“İBRAHİM” ibrâhîm içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim güneş buzdan evimi yıktı koca buzlar düştü putların boyunları kırıldı ibrâhîm güneşi evime sokan kim asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı ibrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim Asaf Halet ÇELEBİ İnsan,...
Son Yazılar:
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Görünür Olanın Ötesinde: İran Resim Geleneğinden Güneş Mehrnoosh Goodarzi’nin Ruhsal Evrenine
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL
Mesut Aşkın: Şiirin Soğuk Mevsimi ve Bir Hafıza Arkeolojisi
İçimdeki Yabancı – Geri Gelmemecesine Yitirdiklerimizden Baki Kalan Anılarımız
Yılmaz Kömürcü “Büyük Yalnızlık”la Geri Döndü
Çağdaş Sanatta Akışkan Form
Göz, Dil ve Sözcükler
Fotoğraf ve Felsefe
TOZAN ALKAN’IN ŞİİRİNDE HAFIZA, SİYASET, DİL VE KAYBEDENLERİN TARİHİ
Bozlu Art sonbaharı “Wabi-sabi” başlıklı yeni sergisiyle karşılıyor!
Asmalımescit-Tepebaşı-Şişhane Hattı: Bir Sanat Coğrafyasının 1990 Sonrası Dönüşümü
Çizginin Öteki Yüzü: Ressam Güngör Kabakçıoğlu
TRANSENDENTAL LOGOS/ VACH
Moksvin (Öykü)
Ahmet Güntan’a Birinci Mektup
1937 Enternasyonal Fuarının Kayıp Maketleri: Efes ve Bergama Harabeleri
Uzaktan Dokunmak: Bakılmanın Hissi
Yazar: Şahin Eroğlu
Özdemir İnce’ye Dil, Kimlik ve Edebiyat Üzerine Bir Cevap: Şiirin Uyruğu Olur mu?
Eleştirel Bir Cevap Özdemir İnce’nin 2004 tarihli yazısı[1], şiiri bir vatandaşlık kategorisi üzerinden tanımlama yönelimi taşıyan indirgemeci bir düşünsel çerçeveye dayanır. Şiirin yazıldığı dili, onu otomatik olarak bir “ulusal” aidiyete sabitleyen bu bakış açısı, yalnızca politik olarak tartışmalı değil; aynı zamanda ontolojik olarak da yetersizdir. Çünkü şiir, bir dile yazılır ama bir dile indirgenemez. Şiir,...
Şule Gürbüz: Zamanın İçine Gömülü Ruh
Şule Gürbüz Edebiyatında Çöküntü, Sonsuzluk ve Anlam Arayışı İnsanın kendisiyle kurduğu en büyük yalan, zamanın geçmekte olduğuna inanmaktır. Oysa zaman geçmez, insanın üzerine çöker. Şule Gürbüz’ün eserleri, bu çöküntünün dilini arayan, zamanın içindeki sızıyı dile çevirmeye çalışan metinlerdir. Onun anlatıları, yaşanmış bir hayattan çok, içten içe kırılmış, ancak hâlâ devinimini sürdüren bir bilinç parçasının tekinsiz...


