“Kauas Pilvet Karkaavat” (Bulutlar Uzağa Gittiler, 1996) toplumsal gözlemi keskinleştiren çerçevesi sayesinde, Aki Kaurismäki’nin en anlatısal filmi olageldi. Gözlem komedisi ve absürdün umutsuzluğu, bu filmde de olduğu gibi, sinemasının ana silahları olarak, dramatik anlatının hizmetine girdiler. Kaurismäki, “Bulutlar Uzağa Gittiler”de Helsinki atmosferine savurduğu insan yazgılarına yaptığı incelikli pikler ve yükselmelerle, izleyiciyi uzağa; Helsinki göğündeki kasvetli...
Son Yazılar:
Ahmet Güntan’a Birinci Mektup
1937 Enternasyonal Fuarının Kayıp Maketleri: Efes ve Bergama Harabeleri
Uzaktan Dokunmak: Bakılmanın Hissi
Felsefe Bilmeden Çağdaş Sanat Yapılabilir mi?
Primitif Sanat ve Uygarlık: Sanatsal Düşüncede İlkel İmgelerin Yeniden İnşası
Ömer Erdem’in Evvel’inde Dilin Kaybettiği Dünya ve Dünyanın Kaybettiği Dil
NÂZIM HİKMET’İN EN KAPSAMLI SERGİSİ “ROMANTİKA” İZMİR’DE AÇILDI
Boşluğun Çağrısı Üzerine: İntihar, Hayat ve Direniş Üstüne Kazı
Cenk Gündoğdu’nun son kitabı üzerine: Yaz Bunaltısı, Yaz Melankolisi
Edebiyatta Teorinin Gerekliliği
Yapay Zeka Devrimi Neden Kapitalizmi Öldürebilir?
Sinopale’nin 10. Edisyonu 2 Eylül’de Üretim Süreciyle Başlıyor!
Yazma Uğraşı, Ockham’ın Usturası Ve Bir Tohum Sözcük
Beste Naz Karaca: Özne Olma Sürecinde Benlik İnşası
“Tek başımayım ve perişanım”: Stefan Zweig, Joseph Roth dostluğu
Yapay Zeka İşlerimizi Ele Geçirmeye Gelmiyor. Ücretlerimizi Ele Geçirmeye Geliyor.
Hızlı Gazeteci’nin ilk, daha karikatürize dönemi (1980-1981)
Epik Tiyatro: Brecht, Öngören ve diğerleri…
2025 Arthur C. Clarke Ödüllü ANNIE BOT Şimdi Raflarda!
Yazar: Josef Kılçıksız
Virginia Woolf: Delirmemek İçin Ölmeyi Seçenin Hikayesi
Virginia Woolf bir tutunamama varlığıydı. Protagonistleri (başkahramanları) gibi o da bu dünyayı bir kaybolmuşluk arazisi olarak algıladı. Woolf, bir topaç çılgınlığınca dönen zamanın girdaplarında kaybolan silüetimsi bir varlığı andırıyordu. Örneğin, “Yazılmamış Bir Roman” adlı kısa öyküsündeki Minnie Marsh, anlatıcının bir trende kazara karşılaştığı protagonistin adıydı. Sonunda tren durdu, Minnie Marsh aşağı inip, anlatıcının da varlığını...
Narsistik Tatmin
Benliğimiz, baskın bir kimlik senaryosunun asma kilitlerinin koruma altına aldığı bir “huis-clos”da tutsak, kelimeler derseniz, yerel kullanımların ve çökelmelerin ürünleri olmaları yüzünden kırılgan; kendiliği inşa etmek ise, hiç kimsenin final çizgisine ulaşmayı başaramadığı yüzlerce kilometreden oluşan engelli bir koşuya benzemeye başladı. “Önce ben” maksimi, sayıları giderek artan terapi ve kişisel gelişim önerilerinin temelini oluşturuyor. Çünkü...
suyun tanrısı (şiir)
bende kal diyemem, çergim mayınlı döktüğü ve dökeceği kanlardan akrep bir karanlık evvel bahar reçinesi sürüyor gece yaralarına sen deyince telaşa düşen ateş, kovuyor rahnemdeki kül böceklerini siyah tüllerini çekiyorum penceremin, ufukta sonsuzca bir yol -insandan insana yürümeye bir yol gerekirmiş gibi- görsen, nasıl da çırpınır bir deli kır, telaşa düşen hüzün düşüyor aklımın güncesine...
