Virginia Woolf bir tutunamama varlığıydı. Protagonistleri (başkahramanları) gibi o da bu dünyayı bir kaybolmuşluk arazisi olarak algıladı. Woolf, bir topaç çılgınlığınca dönen zamanın girdaplarında kaybolan silüetimsi bir varlığı andırıyordu. Örneğin, “Yazılmamış Bir Roman” adlı kısa öyküsündeki Minnie Marsh, anlatıcının bir trende kazara karşılaştığı protagonistin adıydı. Sonunda tren durdu, Minnie Marsh aşağı inip, anlatıcının da varlığını...
Son Yazılar:
Reddiye Defteri: Akademinin Trafik Lambaları ve Yazarın İnadı
Özgür düşünceye engel olanlar!
BAUHAUS TASARIM VE MİMARLIK OKULUNUN KURUMSAL KİMLİĞİ VE DİNAMİKLERİ
Naif’in Listesi: Gerçekler, Doğrular, Varoluşlar…
ELVEDA ELİF, GÖRÜŞMEK ÜZERE
Ebru Yolver: ÜÇ / KONSEPT
İnsan Haklarının Ontolojik ve Politik Sınırları: Doğal Hukuk ile Egemenlik Arasındaki Paradoks
ÜÇ FİDANIN GÖLGESİNDE: BİR MAYIS SABAHINA DOĞRU
Yonca Karakaş’ın Yeni Sergisi G-Art Galeri’de: “Back Contamination / Dönüş Kontaminasyonu”
ÖTEKİ YEŞİLÇAM: “BANA FİLMLERDEKİ HAYALİN YETER”- KENDİNE DÖNÜŞLÜ BİR ZERRİN EGELİLER FİLMİ
Ayşegül Dalokay Fotoğrafları: Yavaşlığa Övgü
Çizginin İzinde: Erkin Keskin Gravür & Exlibris Sergisi
Çekirdek Kabuğu
Dunbar’ın Sosyal Sınırları ve “Influencer” Dünyasında ‘Bacı’ Olmak
ARA GÜLER VE AFRODİSİAS: AFRODİT’E AYIP MI EDİYORUZ?
Yavaşlık mı, Kaçış mı? Yapay Zekâ Çağında Akademik Oikeiosis Krizi
Feyhaman Duran’dan Hikmet Onat’a: Venedik’ten Sanayi-i Nefise’ye…
Yapay Zekâ Neden Şiir Yazamaz?
“SUSUZ YAŞAMIN AĞIRLIĞI”: Andreas Hoffmann’ın Beden Pratiğinde Doğaya Dönüş
Yazar: Josef Kılçıksız
Narsistik Tatmin
Benliğimiz, baskın bir kimlik senaryosunun asma kilitlerinin koruma altına aldığı bir “huis-clos”da tutsak, kelimeler derseniz, yerel kullanımların ve çökelmelerin ürünleri olmaları yüzünden kırılgan; kendiliği inşa etmek ise, hiç kimsenin final çizgisine ulaşmayı başaramadığı yüzlerce kilometreden oluşan engelli bir koşuya benzemeye başladı. “Önce ben” maksimi, sayıları giderek artan terapi ve kişisel gelişim önerilerinin temelini oluşturuyor. Çünkü...
suyun tanrısı (şiir)
bende kal diyemem, çergim mayınlı döktüğü ve dökeceği kanlardan akrep bir karanlık evvel bahar reçinesi sürüyor gece yaralarına sen deyince telaşa düşen ateş, kovuyor rahnemdeki kül böceklerini siyah tüllerini çekiyorum penceremin, ufukta sonsuzca bir yol -insandan insana yürümeye bir yol gerekirmiş gibi- görsen, nasıl da çırpınır bir deli kır, telaşa düşen hüzün düşüyor aklımın güncesine...
