İlhan Engin’in 1967’de yönettiği Kadın Düşmanı filmi birçok tartışmaya dâhil edilebilirliği açısından sinema seyircisine son derece zengin bir malzeme sunmaktadır. Evvela gerilim-korku türünde çevrilen filmlerin ülkemiz sinemasındaki gelişimine dair sözler edilebilir. Filmin tarihi, ellilerden atmışlar sonuna değin çekilen benzer filmlerle birlikte ele alınıp yerli westernler ve fantastik film örnekleriyle kıyaslanabilir. Filmde müzik, plastik makyaj kullanımı...
Son Yazılar:
BAUHAUS TASARIM VE MİMARLIK OKULUNUN KURUMSAL KİMLİĞİ VE DİNAMİKLERİ
Naif’in Listesi: Gerçekler, Doğrular, Varoluşlar…
ELVEDA ELİF, GÖRÜŞMEK ÜZERE
Ebru Yolver: ÜÇ / KONSEPT
İnsan Haklarının Ontolojik ve Politik Sınırları: Doğal Hukuk ile Egemenlik Arasındaki Paradoks
ÜÇ FİDANIN GÖLGESİNDE: BİR MAYIS SABAHINA DOĞRU
Yonca Karakaş’ın Yeni Sergisi G-Art Galeri’de: “Back Contamination / Dönüş Kontaminasyonu”
ÖTEKİ YEŞİLÇAM: “BANA FİLMLERDEKİ HAYALİN YETER”- KENDİNE DÖNÜŞLÜ BİR ZERRİN EGELİLER FİLMİ
Ayşegül Dalokay Fotoğrafları: Yavaşlığa Övgü
Çizginin İzinde: Erkin Keskin Gravür & Exlibris Sergisi
Çekirdek Kabuğu
Dunbar’ın Sosyal Sınırları ve “Influencer” Dünyasında ‘Bacı’ Olmak
ARA GÜLER VE AFRODİSİAS: AFRODİT’E AYIP MI EDİYORUZ?
Yavaşlık mı, Kaçış mı? Yapay Zekâ Çağında Akademik Oikeiosis Krizi
Feyhaman Duran’dan Hikmet Onat’a: Venedik’ten Sanayi-i Nefise’ye…
Yapay Zekâ Neden Şiir Yazamaz?
“SUSUZ YAŞAMIN AĞIRLIĞI”: Andreas Hoffmann’ın Beden Pratiğinde Doğaya Dönüş
Roland Barthes: Dil Bir Deridir
MEYDAN, HAFIZA VE SINIF: BİTMEYEN 1 MAYIS
Kategori: Vizör
‘Ali ve Nino’ Filmi Üstüne
İki ultra burjuva petrol zengini aile… Biri Gürcü Hristiyan, diğeri Azeri Şii Müslüman. Gürcü kızla Azeri oğlan evlenmek isterler. Mümkün olacak mıdır? Anlatı, yalnızca bu soruyla ilerleseydi oldukça bilindik ve sıkıcı olacaktı; klasik bir farklılar arası ilişki izleğinin ötesine geçemeyecekti. Ancak anlatıda halkbetimsel (etnografik) öğeler de söz konusu: Dağıstan köylerindeki görece özgür ve rahat ortamla...
Bir Yokluk Anlatısı Kelebekler
Kelebekler, hikayeleri en başta kesintiye uğramış, yoklukla başlamış üç kayıp kardeşin tanıtımları ile başlıyor: Karşısında eşi olmayan bir eş olan küçük kız kardeş; sanatla uğraşan ama yaptığı işte sanat olmayan ortanca erkek kardeş ve asla uzaya çıkamamış, uzaysız bir astronot olan büyük erkek kardeş. Kelebekler en başından en sonuna kadar tam anlamıyla yokluğun ve yoklukların...
Ne Olacak Şimdi? Gidip de Banka Soyacak Değiliz ya!
‘‘Tükür oğlum babanın yüzüne, tükür tükür’’ yahut devamında gelen ‘‘yaz kızım, iki yüz torba çimento…’’ replikleriyle hatırladığımız; ancak repliklerin hangi filme ait olduğunu tam da çıkaramadığımız Ne Olacak Şimdi 1979’da çekilmiş bir Arzu Film yapımıdır. Yönetmeni Atıf Yılmaz, yapımcısı ise Nahit Ataman’dır. Filme geçmeden Şener Şen’in filmde Şakir adında çapkın bir müteahhidi canlandırdığını not düşelim....
