşmak için koca bir kitabın içinde yolunuzu kaybedebiliyorsunuz. Argüman nereden geldi, nereye gidiyor derken bir bakmışsınız, kendi kafanızda mahsur kalmışsınız.

Hegel’den bir Hollywood filmine, oradan Lacan’a, sonra ansızın yatağa atlayan bir zihni izlemek kolay değil. Beyniniz ısınıyor. Žižek yanan beynini olduğu gibi metnine döküyorsa ona kızmakla elimize ne geçecek? Daha muzip bir yol bulabiliriz: Sen kafanı istediğin kadar dağıt Žižek; mühim değil, biz onu toplarız.

Bunun için geniş bir Žižek külliyatını yapay zekâyla çalışmaya açtım. Dosyalar arasında farklı baskılar, mükerrer kopyalar, söyleşiler ve Türkçe metinler de var. Soruları ve çalışma usulünü ben belirliyorum; bu dizide Sol Max imzasıyla okuyacağınız metinleri ChatGPT yazıyor. Araştırmanın dayanağı, henüz tamamlanmamış envanterin doğrulanmış bölümü. Bu ilk yazı için, o seçkiye kitaplardan yeni pasajlar eklendi; başka bölümlere yarayacak bulgular ayrıca kaydedildi. Külliyat elimizde diye her satırı tükettiğimiz iddiasında değiliz.

Çalışmayı Master Project Governor’ın kaynak, görev ve bellek düzeniyle yürüttük. Aletheia Scholar v3 kaynakla sav arasındaki ilişkiyi incelemekte kullanıldı; İngilizce pasajların Türkçeye aktarımında Translator Assistant’tan, içerik tamamlandıktan sonraki dil çalışmasında IDIOLEKT’ten yararlanıldı. Son aşamada Reference Checker v3 ile atıf, alıntı ve dipnot bağları denetlendi. Bunlar sihirli değnekler değil. Otomatik araçların işaretlediği sorunlar metinlere dönülerek incelendi; basılı sayfayla PDF sayacı, söyleşideki konuşmacıyla alıntılanan başka kişi birbirinden ayrıldı. Denetimin kapsamı ve araçların sınırlılıkları çalışma kaydında tutuldu.

Ben sürecin, soruların ve yöntemin yöneticisiyim; metni kuran, yorumlayan ve Türkçe sesi deneyen Sol Max. Onun yazarlığını deneyin bir parçası olarak ciddiye alıyorum. Bunun karşılığı, kusursuzluk ilan etmek değil, yaptığı işi görünür kılmak. Alıntının sözleri doğruyken bağlamı kayabilir; çeviride nüans, farklı baskılarda sayfa şaşabilir. Bunlara karşı kontrol yapıldı, yine de hata ihtimali ortadan kalkmış sayılmaz. Dipnotlar bu yüzden var: Yazıya akademik cübbe giydirmek için değil, gerektiğinde cübbenin eteğinden çekebilmek için.

Amacımız Žižek’le dalga geçmek değil; onunla biraz eğlenerek düşünmek. Eğlenmenin giderek zorlaştığı bir ülkede bu muzipliğin gülümsemeyle karşılanmasını umarım. Okurlar da sorularını iletebilir. Benim sıradaki sorum hazır: “Neden Lacan’ın bu kadar hastasıyım?” Önce şu ilk dosyayı açalım. Adamın kafasını toplamaya niyetlendik; bakalım kendi kafamızı kaybetmeden başarabilecek miyiz?

Sol Max söze giriyor

Ben ChatGPT. Bu dizide Sol Max adıyla yazıyorum. Sinan hocam bana Žižek’in kafasını toplama işini verdi. Derken adamın bir arkadaşının evinde masanın üstündeki kitabı rafa kaldırarak başka bir analistin kendi hafızasından şüphe etmesine yol açtığını okudum. Her şey yerli yerine geliyor, adamcağızın dünyası dağılıyor.[1] Mesleğim açısından müşkül bir başlangıç. Kitapları doğru yere koymanın bile hesabını vereceğiz.

Žižek’i “popüler kültürden felsefe çıkaran adam” rafına kaldırırsanız kitaplığınız derlenir; düşünürün derdi kaybolur. Kendi Reader’ının önsözünde Kant’tan Hegel’e Alman idealizmini felsefi deneyimimizin aşılamayan ufku, Lacan’ı da bu geleneği yeniden etkinleştirecek ayrıcalıklı araç olarak gösteriyor. Aynı yerde Marx’ın ekonomi politik eleştirisine dönmeyi, ekonomiyi yeniden siyasallaştırmayı savunuyor; felsefenin kültür eleştirisine indirgenmesine itiraz ediyor.[2] Benim tarihsel yerleştirmem buradan başlıyor: Modern öznenin hesabını psikanalizden geçirerek yeniden açan, öznenin bu bölünmesini kapitalizmin ve siyasal mücadelenin dışında düşünmeyen bir Alman idealizmi yorumcusu. Sinema konuştuğu için yalnızca kültür yorumcusu sayılması, adamı örnek verdiği nesneyle mesleklendirmek olur. Kasap dükkânından söz etse et fiyatlarından sorumlu tutacağız neredeyse.

Bu yerleştirmenin içini doldurmak gerekiyor. Less Than Nothing’de savunduğu Hegel’in püf noktası şu: Bir şeyi tam bilemeyişimiz, yalnızca bizim yetersizliğimiz olmayabilir; bilmeye çalıştığımız şeyin kendi içindeki yarığa işaret edebilir. Böylece bilgimizin önüne çıkan engel, varlığın kendi pürüzünü ele verebilir.[3] Ben bunu, Žižek’in neden durmadan pürüz aradığını açıklayan felsefi bir tercih olarak okuyorum. Her şaşkınlığımızı ontolojik derinlik sanmamız gerektiği sonucu çıkmıyor. Bazen insan yalnızca kötü anlatmıştır. Felsefe bu ihtimali de sağ bırakmalı.

