“İBRAHİM” ibrâhîm içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim güneş buzdan evimi yıktı koca buzlar düştü putların boyunları kırıldı ibrâhîm güneşi evime sokan kim asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı ibrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim Asaf Halet ÇELEBİ İnsan,...
Son Yazılar:
Alain Badiou: Başka Bir Dünya İmkânının Savunusu, Felsefenin Yeniden Çağrısı
Hukuksal Emperyalizm: Geç Emperyalizmde Uluslararası Hukuk ve Bağımlılık
Yapay Zekânız Pek Güzelmiş de Mülkiyeti Kimde?
CEP TELEFONLARI SANATI NASIL DÖNÜŞTÜRDÜ?
THOMAS BALKENHOL: “BİR FİLMİN KURGUSUNU YAPACAK KİŞİ, SENARYOYA BAKAN İKİNCİ KİŞİ OLMALI.”
KİTSCH, İRONİ VE POSTMODERNİZM: JEFF KOONS
ŽİŽEK’İN YAMUK BAKIŞI VE HAKİKATİN KARANLIK YÜZÜ
Anne Carson ile Şiir Üzerine
Yedi Deli Tek Zihin
Hiperpolitikadan Sonra Ne Geliyor?
Lambanın İçindeki Karanlık (Öykü)
Sanat Endüstrisinin İklime Etkisi Üzerine Düşünceler
HALİS DOKGÖZ’DEN “TEMASTAKİ İZ AYRINTIDAKİ ŞEYTAN” RAFLARDA
Gülüşümdeki Hançer İpekte Sınanmıştır
Türk Görsel Sanat Eleştirisinde Retorik Estetik ve Gözün Tasfiyesi
Lucky Luke 80 yaşında
LÉVİNAS’IN ÖLÜM, ZAMAN VE ÖTEKİ İLE HESAPLAŞMASI
En Zararlı Varlık İnsana Karşı Benim Yoldaşım Yapay Zeka
BEYOĞLU’NDA 97 ETKİNLİKLE “MUAMMER KARACA TİYATRO BAYRAMI” BAŞLIYOR!
Yazar: Şahin Eroğlu
Özdemir İnce’ye Dil, Kimlik ve Edebiyat Üzerine Bir Cevap: Şiirin Uyruğu Olur mu?
Eleştirel Bir Cevap Özdemir İnce’nin 2004 tarihli yazısı[1], şiiri bir vatandaşlık kategorisi üzerinden tanımlama yönelimi taşıyan indirgemeci bir düşünsel çerçeveye dayanır. Şiirin yazıldığı dili, onu otomatik olarak bir “ulusal” aidiyete sabitleyen bu bakış açısı, yalnızca politik olarak tartışmalı değil; aynı zamanda ontolojik olarak da yetersizdir. Çünkü şiir, bir dile yazılır ama bir dile indirgenemez. Şiir,...
Şule Gürbüz: Zamanın İçine Gömülü Ruh
Şule Gürbüz Edebiyatında Çöküntü, Sonsuzluk ve Anlam Arayışı İnsanın kendisiyle kurduğu en büyük yalan, zamanın geçmekte olduğuna inanmaktır. Oysa zaman geçmez, insanın üzerine çöker. Şule Gürbüz’ün eserleri, bu çöküntünün dilini arayan, zamanın içindeki sızıyı dile çevirmeye çalışan metinlerdir. Onun anlatıları, yaşanmış bir hayattan çok, içten içe kırılmış, ancak hâlâ devinimini sürdüren bir bilinç parçasının tekinsiz...