DURMUŞ AKBULUT: “BEKÇİ FİLMİMDE, RESME OLAN İLGİMİ SONUNA DEK GÖSTERDİM.”
Senarist-Yönetmen dostum Durmuş Akbulut’u, “bir ayrıntı işçisi olarak” tanımlamak yanlış olmaz. Resim, edebiyat, senaryo alanları üzerine kendisiyle yapılan bir söyleşi sırasında şunları söylüyor: “Sinema edebiyatın en zeki çocuğu, resmin asil kardeşi, mimarinin yakın akrabası, sosyolojinin sıkı dostu, psikolojininse tedaviye en iyi cevap veren hastasıdır.” Akbulut’un bu tespitine katılmamak elde değil. Ressamlar üzerine yaptığı belgesellerin yanı...
ANDY WARHOL’UN DEĞERLİ ARMAĞANI POSTMODERNİZM VE BLUE VELVET
Modernizmin aklı yücelten, merkezine ussallığı yerleştiren bir perspektifi, ahlaki anlamda aklı ve gerçekliği temel alır. Mantık ve akıl yürütmeyle gerçeğe ve aydınlanmaya ulaşılacağına dair bir inanç sistemi söz konusudur. Kişi ussallık çerçevesinde düşünmenin mutlaklaştırılışının dayatıldığı, tek tipleştirici, aynılaştırıcı, bütünleştirici bir anlayışın hâkimiyetine hapsolur. Gerçeklik sınırları içinde her şeyin tekliğe indirgendiği, rasyonel olarak akıl yürütme ve...
Djam: Sana Neler İçin Üzülebileceğini Bildireceğim
Kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş bir şeyler akıyor içimde: Dokunmuyorum, bırakıyorum gitsin. Sözcüklere bağlanamadığım için düşüncelerim çoğu zaman karmakarışık. Belirsiz ve hoş şekiller halinde ortaya çıkar, sonra kayboluyorlar, hemen unutuyorum onları. Bulantı – Jean Paul Sartre. Yaşam içerisinde anlam arayışımız söz konusu olduğunda, bireylerin belli bir noktaya doğru çekilme hızları kontrol edilemez bir hal...
‘‘I Spit on Your Grave’’ Filmlerine Eleştirel Bir Bakış
1978 yılında Meir Zarchi tarafından çekilen I Spit on Your Grave çelişkilerle dolu bir film olmuştur. Film, roman yazmak için küçük bir kasabada göl kenarında ev kiralayan Jennifer’ın aynı kasabada yaşayan dört kişi tarafından tecavüze uğramasını ve sonrasında Jennifer’ın bu dört kişiyi öldürmesini ele alır. Filmin başında seyirci tecavüzcülerle beraber röntgenci olarak konumlandırılır ve Jennifer’ı...
Ömer Kavur: Bir Duygunun Kısa Anıları/Anları…
1988 yılıydı. Lise 2. sınıftaydım. Gece Yolculuğu vizyona girmişti. Hiç unutmuyorum o filmi izlemek için ailemden habersiz, Adapazarı’ndan bir trene binip Haydarpaşa’da inip, Karaköy’den Beyoğlu’na çıkmıştım. Beyoğlu Fitaş Sineması’nda o filmi izlediğimde adını koyamadığım -gerçi hala Ömer Kavur filmlerine karşı aynı duyguyu hissediyorum- bir ruh hali içindeydim. Tuhaftı ama gerçek dışı değildi. Peki ne kadar...
Ekranda Şiddet: Haftaya Aynı Gün ve Saate Randevu Veren Canavar
Televizyon yazmayı sürdüreceğim. Dizilerin genel durumuna dair naçizane tespitlerde bulunacağım bu yazıda kimi eğilim ve değişimlerin altını çizmeye çalışacağım. Öncelikle her ikisi de televizyona, televizyon anlatısına has anlatıların çekişmesini ele alalım: internet dizileri ve cam ekranın (çok kanallı platformların) daveti… Ülkemizde, malum, alışmadık iç çamaşırın giyilen vücuda uygunluğu dikkate alınmaz. İnternet platformlarının ABD’deki yaygınlığını ithal...









