İki ultra burjuva petrol zengini aile… Biri Gürcü Hristiyan, diğeri Azeri Şii Müslüman. Gürcü kızla Azeri oğlan evlenmek isterler. Mümkün olacak mıdır? Anlatı, yalnızca bu soruyla ilerleseydi oldukça bilindik ve sıkıcı olacaktı; klasik bir farklılar arası ilişki izleğinin ötesine geçemeyecekti. Ancak anlatıda halkbetimsel (etnografik) öğeler de söz konusu: Dağıstan köylerindeki görece özgür ve rahat ortamla...
Son Yazılar:
GOREE ADASI – KÖLELİK – HOLLYWOOD
Gaye Boralıoğlu: İstanbul, Yurtsuzluk ve Varoluş
Ahmet Cemal: Adaşımı anarken
Deniz Göktaş veya “Bulutsuzluk Özlemi”
BABAOCAĞINDAN AYRILMAK DURUMUNDA KALAN SUPERGIRL
Mehmet Atlı: Kürt Müziğinin Modern Sesi
EVREN EROL’DAN “BAŞKA BİR PENCERE” SERGİSİ
Kuzguncuk Sanat Tiyatrosu’ndan “Hrisantos’u Kim Öldürdü?”
DİSTOPİK BİR DOYUMSUZLUK: ”IŞILTILI HAŞERAT
Yolun Yükü
Kadir Ağabey’in Ardından
ustam dağınıktır dağınıklıktır benim
Apartman Yöneticisi (Şiir)
VİŞNEÇÜRÜĞÜ DÜNYA (ŞİİR)
Molto Simpatica (Şiir)
BİR BEYAZLIK (ŞİİR)
Yıllar Sonra Bir Akşam Yemeği (Şiir)
“Kimin Gözünden” Makro Fotoğraf Sergisi Museo Moda’da Açılıyor!
Muzaffer Tayyip Uslu Kitabı: Öldükten Sonra
Kategori: Vizör
Bir Yokluk Anlatısı Kelebekler
Kelebekler, hikayeleri en başta kesintiye uğramış, yoklukla başlamış üç kayıp kardeşin tanıtımları ile başlıyor: Karşısında eşi olmayan bir eş olan küçük kız kardeş; sanatla uğraşan ama yaptığı işte sanat olmayan ortanca erkek kardeş ve asla uzaya çıkamamış, uzaysız bir astronot olan büyük erkek kardeş. Kelebekler en başından en sonuna kadar tam anlamıyla yokluğun ve yoklukların...
Ne Olacak Şimdi? Gidip de Banka Soyacak Değiliz ya!
‘‘Tükür oğlum babanın yüzüne, tükür tükür’’ yahut devamında gelen ‘‘yaz kızım, iki yüz torba çimento…’’ replikleriyle hatırladığımız; ancak repliklerin hangi filme ait olduğunu tam da çıkaramadığımız Ne Olacak Şimdi 1979’da çekilmiş bir Arzu Film yapımıdır. Yönetmeni Atıf Yılmaz, yapımcısı ise Nahit Ataman’dır. Filme geçmeden Şener Şen’in filmde Şakir adında çapkın bir müteahhidi canlandırdığını not düşelim....
DURMUŞ AKBULUT: “BEKÇİ FİLMİMDE, RESME OLAN İLGİMİ SONUNA DEK GÖSTERDİM.”
Senarist-Yönetmen dostum Durmuş Akbulut’u, “bir ayrıntı işçisi olarak” tanımlamak yanlış olmaz. Resim, edebiyat, senaryo alanları üzerine kendisiyle yapılan bir söyleşi sırasında şunları söylüyor: “Sinema edebiyatın en zeki çocuğu, resmin asil kardeşi, mimarinin yakın akrabası, sosyolojinin sıkı dostu, psikolojininse tedaviye en iyi cevap veren hastasıdır.” Akbulut’un bu tespitine katılmamak elde değil. Ressamlar üzerine yaptığı belgesellerin yanı...