Matt Haig’in “Gece Yarısı Kütüphanesi”
Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi (The Midnight Library) 35 yaşındayken hayatın anlamsızlığına toslayarak kendini öldürmeyi planladığı bir uçurumun kenarına bir adım kala duran Nora’yı merceğine alıyor. Roman, Matt Haig’in depresyonla ilk elden deneyim sahibi olması nedeniyle otobiyografik izlekler de taşıyor. Haig 24 yaşındayken intihar teşebbüsünde bulunmuştu. Hayatında bir dizi umut verici fırsatla karşı karşıya kalan...
Michel Foucault Bir Feminist miydi?
Max Weber’in[1] yaygın tanımına göre güç, “isteksizliğe ve karşı gelmeye karşı bile (…) kişinin kendi iradesini dayatması” gerçeğiydi. Toplumsal ilişkilerde bireysel çıkarlar söz konusu olduğunda ve bunları zorlamanın bir yolu varsa, bu, yaptırımı uygulayan aktörün gücünün olduğu anlamına geliyordu. Weber’in, güç tanımı, toplumsal ilişkilerde karşıt bir çıkarın kişinin kendi iradesi lehine aşılmasını varsayıyor...
Tolstoy: Büyük Deha Mitinin Gizlediği Mizojini
Tolstoy ile Sofia’nın ilişkisi iki yazarın başarısız ortak yapıtı gibi duruyor. Elizabeth Taylor, Richard Burton, Zelda ve Scott Fitzgerald gibi çiftler, şöhrete susamışlık, spot ışıkları altında görünme ihtiyacı gibi renkli çikolata kâğıtlarına sarmalanmış yaldızlı bir yaşam sürme arzusu nedeniyle başarısız olmuşlardı. Tolstoy’lara musallat olan iblis ise, büyük bir otelde tumturaklı rezaletleri kışkırtan bir iblis olmaktan...
İKİ ŞİİR
Sır makamında çoğalma Kendinden çıkıp yaşayamazsın, vardın sen bir karıncanın dünyayı tüm yüküyle sevmesi Sesin gitmek dolu Perdeyi örtsen gökyüzü değişecek oysa Ben öyle yaptım Uzun bir yenilgi mermere hazırlandım Muazzamdı üstünde içkin harflerin dağılışı Usareye Bir dudak kıpırtısı kadar yakın Çakılları saydım içimden Nehri sektiriyorum; Kavuşmaların devindirdiği nehri Avuçları gül kokulu çocukları andım Yüzlerinde,...
Berlusconi: Bir Medya Baronunun Kadük Rüyası
Una storia italiana[1], Silvio Berlusconi’nin 2001 seçimleri arifesinde milyonlarca eve gönderdiği kitapçığın adıydı. Mussolini, 20. yüzyılın ilk yarısının heybetli figürü olarak öne çıkadursun, Berlusconi, şüphesiz, ikinci yarısının en etkili İtalyan’ıydı. Cavaliere[2], hem girişimci hem politikacı, hem yarı politik yarı TV (mitolojik) varlığı, aşırı teşhirli medya lideri ve belirsiz bir iş adamı olarak, siyaset...
Sınırlar
Felsefe okumaya başladıktan sonra, Che Guevara ve Dostoyevski arasında bir yerde duran bir İsa figürüne dair kişisel bir vizyon geliştiriyorum. Ergen dindarlığın baş dönmesinden kıl payı kurtulmuş “inançlı bir ateist” olarak, kendimi gaza getiriyorum: Ortadoğu’nun en güçlü komünist partisi TUDEH İran’daki mollaların oyununa nasıl geldi? Sakın Endonezya’daki “komünist telefi”ni hatırlatmayın, çünkü o meselenin,...
Alain Touraine’da Olmayan Özneyi Aramak
Alain Touraine, kariyerinin büyük bir bölümünü kolektif hareketleri inceleyen bir sosyolog olarak geçirdi. Touraine, öncelikle işçi bilincine odaklandı. O zamanlar işçi sınıfı, kendi kolektif projesini hayata geçirmek için yerleşik düzene karşı savaşan, güçlü bir kimliğe sahip toplumsal bir sınıftı. İşçi sınıfının safında mücadele eden kolektif aktörler, Touraine’nın “tarihsellik” adını verdiği projelerini hayata geçirmeye çalışan kolektif...