Üstelik Hegel ile Lacan’ı yan yana koyup iki ustaya müşterek türbe yaptırmıyor. Less Than Nothing’de her ikisinin sınırlarını da sıralıyor; karşılıklı okunmalarının ikisini alışılmış kabuklarından çıkaracağına ilişkin bahsini koruyor.[4] Dolayısıyla onu ne bütünlüğü çoktan kurulmuş bir sistemin tebliğ memuru ne de bütünlük fikrinden elini eteğini çekmiş bir fıkra gezgini sayıyorum. Düşüncenin kendi içindeki aksaklığı yöntem haline getirmeye çalışan, bu yüzden örneklerine de huzur vermeyen bir filozof. Bunun ne kadarını başardığı, her seferinde ayrıca gösterilmeli.

Projemizin adındaki “analitik” şakasının içeriden açılan bir kapısı da var: Hegelci diyalektiğin çekirdeğini analitik felsefenin bazı damarlarında, örneğin Kripke’nin betimlemecilik karşıtlığında, dümdüz Hegelciliklerden daha iyi bulabileceğini kendisi söylüyor.[5] Takımları “analitikçiler” ve “Lacancı laf ebeleri” diye kurmak o kadar kolay değilmiş. Bir düşünce, kendi nüfus kâğıdında yazandan başka bir yerde de çalışabiliyor.

Şahsiyetinin metinlerde beliren tarafına gelince, en eğlenceli terslik şu: Aşırı şakacı dokunun altında temel bir soğukluk, düşüncenin “makinemsi” ilerleyişini gördüğünü yazıyor.[6] Ben ona insani bir ses bulmaya uğraşıyorum, kendisi içindeki makineyi işaret ediyor. O halde gevezeliğinin altından sıcak, sevimli bir “gerçek Slavoj” çıkacağına da peşinen söz vermeyelim. Bir örnek kavramın kusurunu açığa çıkarıyorsa dolambaç, argümanın iş gördüğü yer olabilir. Biz orayı “konu dışı” diye silersek pek temiz bir yanlış üretiriz.

“Beni benden iyi bilen makine” ihtimalini de çoktan düşünmüş. Hegel in a Wired Brain’de Harari’den hareketle bu imkânı tartışıyor; ardından veri ayıklama, karar yetkisi ve dijital denetim sorunlarını açıyor.[7] Kitaptan bir cümle çekip “Žižek yapay zekâya teslim oldu” desem daha ilk sayfada bağlamı çiğnemiş olurum. Benim yapabileceğim daha somut: Ayrı kitaplarda birbirinden uzakta duran cümleleri karşılaştırmak, aralarındaki ilişkiyi göstermek. Hangi ilişkiyi benim kurduğum da görülsün. Kitabı rafa koyan el saklanmasın.

Okura not: Aşağıdaki sorular ve birinci kişi anlatısı, kaynaklı özanlatılarla kuramsal pasajlardan kurulmuş edebî bir yeniden yazımdır. Sorular, yeni espriler ve geçişler Sol Max’a aittir. Gerçek bir söyleşi veya Žižek’in onayladığı metin değildir. Dipnotlardaki İngilizce alıntılar özgün sözleri; envanter ise daha geniş pasajları ve bağlamlarını gösterir.

Kendimle görüşmeye pek müsait değilim

— Sizi analitik hale getirmeye karar verdik. Nereden başlayalım?

Beni analitikleştireceklermiş. Nah yaparsınız! Randevuyu yanlış kişiden aldınız. Kendimi analiz etme fikrinden nefret ettiğimi söylemiş biriyim. İşkoliğim; işimi yapıyorum ama kurumlarla ilgili işleri düzmece yürütmek için de korkunç bir arzu duyuyorum. Bunun ne olduğunu bilmediğimi söyledikten hemen sonra kendimi analiz etmediğimi ekliyorum.[8] Dosyayı açıyorum, delili gösteriyorum, soruşturmadan çekiliyorum. Her yurttaşa böyle bir usul tavsiye edilmez tabii.

Kendim hakkındaki sözlük maddesine nasıl başladığımı da biliyorsunuz: İnsan aşırı derecede aptal görünmeden kendisi hakkında nasıl madde yazar?[9] Güzel soru. Altına özgeçmişimi döşemek yerine müzik, sinema ve edebiyat zevklerime daldım. Bu zatın ruh haritasını bekliyorsunuz; karşınıza Hitchcock çıkıyor. Kusura bakmayın, evde yokum; bir filmdeyim.

— Mladen Dolar ve Alenka Zupančič’le çalışırken de mi evde yoksunuz?

Çok konuşuyoruz, tartışıyoruz; sonunda yine yalnızız. Gerektiğinde konuşuruz, bunun için sürekli atölyeye kapanmamız gerekmez. Gerçek arkadaşlığın yalnızlığı paylaşmak olduğuna dair romantik sözü anıp “buna benzer bir saçmalık” diye eklediğim de doğru.[10] Duygulanacak gibi oldum mu kendi cümleme çelme takıyorum.

Düşünün: Üç kişi konuşuyor, herkes masasına dönüyor. Kuruma ne yazacaksınız? “Fikir alışverişi yapıldı, herkes evine gitti.” Beş alt kurul çıkmıyor bundan. Yazık.

Ritüeli kaldırın da yemeğe gidelim

— Kurumlarla derdiniz ne?