ANDY WARHOL’UN DEĞERLİ ARMAĞANI POSTMODERNİZM VE BLUE VELVET
Modernizmin aklı yücelten, merkezine ussallığı yerleştiren bir perspektifi, ahlaki anlamda aklı ve gerçekliği temel alır. Mantık ve akıl yürütmeyle gerçeğe ve aydınlanmaya ulaşılacağına dair bir inanç sistemi söz konusudur. Kişi ussallık çerçevesinde düşünmenin mutlaklaştırılışının dayatıldığı, tek tipleştirici, aynılaştırıcı, bütünleştirici bir anlayışın hâkimiyetine hapsolur. Gerçeklik sınırları içinde her şeyin tekliğe indirgendiği, rasyonel olarak akıl yürütme ve...
Djam: Sana Neler İçin Üzülebileceğini Bildireceğim
Kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş bir şeyler akıyor içimde: Dokunmuyorum, bırakıyorum gitsin. Sözcüklere bağlanamadığım için düşüncelerim çoğu zaman karmakarışık. Belirsiz ve hoş şekiller halinde ortaya çıkar, sonra kayboluyorlar, hemen unutuyorum onları. Bulantı – Jean Paul Sartre. Yaşam içerisinde anlam arayışımız söz konusu olduğunda, bireylerin belli bir noktaya doğru çekilme hızları kontrol edilemez bir hal...
‘‘I Spit on Your Grave’’ Filmlerine Eleştirel Bir Bakış
1978 yılında Meir Zarchi tarafından çekilen I Spit on Your Grave çelişkilerle dolu bir film olmuştur. Film, roman yazmak için küçük bir kasabada göl kenarında ev kiralayan Jennifer’ın aynı kasabada yaşayan dört kişi tarafından tecavüze uğramasını ve sonrasında Jennifer’ın bu dört kişiyi öldürmesini ele alır. Filmin başında seyirci tecavüzcülerle beraber röntgenci olarak konumlandırılır ve Jennifer’ı...
Ömer Kavur: Bir Duygunun Kısa Anıları/Anları…
1988 yılıydı. Lise 2. sınıftaydım. Gece Yolculuğu vizyona girmişti. Hiç unutmuyorum o filmi izlemek için ailemden habersiz, Adapazarı’ndan bir trene binip Haydarpaşa’da inip, Karaköy’den Beyoğlu’na çıkmıştım. Beyoğlu Fitaş Sineması’nda o filmi izlediğimde adını koyamadığım -gerçi hala Ömer Kavur filmlerine karşı aynı duyguyu hissediyorum- bir ruh hali içindeydim. Tuhaftı ama gerçek dışı değildi. Peki ne kadar...
Ekranda Şiddet: Haftaya Aynı Gün ve Saate Randevu Veren Canavar
Televizyon yazmayı sürdüreceğim. Dizilerin genel durumuna dair naçizane tespitlerde bulunacağım bu yazıda kimi eğilim ve değişimlerin altını çizmeye çalışacağım. Öncelikle her ikisi de televizyona, televizyon anlatısına has anlatıların çekişmesini ele alalım: internet dizileri ve cam ekranın (çok kanallı platformların) daveti… Ülkemizde, malum, alışmadık iç çamaşırın giyilen vücuda uygunluğu dikkate alınmaz. İnternet platformlarının ABD’deki yaygınlığını ithal...
Death Wish’in Anımsattıkları: “Adalet” (!) Dağıtan Filmler
“Suçluları yaratan yasalarımız, onları cezalandıran yasalarımızın yanında ne kadar çok!” deyişiyle ünlü Tucker’ın antitezini sunan vigilante (infazcı) filmlerinin en meşhur örneği, geçtiğimiz hafta yeniden dirildi! 1974 yapımı ilk filmin yeniden çevrimi olan Eli Roth’un Öldürme Arzusu (Death Wish), ‘suçluya hak ettiği dersi, kişisel yöntemlerle verme’ temasının sinemadaki son ve bildik halkalarından biri olarak ele alınabilir....