Matt Haig’in “Gece Yarısı Kütüphanesi”
Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi (The Midnight Library) 35 yaşındayken hayatın anlamsızlığına toslayarak kendini öldürmeyi planladığı bir uçurumun kenarına bir adım kala duran Nora’yı merceğine alıyor. Roman, Matt Haig’in depresyonla ilk elden deneyim sahibi olması nedeniyle otobiyografik izlekler de taşıyor. Haig 24 yaşındayken intihar teşebbüsünde bulunmuştu. Hayatında bir dizi umut verici fırsatla karşı karşıya kalan...
Michel Foucault Bir Feminist miydi?
Max Weber’in[1] yaygın tanımına göre güç, “isteksizliğe ve karşı gelmeye karşı bile (…) kişinin kendi iradesini dayatması” gerçeğiydi. Toplumsal ilişkilerde bireysel çıkarlar söz konusu olduğunda ve bunları zorlamanın bir yolu varsa, bu, yaptırımı uygulayan aktörün gücünün olduğu anlamına geliyordu. Weber’in, güç tanımı, toplumsal ilişkilerde karşıt bir çıkarın kişinin kendi iradesi lehine aşılmasını varsayıyor...
Tolstoy: Büyük Deha Mitinin Gizlediği Mizojini
Tolstoy ile Sofia’nın ilişkisi iki yazarın başarısız ortak yapıtı gibi duruyor. Elizabeth Taylor, Richard Burton, Zelda ve Scott Fitzgerald gibi çiftler, şöhrete susamışlık, spot ışıkları altında görünme ihtiyacı gibi renkli çikolata kâğıtlarına sarmalanmış yaldızlı bir yaşam sürme arzusu nedeniyle başarısız olmuşlardı. Tolstoy’lara musallat olan iblis ise, büyük bir otelde tumturaklı rezaletleri kışkırtan bir iblis olmaktan...
İKİ ŞİİR
Sır makamında çoğalma Kendinden çıkıp yaşayamazsın, vardın sen bir karıncanın dünyayı tüm yüküyle sevmesi Sesin gitmek dolu Perdeyi örtsen gökyüzü değişecek oysa Ben öyle yaptım Uzun bir yenilgi mermere hazırlandım Muazzamdı üstünde içkin harflerin dağılışı Usareye Bir dudak kıpırtısı kadar yakın Çakılları saydım içimden Nehri sektiriyorum; Kavuşmaların devindirdiği nehri Avuçları gül kokulu çocukları andım Yüzlerinde,...
Berlusconi: Bir Medya Baronunun Kadük Rüyası
Una storia italiana[1], Silvio Berlusconi’nin 2001 seçimleri arifesinde milyonlarca eve gönderdiği kitapçığın adıydı. Mussolini, 20. yüzyılın ilk yarısının heybetli figürü olarak öne çıkadursun, Berlusconi, şüphesiz, ikinci yarısının en etkili İtalyan’ıydı. Cavaliere[2], hem girişimci hem politikacı, hem yarı politik yarı TV (mitolojik) varlığı, aşırı teşhirli medya lideri ve belirsiz bir iş adamı olarak, siyaset...
Sınırlar
Felsefe okumaya başladıktan sonra, Che Guevara ve Dostoyevski arasında bir yerde duran bir İsa figürüne dair kişisel bir vizyon geliştiriyorum. Ergen dindarlığın baş dönmesinden kıl payı kurtulmuş “inançlı bir ateist” olarak, kendimi gaza getiriyorum: Ortadoğu’nun en güçlü komünist partisi TUDEH İran’daki mollaların oyununa nasıl geldi? Sakın Endonezya’daki “komünist telefi”ni hatırlatmayın, çünkü o meselenin,...