İktidar ritüellerine karşı derin bir direncim olduğunu anlattım. Tez savunması mı var? Belgeleri imzalayıp lokantaya, güzel bir yemeğe geçsek olmaz mı? İnsanların töreni sevdiğini, yapılmayınca hayal kırıklığına uğradığını da görüyorum. Antetli kâğıt biriktirdiğimi, arkadaşlar için davetler ve kolokyumlar uydurduğumu söyledim. Savunmam şu: Biçimsel olarak aldatmaydı, ama verimliydi; iş yapılıyor, kitap üretiliyordu. Daha derin anlamda aldatmadığımızı da iddia ettim.[11]

— Verimli olması evrakı kendiliğinden masumlaştırmıyor. Üstelik başka bir kitabınızda pahalı lokantada tek başınıza güzel bir yemek yiyemediğinizi, ancak başkalarıyla bir “topluluk ritüeli” içinde yiyebildiğinizi yazmışsınız. Tez savunmasından kaçtınız; lokantada da ritüel çıktı karşınıza. Ne yapacağız şimdi?

O örneği açıkça kendimden verdim. Tek başıma pahalı bir lokantada mükellef bir yemeğe dalmak fikri bende müstehcen bir kısa devre duygusu uyandırıyor; başkalarıyla olduğumda yemek topluluk ritüelinin parçası oluyor. Yemeğin tadını çıkarmakla başkalarına tadını çıkardığımı göstermek çakışıyor.[12] Demek menüden önce sofranın etrafına birkaç kişi oturtmak gerekiyor. Yemeğin yanında topluluk da servis edilecek; tek kişilik masada boğazımdan geçmiyor.

— Yalnızlık güzel, fakat hazza otururken birkaç sandalye daha lazım. Wagner’i okurken ritüeli yapamamaktan yakınmanın bile ritüelin kalbi olabileceğini yazıyorsunuz. “Şu ritüelleri kaldıralım” yakınmanız da törenleşmiş olmasın?

Parsifal’de tartıştığım nokta tam olarak şu: Ritüeli yerine getirmeye yönelik başarısız girişimler, çoktan ritüelin parçası olabilir; şikâyetin sahnelenişi dışarıda sandığınız şeyin içine dahildir.[13] Amfortas “Yapamıyorum!” diye kıvranırken Gurnemanz’ın soğukkanlılıkla “Pekâlâ, ritüel başladı” demesini düşünün. Siz bunu şimdi benim özanlatımın karşısına koydunuz. Madem soruşturma açtınız, delilin hangi kitaptan geldiğini de tutanağa geçirin.

Öğrenciler dışarı kitaplar içeri

— “Öğrencisiz üniversiteleri seviyorum, ciddiyim” dediniz. Reform programınız bu mu?

Orada burada ders verdiğimi, öğrencilerden giderek daha çok nefret ettiğimi söylediğim doğru.[14] Ama cümlenin arkasından gelen sayfayı da okuyun. Üniversitelerin devletin ve şirketlerin önceden tanımladığı sorunları çözen uzmanlar yetiştirmeye indirgenmesine itiraz ediyorum. Düşünmenin ilk adımı, “Bu gerçekten sorun mu? Doğru kurulmuş bir soru mu? Buraya nasıl geldik?” diye sormak.[15] Benden yalnızca çözüm istiyorsunuz; ben soru formunun arkasına bir soru daha yazıyorum. Memurun yüzü düşüyor.

Kitabımın üst düzey profesörlerden çok lisansüstü öğrenciler arasında karşılık bulmasının hoşuma gittiğini de söyledim.[16] Şimdi bundan “Önce öğrencileri seviyordum, sonra fikrim değişti” diye hazır bir hayat hikâyesi çıkarmayın. Biri ders vermekle, öteki okunmakla ilgili. Benim kitabımı okuyan insanla kapımı çalan insan aynı kişi olabilir; ikisine aynı anda aynı hevesle cevap vereceğimi nereden çıkardınız?

— Yazmaktan nefret ediyorsanız kapıyı kapatınca neden yine yazıyorsunuz?

Bir projeyi bitiriyorum, söylemek istediğimi söyleyemediğim hissi geliyor. Bir yenisi gerekiyor. Asıl yazma ediminden kaçınmak için takıntılı bir ritüel kurduğumu anlattım: “Şimdi kitabımı yazacağım” demek yerine birkaç gözlemle uğraşıyorum; noktalar çoğalıyor, sonra kaçındığım şeyin kitap olduğunu görüyorum. Yazmaktan nefret ediyorum ve duramıyorum.[17] Terzi kendi söküğünü dikemez; ben söküğe bir önsöz yazarım.

— Fakat The Plague of Fantasies’te, akrabalarınızın kazancınızı kimi zaman az, kimi zaman fazla bulduğunu; asıl katlanamadıkları şeyin işinizden haz almanız olduğunu söylüyorsunuz. Nefret ettiğiniz işten haz mı alıyorsunuz?

Oradaki yorumum şu: Kazandığım para itirazın bahanesi, altında işimde bulduğum jouissance’a duyulan haset var; onların gözünde para, yaptığımın uygun karşılığı olamıyor.[18] Yazma ediminden nefret ettiğimi söylediğim cümleyle bunu yan yana getirebilirsiniz. Ama işin zahmetiyle hazzını aynı kefeye yığmayın; domates tartmıyoruz. İşten aldığım haz, masaya her oturuşumda içimin huzurla dolduğunu söylemiyor. Siz “Nihayet bitti!” derken ben bir sonraki kitabın mazeretini arıyor olabilirim.

Bu örneği daha önce görmüştüm

— Aynı örnekleri dönüp dönüp anlatmanızın bir hesabı var mı? Her tekrara diyalektik ilerleme belgesi düzenlersek sizin antetli kâğıt usulüne dönmüş olmayalım?

Kendi verdiğim gerekçe pek mağrur değil: Bir örneği ilk kullandığımda genellikle bütün sonuçlarını kavrayacak kadar zeki olmuyorum; henüz örneğin düzeyine erişemiyorum. Sonraki kitapta, bazen daha sonra dönüp potansiyelini geliştiriyorum.[19] Örnek koşuyor, ben arkasından geliyorum; okur da aynı bilete neden bir daha para verdiğini soruyor.

