sesinin çıktığı bir yer var, içinde; yaralı ve gizli bir özne gibi iyileştirici tonları olan – oynaş, sevişgen hallerin de dâhil-
sesinin bütün tonlarını seviyorum.
elinde topladığın saçlarının altında bir ırmak gibi duruyor boynun;
boynunun o bir ırmak gibi duruşunu da seviyorum.
sevmek, insanın insanı toplamasıdır dökülürken,
senin dökülen bütün hallerini seviyorum.
omzum üşüyor, üstümü örter misin diyorum.
alt kata ineyim de sıcak çay getireyim diyorsun,
senin o çay getirişini de seviyorum.
sonra elinde bir stres topu, dünyayı boyayacağım diyorsun,
kaç rengin var bilmiyorum.
kaç rengin varsa işte o bütün renklerini seviyorum.
tssb olur mu insan, olurmuş, tafronil 25 mg’ı su ile uzatıyorsun bana, ellerin titriyor, uzattığın bardak ellerindeyken kırılıyor,
olsun, kırılan bardağı da seviyorum.
elini göğsüme verip, kalbini tutacağım diyorsun.
gece yarısı sokaklarda bağırıyoruz, köpekleştirildiğimizi ilan ediyoruz.
bir felsefe dağılıyor,
bir balkondan küçücük bir çiçek düşüyor ellerine,
ellerine düşen bütün çiçekleri seviyorum.
sözcükleri bıktırıyorsun, sevdiğini söylerken sevemediğini söyleyemiyorsun.
söyleyemediklerini de seviyorum!
karanlık oluyor, iyice karanlık, aydınlığa an kala tuttuğun elleri bırakıyorsun; sormuyorum ama biliyorum…
bilmediğim şeylerini de seviyorum, sebepsiz.
akşama döneceğim diyorsun, gidiyorsun.
gerçek nasıl kokar diyorum, “felsefenin çocukluk ilkeleri” diyorsun ve ideolojik bir yangın oluyorsun.
senin bütün yangınlarını seviyorum.
senin bu hâllerin insanı üç kış ısıtır, üç kış öldürür!
sonra senin bu öldüren hâllerini de seviyorum,
üç kış susturan…
sırtını uzak bir duvara yaslamışsın, benden uzak bir dünyaya saçlarını tarıyorsun, aşkların kendi kaderini susma hakkını savunuyorsun!
yaralar hariç, bir bir kapanıyor her şey.
çarşılar, çarşıda unuttuğun fileler…
işte senin o fileli hâllerini de seviyorum.
elinde kalem bir kirpinin dudaklarına kendini çiziyorsun.
öfkeli gözlerimiz bir yola bakıyor;
sen devrim diyorsun ben gözlerin diyorum,
içinde hayat olsun
içinde hayat olan her şeyi seviyorum.
tüm günleri biliyorum diyorsun, pazar sanki kötü bir haber gibi,
kendini bir hakikate sarıyorsun, bugün de ölmüyoruz.
son joker hakkını kullanıyoruz!
eski ve yeni tüm telaşlarımla
senin ölmediğin her günü seviyorum.
küçük bir kasaba diyorsun, küçük bir kasaba…
sessiz bir serenat oluyoruz sokakta
bana dokunuyorsun, ben burada yaşarım diyorsun, dokunduğun her yer bir yalnızlık oluyor,
çırpınan bütün balıklar ölüyor,
tüm keman telleri kopuyor seni düşününce o an…
kafamda yaralar,
kafamın içinde yaralar, ölmeseydi balıklar iyileşecektim.
hücrelerimizde bir telaş, keşke geç kalmasaydın diyorum,
ama geç kalışını da seviyorum.
bir değirmene rastlıyoruz, yıllar sonra, hayatı öğüten bir değirmene.
ellerinle taşlara usul usul dokunuyorsun, ellerinle hayata…
sana bakıyorum; ellerine, ayaklarına, ayakların çıplak bütün gidişlerin gibi, bıraktığın terlikler yalnızlıktan solmuş.
bakmaktan bir virgül gibi olmuşum
sırtımda bir kambur…
ellerini uzat yazdığım mektupları avuçlarına bırakayım,
postacı yok bugün,
postacının olmadığı günleri de seviyorum.
bizi en çok eski bir hatıra yoruyor, eski bir hatıradan kalanlar, eski bir hatıradan hatırladıklarımız yoruyor.
yapma böyle, sen en çok duvarları seviyordun diyorsun, Afrika kadar kara olan duvarları…
bütün duvarları seviyorum
seni bana getiren
seni bana yazdıran bütün duvarları…
bu aşka yeni bir yasa gerekiyor; yasa gerektiren aşklar, yasa seven aşklar, yasa öldüren aşklar…
onları da seviyorum.
özgürlük diyorsun, boğazım bir düğüm gibi,
boğazımda özgürlük bir düğüm gibi, kuşatılmışlarım…
meyve doğuruyor ağaçlar özgürce,
özgürce doğan her şeyi seviyorum, parmaklarını da.
ve senin bana ait olan ya da olmayan bütün hâllerini.
Resim: Odilon Redon


Bir Cevap Bırakın