Dini duygular ve kutsal öne sürülerek düşünce ve ifade özgürlüğü kısıtlanabilir mi? Düşünce ve ifadenin bir sınırı olmalı mı? Bu soruları son dönemde medyaya yansıyan iki olay üzerinden tartışmak istiyorum. İlk olay, Gülşen Bayraktar’ın imam hatiplilerle ilgili hiç doğru bulmadığım sözleri diğeri de Musa Eroğlu’nun Hz. Ali ve Alevi dedeleri hakkındaki kabul edilemez sözleri. Şimdi...
Son Yazılar:
Bir Zaman Haritası
Gerçeğin Gölgesinde İdea’nın Karanlık Metafiziği
Cevat Çapan’dan Hatırlayışlar: Sürgünler Ayrılıklar
Salyangoz Haiku dergisi, ikinci sayısıyla okurla buluştu.
Hikâyede Kalmasın
Barış Yıldırım’ın üçüncü şiir kitabı Rüzgâr Dindiğinde: Seyrüsefer Günlükleri çıktı
Strain: Faşizmin Gen Havuzundaki Sevgi Ve Nefret
Medeniyetin Sonunda Odysseus
PETER PAN: KABUSLAR ÜLKESİ – ÇOCUK EDEBİYATI KLASİĞİNİN KUİR KORKU FİLMİ UYARLAMASI
Odysseia, heyecan verici ve gerici bir ağıttır
Anadolu Keçelerini Dünyaya Tanıtan Sanatçı: Selçuk Gürışık
Odyssey ve kültürel sağın tutarsızlığı üzerine düşünceler
Brecht: O küçük insanları severdi
Karanlıktan Gelen Doğum Sonrası Depresyon Alegorisi mi?
Özer Kabaş Salt’ta: Denizaşırı ve Zamanları
Yüksek Gerilimin Poetik İnşası: Etten Kurgu
Açlığın İçinden Geçerken İnsanlığını Unutan Yazar: Knut Hamsun
Galeride Değil, Enkazda Gezinmek!
Büyük İddia: Proleter Öğüdü Üzerine
Yazar: Cem Kertiş
VİRÜS OLMAYI SEÇEN İNSAN
Ünlü düşünür J. Paul Sartre çağımız insanı yaşamının çoğunlukla gaflet (mauvaise foi) içinde geçtiğini söyler. Gaflet içindeki insanın trajedisini çarpıcı örneklerle anlatır. Fransızcası mauvaise foi olan bu kavramı dilimize iki şekilde çevirebiliriz: Kötü inanç ya da kötü niyet. Ben, gaflet(aymazlık) kelimesinin bu kavramı çok daha iyi karşıladığını düşünüyorum. Şimdi Sartre’ın ne demek istediğini kendimce açıklamaya...
LABİRENT: HİKÂYELER ve GÖLGELER
İnsan geçmişinden zor da olsa kurtulabilir, ama geleceğinden kurtulamaz. Peki, intihar nedir? Geçmişten ve gelecekten kurtulmanın kesin çözümü mü? Ya da Freud’un söylediği gibi benliğin üst benlikten intikam alması mı? Hiç kimseye ya da hiçbir şeye kızmadan, intikam almadan ölmeyi seçebilir mi insan? Neden ölmek istiyorsun? Hiçbir nedeni yok, ne bu hayattan sıkıldım ne de...
ÖLÜME SEVİNMEK
İran’da düşen uçağın ardından hayatını kaybeden gencecik insanlar ve bu olayın ardından oh olsun diyen başka insanlar! Ölenlerin ardından üzüntüsünü dile getiren gazetecilere ya da tanınmış kişilere sosyal medya üzerinden saldıran yüz binlerce insan! Evet, ölen de insan, ölüme sevinen de… Ne garip değil mi? Ama bir de ‘insan’lık diye bir şey var. Yurdumda anlamını...
BOL MİKTARDA UNUTTURUCU
Kayıp giden bir şey ‘an’. Öyle ki an dediğimiz anda bile o atomik zaman geçmiş oluveriyor. Hemen bir örnek vermek gerekirse, aynaya baktığımızda bile kendi görüntümüzü değil geçmişteki görüntümüzü algılıyoruz. Buradan Horatius’un o meşhur Carpe Diem’ine gönderme yapmak gerekirse, anı yaşayabilmek bu bağlamda imkânsızdır. Elbette, o, zamanı böylesine atomik, geçmişten doğan ve doğar doğmaz da...
KADIN KURTULURSA DÜNYA KURTULUR!
Ez cümle, kadının kurtulduğu toplum kurtulur. Görünen o ki kadın kurtulamadı bu ülkede. Cennet de onun ayağı altında ama cennete gitmeden önce hakkı gasp edilen, cinayete kurban giden, şiddete maruz kalan yine o. Ne zaman Diyanet bir açıklama yapsa içimden kusmak geliyor. Ülkenin memuru, işçisi, öğrencisi, kadını, erkeği, yoksulu, fakiri laik bir ülkede var olması...
Karıncayı Bile İncitmeyenlerden Biri Olabilirsiniz…
Kısalığına rağmen uzun ve acı bir hikâye izledim. Gülsüm Güler Özen’in filmiyle dışarıda şiddet varken en mutlu anlarımızın asla saf ve özel olamayacağını bir kez daha anladım. Bir insanın bir başka canlıyı ya da insanı nesneleştirmesi. Onun üzerinde kendi gücünü kullanma hakkını görmesi. Tıpkı eve giren bir hırsız gibi bir bedenin bir başka bedenin içine...
T bizde kalsın Emrah Serbes(t)
Bizim kızgınlığımız hataya değil riyayadır. Ülkeye bakıyorum da birçok değerli yazarı ya hapislerde ya sürgünlerde ya da işkencehanelerde çürütmüşüz. Birçoğunun hikâyesini bizzat kendilerinden dinlediğinizde önce yayıncıların, burnu büyük editörlerin onları değersizleştirdiğini, toplumun kavrayışının çok üstünde yazdığı için yazdıkları satmayacak diye kitaplarını yayınlatmadıklarını duyarsınız. Gerçi bu yayıncıların büyük çoğunluğu oldukça akıllıdırlar. İyi insanı ve nitelikli edebiyatı...