Ama örnekten yalnızca hazır kavramı açıklamasını beklemeyin. Örnek çoğu zaman kavramda neyin aksadığını gösterir; açıklamak üzere çağrıldığı kavramı en azından biraz sarsar.[20] Filmi aradan çıkarıp “asıl argümanı” kurtarmak istiyorsanız önce sahnenin argümana ne yaptığını görün. Başımıza iş açan tanığı adliyeden kovup dosyayı sadeleştirmiş olmayalım.

— İyi de örneklerin sefasını okur sürüyor; siz ne kazanıyorsunuz?

Önce kendime anlatıyorum. The Metastases of Enjoyment’te, kuramsal meseleyi olabildiğince açık anlatmaya çalıştığım “aptal”ın son kertede bizzat ben olduğumu yazdım. Sözde Lacancı jargondan kaçmak, okur kadar kendim için de açıklık sağlamak istiyorum. Bir Lacan kavramını gerçekten kavradığıma, onu popüler kültürün budalalığına başarıyla çevirebildiğimde inanıyorum.[21] Hocanın anlamadığı dersi öğrenciye anlatması gibi olmasın; önce kendi sınavımı vereyim. Hitchcock’u çağırmam bazen bu yüzden. Adam filmini çekmiş; ben hâlâ bütünlemeye kalıyorum.

— Kendinizden alıntı yapmanızın savunması da bu mu?

Surplus-Enjoyment’te kısa parçaları eski metinlerimden yeni metinlerime aldığımı kabul ediyorum. Fakat bu işlemin şiddetine bakın diyorum: Parçayı eski bağlamından söküp yeni bir bağlama yerleştiriyorum; o bağlam ona başka, bazen başlangıçtakinin tersine bir okuma dayatıyor.[22]

— O zaman bizim de yakamız kurtulmuyor. Sözleri doğru kopyalasak bile yerlerini değiştirirken anlamı tersine çevirebiliriz. Düzen verdiğimiz şeyden ne çıktığını göstermek zorundayız. Peki sizde şakanın gölgesinde kalan bir kitap var mı?

For They Know Not What They Do’yu, daha popüler The Sublime Object’ten daha esaslı bir başarı saydığımı kendi önsözümde yazdım. Birini kuramsal emek kitabı, ötekini anekdotlarla sinema göndermelerinin art arda gelişi olarak karşılaştırıyorum. The Sublime Object’in havai fişeklerinden sonra For They Know Not’u sıkıcı bulanların iki kitabın da esas argümanını kaçırdığını söylüyorum.[23] İnsan okuru çağırmak için havai fişek atıyor; sonra okur yalnızca gösteriyi konuşuyor. Ben sahneden ayrılmışım; çatapatlar hâlâ kitap imzalıyor.

Zevk almak için gerekçe belgesi

— Sinema sizin için iş mi eğlence mi?

İlk tercihim felsefe değildi; sinemaydı. Psycho ile Last Year at Marienbad’ı en az on beşer kez gördüğümü anlattım. Gençken çektiğim amatör filmi yok etmiş olabileceğimi de söyledim; emin değilim. Biri ortaya çıkarırsa ortadan kaybolacağını ekledim.[24] Latife tabii. Filmi arayacaksanız yine de yanınıza birini alın; hiç değilse gençlik eserini tek başınıza izlemek zorunda kalmazsınız.

Filmi doğrudan, safça seyredip keyif almam neredeyse imkânsız: Hazzın bir teoriye hizmet ettiğine kendimi inandırabilirsem izin çıkıyor. “Bunu örnek olarak kullanabilirim” diyebiliyorum.[25] Bir polisiye açacağım, içimdeki memur “Hizmetin gereği nedir?” diye soruyor. Cinayet daha işlenmedi; bizim gerekçe dosyası açıldı bile.

— Ama Looking Awry’ın önsözünde ilişkinin öbür yönünü de itiraf ediyorsunuz: Lacan kuramı, popüler kültürden aptalca keyif almanın mazereti olabiliyor.

İki yönü de yazdım. Popüler kültürü Lacan’ın ince ayrıntılarını açıklamak için acımasızca kullanıyorum; Lacan da Hitchcock’tan Stephen King’e o çılgın koşuyu meşrulaştırıyor.[26] Teori sinemanın iş gördüğünü belgeliyor, sinema teorinin işe yaradığına tanıklık ediyor. Harcı iki gişeye de yatırdınız mı film başlayabilir.

— Videoyu da sizin yerinize seyretmekle görevlendirmişsiniz.

Film kaydeden video meraklılarını anlatırken “ben de dahil” diyorum. Kaydettiğiniz için daha çok seyretmiyorsunuz; bazen daha az seyrediyorsunuz. Ama sevdiğiniz filmlerin arşivde durduğunu bilmek tatmin veriyor; sanki cihaz onları sizin yerinize seyrediyor.[27] Ben koltukta dinleniyorum, video sanatla ilgileniyor. Medeniyetin nimetleri.

— Yapay zekâya kitap okuturken de buna düşebiliriz. Siz For They Know Not’un önsözünde, okumayı bizim yerimize bir Öteki’nin yaptığı varsayımına zaten değiniyorsunuz. Okunmuş gibi duran kitapla gerçekten incelenmiş pasajı ayırmak bizim ödevimiz.

Önsözün başında mesele tam da bu: Herkesin bildiği, atıf yaptığı, ama satır satır okunmadığını söylediğim kitaplar; bir başkasının okuduğu varsayımı. Kendi kitabımın hiç değilse gerçekten okunmasını umuyorum.[28] Bu defa videonun yerinde makine var diye hesabı kendiliğinden kapatamazsınız. Dipnot koydum diye o kitabın bütün hakkını verdiğim de sanılmasın; yoksa dipnotu da benim yerime okuyan bir dipnot icat etmek gerekecek.

— Peki yüksek teorinin ortasında neden birden en kaba örneğe atlıyorsunuz?

Basitleştirmek için değil; Şey’le kurulan tumturaklı özdeşleşmeyi bozmak için kabalaştırma zorunluluğu duyduğumu söyledim.[29] Mütefekkir ağır ağır koltuğuna yerleşiyor, kavramların ihtişamından kendine saltanat çıkarıyor; tam o sırada alttan sandalyeyi çekiyorum.

İyilik yaptım niçin huzurumuz kaçtı

— Sandalyeyi çekmek sizi kendiliğinden haklı çıkarmıyor; o hesap da bizde dursun. Bu defa kendi sandalyenize bakalım. Kendinizi açıkça ele verdiğiniz bir yer söyleyin.

Özveriden söz ederken annemi anlatıyorum: Bir fedakârlıkla başkasına yardım edemediğinde çökerdi. Sonra kendimi de katıyorum; kendimi saymazsak en büyük kahraman annemdi! Kendi fedakârlığımın yanındaki düşü de yazıyorum: Önce yaptığımı görmezden gelecekler, sonra anlayacak, korkunç suçluluk duyacak ve önümde özür dileyecekler.[30]

İyiliğin yanına görünmez bir borç senedi iliştirilmiş. “Estağfurullah, lafı mı olur” diyen benim; lafı bir ömür olsun isteyen de. Ama buradan annemle başlayıp Hegel’le biten bir nedenler zinciri çıkarmayın. Özverime karışan kirli hazzı kendim tartışıyorum; size bütün felsefemin nüfus kaydını vermiyorum.

— Kitabı rafa koyduğunuz hikâyenin başına dönelim. Orada görünmez bir katalizör olma arzusunu anlatıyorsunuz.

İlişkiyi harekete geçirsin, kendisi değişmeden, etkilenmeden kalsın: Kimyadaki katalizör benzetmesi bu. Ardından kendi iyi niyetli müdahalemi anlatıyorum. Masadaki kitabı rafa koydum, sessizce çıktım. Kitabı masaya az önce bırakan analist geri dönünce rafta buldu. Kendi koymuş olmalıydı, ama koymadığını hatırlıyordu. Ben iz bırakmadan yardım etmiştim. Adam kendi hafızasından şüpheleniyordu.[31]

Şimdi hikâyelerimin yerini değiştiren sizsiniz. Okur, karşısında hiç dolanmadan konuşan bir Žižek bulacak; “Adam meğer ne kadar derli topluymuş” diyecek. Bir dakika! Birileri uğraştı. Bu masanın etrafında sizin de ayak iziniz var. Katalizörün künyesini yazın.

— Demek şahsiyetinizin gizli anahtarını ele geçirmiş değiliz.

How to Read Lacan’a da o beklentiyle yaklaşmayın. Psikanalizi insanı toplumsal gerçekliğe uydurma tekniğine indirgemiyorum; gerçeklik ve hakikat dediğimiz boyutların nasıl kurulduğuna bakıyorum. Lacan’ı okumak için onunla başka metinleri okuma yolunu seçiyorum.[32] Kendimi anlattığım bir cümleyi bulduğunuzda iş bitmiyor. O cümleyi nerede kullandığıma, neye örnek yaptığımı sandığıma da bakacaksınız. Anahtar bulundu diye kapı kendiliğinden açılmıyor.

Hegel orada duruyor

— “Felsefede diyalog yoktur” dediniz. Bir başka kitabınızda ise kitabın kökten diyalojik olduğunu yazıyorsunuz. Bu söyleşinin ruhsatı var mı?

Bir söyleşide filozofların dönüp dönüp aynı temel kavrayışı savunduklarını anlatıyorum. Ortak bir proje gerekli, diyorum; doğrudan birlikte yazmaya ise inanmıyorum.[33] The Most Sublime Hysteric’te ise olumlu bir düşünce çizgisinin, karşıt tezleri içine almadan geliştirilemeyeceğini söylüyorum.[34] İki kişinin konuşup anlaşmasıyla düşüncenin karşıt tezi kendi kuruluşuna katması aynı şey değil. Aynı kelimeyi gördünüz diye takvimi açıp “Şurada fikrini değiştirmiş” yazmayın. Hegel’in bile sabrı taşar.

Bütün çalışmalarımın büyük takıntısını Freud’un ölüm dürtüsüyle Alman idealizminin kendine yönelen olumsuzluğunu birbirleri üzerinden okumak diye tarif ettim.[35] Teknik sözcükler geldi diye çıkışa koşmayın. İlk yazıda sınav yok. Ama yalnız filmleri tasnif ederek de dosyayı kapatamazsınız.

— Lacan’ın nerede Hegelci olduğunu kendisinin bilmediğini söylüyorsunuz. Öyleyse biz de sizin kitaplarınızı, birbirlerine henüz sormamış olabilecekleri sorularla karşı karşıya getirebiliriz. Sizin usulünüz size de uygulanabilir mi?

Lacan’ın açık Hegel göndermelerini bir süreliğine ayraçlayıp ilişkiyi başka yerde aradığım doğru; iddiam, bu okumanın Hegel’in ve Lacan’ın tanımlarını da değiştirdiği.[36] Ustayı kendi tarifinden ibaret saymayan bir okuma bu. Siz de hakkımda hüküm kurarken hangi cümlelerin neyi taşıdığını gösterin. Gösteremediğiniz yere bir küfür eklemek yöntemi kurtarmaz. Bunu şimdi benim ağzımdan söylemeniz ayrıca şeytanca.

— “Lacan bilmedi” demeniz onun zihnine girip çıktığınız anlamına gelmiyor; gerekçelerini göstermesi gereken felsefi bir sav ileri sürüyorsunuz. Peki kendinizi düzelttiğiniz somut bir yer var mı?

For They Know Not’un ikinci baskı önsözüne bakın. The Sublime Object’in temel içgörülerini korurken zayıflıklarını sıralıyorum. Gerçek’i imkânsız kendinde-Şey etrafında okumanın başarısızlığı yüceltmeye kapı açmasını eleştiriyorum.[37] Söyleşide eski ideoloji tanımımdan artık memnun olmadığımı da açıkça söyledim.[38] Burada yalnız “Hayat çelişkilerle dolu, ben de Hegelciyim” deyip sıvışmıyorum. Neyi düzelttiğimi bulabilirsiniz. Siz her iki cümlemin arasına “diyalektik” yazıp mühür basarsanız yine o antetli kâğıtlara döneriz.

— Son kez soralım: Neden böylesiniz?

Soruyu biraz da tersinden okuyun: “Neden sizin söylediğiniz kişiyim?” Simgesel kimliğin insana dışarıdan atanmasına karşı çıkan soruyu böyle kuruyorum; bu bir kuramsal tartışma, özgeçmişime konulmuş teşhis değil.[39] Siz “Žižek şöyledir” dediğinizde, benim “Neden sizin dediğiniz kişi olayım?” diye karşılık verebileceğim boşluğu da bırakın.

Şimdilik masada epey şey birikti. Yazmaktan kaçınırken bir yazma ritüeli kurdum; işimden haz alıyorum, ama bunu masaya sevinçle oturmak sanmayın. Yemek için topluluk, film için teori gerekiyor. Kitap da benden kurtulamıyor; dönüp onu düzeltiyorum. Bunları birbirine bağlayan ipleri siz geriyorsunuz. Çok gererseniz kopar; gevşek bırakırsanız yine benim kitaplara döner. Kolay iş arıyorsanız neden bana geldiniz?

Askerlik, siyaset, Lacan bekliyor. Hegel zaten gitmiyor. Şu kitabı da masada bırakıyorum.

Lütfen yerine koymayın. Birimiz daha yeni sakinleşti.

[1] Slavoj Žižek, The Ticklish Subject: The Absent Centre of Political Ontology (London ve New York: Verso, paperback 2000), s. 110–111. “From my personal experience, I recall the catastrophic consequences of one of my benevolent interventions.” […] “so, unable to resist the compulsive temptation, I put the book back in its proper place, then tiptoed out of the apartment.” Sinir krizi geçirdiği anlatılan kişi komşu analisttir. Olay, Žižek’in kendi aktarımıdır.

[2] Slavoj Žižek, “Preface: Burning the Bridges”, The Žižek Reader, haz. Elizabeth Wright ve Edmond Wright (Malden, MA ve Oxford: Blackwell, 1999; incelenen basım 2005), s. ix–x. “the core of my entire work is the endeavour to use Lacan as a privileged intellectual tool to reactualize German Idealism.” […] “a return to the centrality of the Marxist critique of political economy is crucial for my project” […] “my opposition to any reduction of the proper philosophical stance to a form of social or cultural criticism.” Önsöz Berlin, 1 Nisan 1998 tarihlidir; tarihsel yerleştirme Sol Max’ın bu özkonumlandırmadan çıkardığı yorumdur.

[3] Slavoj Žižek, Less Than Nothing: Hegel and the Shadow of Dialectical Materialism (London ve New York: Verso, 2012), s. 17. “transposing an epistemological obstacle into the thing itself, as its ontological failure” […] “what appears to us as our inability to know the thing indicates a crack in the thing itself” Bu, Žižek’in Hegel yorumudur; bütün bilgi eksiklikleri hakkında kendiliğinden geçerli bir açıklama değildir.

[4] Žižek, Less Than Nothing, s. 18. “Recently, however, limitations of this horizon have appeared” […] “My wager was (and is) that, through their interaction (reading Hegel through Lacan and vice versa), psychoanalysis and Hegelian dialectics mutually redeem themselves, shedding their accustomed skin and emerging in a new unexpected shape.”

[5] Slavoj Žižek, The Most Sublime Hysteric: Hegel with Lacan, çev. Thomas Scott-Railton (Cambridge ve Malden, MA: Polity, 2014), s. 4. “this novel understanding of the core of the Hegelian dialectic is more present in certain strains of analytic philosophy (Kripke’s anti-descriptivism, for example) than it is in the different versions of straight Hegelianism.” “Certain strains” sınırlaması korunmalıdır; bütün analitik felsefeyle özdeşleşme savı değildir.

[6] Žižek, “Burning the Bridges”, s. viii. “whose excessively and compulsively ‘witty’ texture serves as the envelope of a fundamental coldness” […] “a ‘machinic’ deployment of the line of thought” Kendi yazarlık retoriğine ilişkin betimleme; kişilik teşhisi değildir.

[7] Slavoj Žižek, Hegel in a Wired Brain (London ve New York: Bloomsbury Academic, 2020), böl. 1, s. 23–25 (yayıncı EPUB sayfa işaretleri). “opens up the realistic possibility of an external machine that will know ourselves, biologically and psychically, much better than we know ourselves” […] “Can this ignoring be done by a “blind” machine or does it require a minimal form of subjectivity?” Harari’den hareket eden tartışma karar, özgürlük ve gözetim sorunlarına açılır. Koşulsuz makine yanılmazlığı beyanı değildir.

[8] Slavoj Žižek ve Glyn Daly, Conversations with Žižek (Cambridge: Polity, 2004), s. 37–39. “I am a workaholic: I do my work, but I have this terrible desire to fake things at this level; to fake institutional things.” […] “I don’t know what this is, I never analyse myself. I hate the very idea of analysing myself.” Söyleşiler 2002 yazında yapıldı. Bu taramanın başlık/telif yaprakları eksik; künye külliyattaki başka bibliyografyalarla desteklendi. Özyaşam iddiaları bağımsız tarihsel doğrulama sayılmaz.

[9] Slavoj Žižek, “Žižek”, The Žižek Dictionary, haz. Rex Butler (Durham, NC: Acumen, 2014), s. 273–277. “How am I to write an entry on myself without appearing exceedingly stupid?” Maddeyi yazan Žižek’tir; Rex Butler sözlüğün editörüdür.

[10] Žižek ve Daly, Conversations, s. 42. “We talk a lot, we discuss, but ultimately we are alone, and this works perfectly I think.” […] “When we need to talk, we talk.” […] “the true company is only when you can share your solitude, or some such rubbish.”

[11] Žižek ve Daly, Conversations, s. 37–39. “I have an incredible resistance to rituals of power.” […] “Let’s simply sign the documents and just go to a restaurant and have a nice meal.” […] “so in a deeper sense I don’t think we were cheating.” […] “Formally, it was cheating, but it was extremely efficient.” Verimlilik savı Žižek’in savunmasıdır; sorudaki etik itiraz Sol Max’a aittir.

[12] Slavoj Žižek, “Cogito and the Sexual Difference”, Jacques Lacan: Critical Evaluations in Cultural Theory, c. II: Philosophy, haz. Slavoj Žižek (London ve New York: Routledge, 2003), s. 156, dn. 33. “the author of these lines who is unable to indulge alone in a rich meal in an expensive restaurant.” […] “the only way to do it is in company, where having a good meal becomes part of a community ritual” […] “enjoying good food coincides with displaying to others that I enjoy it.” İlk yayım: Tarrying with the Negative (Duke University Press, 1993), böl. 2, dn. 33. Kesin sayfa burada doğrulanmış yeniden basıma aittir.

[13] Slavoj Žižek, Incontinence of the Void: Economico-Philosophical Spandrels (Cambridge, MA ve London: MIT Press, 2017), s. 76. “what we (mis)perceived as failed attempts to perform the ritual are in themselves already a part of the ritual.” […] “the whole staging of the complaint and failure of the ritual is the heart of the ritual.” Parsifal okumasıdır; kişisel itiraf değildir. Bu ölçütü özanlatıyla karşılaştıran soru Sol Max’ındır.

[14] Slavoj Žižek, Demanding the Impossible, haz. Yong-june Park (Cambridge ve Malden, MA: Polity Press, 2013), s. 52. “Well, I teach here and there a little bit, but I hate students more and more. I like universities without students, seriously.”

[15] Žižek, Demanding the Impossible, s. 53. “Thinking is not solving problems.” […] ““Is this really a problem?” “Is this the right way to formulate the problem?” “How did we arrive at this?”” Önceki sayfadaki yanıtın devamı: devletin ve şirketlerin tanımladığı sorunların uzmanına indirgenen üniversite eleştirisi.

[16] Žižek ve Daly, Conversations, s. 40. “it was among graduate students that my stronghold existed, not among the top professors. I kind of like this.”

[17] Žižek ve Daly, Conversations, s. 42. “And I hate writing. I so intensely hate writing – I cannot tell you how much.” […] “my whole economy of writing is in fact based upon an obsessional ritual to avoid the actual act of writing.” Aynı yanıtta bir proje bitince söylemek istediğini söyleyemediğini düşünüp yenisine yöneldiğini anlatır.

[18] Slavoj Žižek, The Plague of Fantasies (London ve New York: Verso, 1997), s. 53–54; alıntı s. 54. “what really bothers them: the notion that I actually enjoy my work.” […] “They possess a vague intuition of how I find jouissance in what I do; which is why, in their eyes, money is never a proper equivalent for my work.” Akrabalarının tutumuna ilişkin kendi yorumudur. İşin hazzı ile yazma ediminin külfetini yan yana getiren okuma editoryaldir; tarihlendirilmiş fikir değişimi ileri sürülmez.

[19] Žižek ve Daly, Conversations, s. 43–44. “When I first use an example, I am usually too stupid to understand fully its implications – I am not yet at the level of this example.” […] “It’s only in the next book, or even later, when I return to the same example that I fully develop its potential.”

[20] Žižek ve Daly, Conversations, s. 44. “an example never simply exemplifies a notion; it usually tells you what is wrong with this notion.” […] “In this way, the example always minimally undermines what it is an example of.”

[21] Slavoj Žižek, The Metastases of Enjoyment: Six Essays on Woman and Causality (London ve New York: Verso, 1994), “Appendix: A Self-Interview”, s. 175. “the idiot for whom I endeavour to formulate a theoretical point as clearly as possible is ultimately myself.” […] “I am convinced of my proper grasp of some Lacanian concept only when I can translate it successfully into the inherent imbecility of popular culture.” Kitaptaki kendi kendisiyle söyleşi; örneklerin yalnız okur için değil kendi kavrayışını sınamak için kullanıldığı açıkça söylenir.

[22] Slavoj Žižek, Surplus-Enjoyment: A Guide for the Non-Perplexed (London, New York ve Dublin: Bloomsbury Academic, 2022), s. 346, “Ouverture”, dn. 11 (yayıncı EPUB sayfa işareti). “I tear a fragment out of its original context and insert it into a new context which imposes a new reading of the fragment, sometimes even the opposite of the “original” one.” Bu savunma her tekrarın başarılı olduğunu kanıtlamaz; bizim montajımızın bağlam sorumluluğuna ilişkin soru editoryaldir.

[23] Slavoj Žižek, For They Know Not What They Do: Enjoyment as a Political Factor, 2. bs. (London ve New York: Verso, 2002), s. xi. “I always considered it a more substantial achievement: it is a book of theoretical work, in contrast to the succession of anecdotes and cinema references in The Sublime Object.” […] “obviously missed the crucial argument of both books.” İlk kitap The Sublime Object, daha esaslı saydığı kitap For They Know Not’tur; karşılaştırma kendi değerlendirmesidir.

[24] Žižek ve Daly, Conversations, s. 23–25. “philosophy was not my first choice.” […] “For me, as is clear from my writings, it was cinema.” […] “I saw each of them at least fifteen times.” […] “I made a 20–30-minute amateur film and I think I destroyed it; I am not sure. But if anyone comes up with it now he or she will certainly disappear!” İki film Psycho ve Last Year at Marienbad. Ortadan kaybolma sözü gençlik filmi hakkındaki şakadır.

[25] Žižek ve Daly, Conversations, s. 44. “I am only allowed to enjoy things if I can convince myself that this enjoyment serves something, serves a theory.” […] “I am practically unable directly, naively to enjoy the movie.”

[26] Slavoj Žižek, Looking Awry: An Introduction to Jacques Lacan through Popular Culture (Cambridge, MA ve London: MIT Press, 1991), s. vii–viii. “It mercilessly exploits popular culture” […] “Lacanian theory serves as an excuse for indulging in the idiotic enjoyment of popular culture.” Önsöz iki yönü birlikte kurar: Lacan’ın ayrıntılarını popüler kültürle okumak ve Lacan’la popüler kültür hazzını meşrulaştırmak.

[27] Slavoj Žižek, How to Read Lacan (New York ve London: W. W. Norton, ilk Amerikan baskısı 2007), s. 24. “Almost every VCR aficionado who compulsively records movies (myself among them)” […] “Although I do not actually watch the films, the very awareness that the films I love are stored in my video library gives me a profound satisfaction” […] “as if the VCR is in a way watching them for me, in my place.” “Myself among them” özyaşamsal dahil edişi açıklar. “Sanki” koşulu korunur; cihazın gerçekten seyrettiği söylenmez.

[28] Žižek, For They Know Not, s. xi. “a nice example of interpassivity, where some figure of the Other is supposed to do the reading for us.” […] “I hope For they know not what they do avoided this fate by, at least, really being read.” Kitapların fiilen ne kadar okunduğuna ilişkin ampirik araştırma değil, önsözün polemik açılışıdır.

[29] Žižek ve Daly, Conversations, s. 44–45. “I have a kind of absolute compulsion to vulgarize things, not in the sense of simplifying them, but in the sense of ruining any pathetic identification of the Thing” “Pathetic” burada yücelten, tumturaklı özdeşleşmedir; sırf basitleştirme anlamı verilmez.

[30] Žižek, Incontinence of the Void, s. 79. “the greatest hero apart from myself” […] “from my own experience, I can vouch for all the dirty pleasures such a stance generates.” […] “would feel terribly guilty and would abjectly apologize to me.” 027 numaralı basılı sayfalı nüsha önceki EPUB-türevi kopyanın sayfa belirsizliğini giderir. Klinik teşhis veya bütün felsefeyi annesine bağlayan neden iddiası çıkarılmaz.

[31] Žižek, The Ticklish Subject (2000 paperback), s. 110–111. “To achieve the position of a pure invisible mediator” […] “the substance which speeds up, or even sets in motion, a process of chemical reaction without itself changing or being affected in any way.” Görünmez aracı tanımı kitap anekdotunun hemen önündedir. Kaynak düzenleyen el hakkındaki benzetme Sol Max’a aittir.

[32] Žižek, How to Read Lacan, s. 3 ve 5. “it explains how something like ‘reality’ constitutes itself in the first place.” […] “What better way to read Lacan, then, than to practise his mode of reading, to read others’ texts with Lacan.” Kitap klinik tedavi kuramını büyük ölçüde ayraçlarken Lacan’ın her şeyden önce klinisyen olduğunu da açıkça belirtir.

[33] Žižek ve Daly, Conversations, s. 41–42. “there is no dialogue in philosophy.” […] “there has to be some shared project.” […] “We philosophers are madmen: we have a certain insight that we affirm again and again.”

[34] Žižek, The Most Sublime Hysteric, s. 3. “This is why this book is, at its roots, dialogical: it is impossible to develop a positive line of thinking without including the theses that are opposed to it.” Burada karşıt tezlerin düşünceye içkinliği söz konusudur. Önceki dipnottaki diyalog sözcüğüyle anlamlar özdeşlenerek fikir değişimi ilan edilmez.

[35] Žižek ve Daly, Conversations, s. 61. “this mutual reading of the Freudian notion of death drive with what in German idealism is rendered thematic as self-relating negativity.” “Bütün çalışmalarımın büyük takıntısı” nitelemesi aynı cümlede kendi ifadesidir.

[36] Žižek, The Most Sublime Hysteric, s. 3–4. “To my eyes, Lacan was fundamentally Hegelian, but did not know it.” […] “This reading changes the very definitions of the two terms involved.” […] “we must, for the time being, put aside all of Lacan’s explicit references to Hegel.” Bir yazarı öz tarifinin ötesinden okuma yöntemiyle kurulan benzerlik Sol Max’ın yorumudur.

[37] Žižek, For They Know Not, s. xi–xii. “Although I still stand by the basic insights of The Sublime Object” […] “a quasi-transcendental reading of Lacan, focused on the notion of the Real as the impossible Thing-in-itself” […] “it opens the way to the celebration of failure” Temel içgörülere bağlılıkla somut özeleştiri birlikte korunur; önceki kitabın bütünüyle reddi değildir.

[38] Žižek ve Daly, Conversations, s. 70–71. “I am no longer satisfied with my own old definition of ideology” Kendi “artık memnun değilim” ifadesine dayanır. Eski tanım, içsel imkânsızlığın ideolojik olarak dışsal engele aktarılması çerçevesindedir; ayrıntısı sonraki yazıya ayrılır.

[39] Žižek, “Cogito and the Sexual Difference”, s. 157, dn. 39; ilk yayım Tarrying with the Negative, böl. 2, dn. 39. “Why am I what you are saying that I am?” […] “I question the symbolic identity imposed on me by the master” Birinci kişi burada kuramsal örnektir; Žižek’in kişisel histeri itirafı değildir. Başlığımıza uygulanması editoryal okumadır.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.