Sadece günümüzde değil, tarih boyunca kahraman ve sahtekar kavramlarının tam olarak netleşemediği bir çok kişiye rastlarız. Geçtiğimiz yazın sonunda, değerli arkadaşım Kamil Yüceoral’ın (emekli müsteşar) daveti üzerine, Ekim 2018’de açılan ve 2020 yılında Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’nü alan Troya Müzesi’ne gittim.. Bu müzede Truva’dan elde edilen eşsiz tarihi eserleri yer almakta. Truva kazılarını başlatan ve...
Son Yazılar:
Savaş Karşıtı Bir “Destan”: Troya Blues
Fredric Jameson ve Raymond Chandler: Tavizsiz Diyalektik
Yapay Zeka ve Wall Street Endişesi
Yuvanın Resmi
Serdar Koçak’ın Dilinde Egemenlik, Aidiyet ve Özgürlüğün İmkânsız Anatomisi
Adolf Hitler ve basın özgürlüğü!
Gece İlahisi (Şiir)
Seyyah (Şiir)
Marx ve Joyce: Paralel Evrenler
Kefaret – Savaş denen melanet üzerine düşündürücü bir film
Göğün Altında (Şiir)
Üzgün Serinlik (Şiir)
Ankara ve İstanbul Resminin Plastik, Sosyolojik ve Ekonomik Diyalektiği
Merdivenler (Şiir)
İnsan ve Şiir
Öğrenciler, sınıf ve ırksal baskı karşısında Fransa
Özlem Üner Resminde Bakışın İktidarına Karşı Sessiz Direniş
Sordum Denize (Şiir)
Ağaç ve… (Şiir)
Kategori: Kritik
Üçüncü Reich: Hayatta Kal!
‘Üçüncü Reich’ savaş halindeyken, Berlinlilerin çoğu hayatına devam etti. Hayatta Kal (“Stay Alive”) adlı kitabında Ian Buruma, Nazi yönetimi altındaki Almanya’da hayatta kalan şehir sakinlerinin bir portresini çiziyor. 1939’da Polonya’nın Naziler tarafından işgalinin ilk günlerinde Alman Nazi propagandacıları, Berlinlilerin Führer’lerine karşı hissettikleri fırtınalı, tutkulu sadakat ile övünüyorlardı. Ancak sağduyulu gözlemciler, başkente çöken bıkkınlığı fark ettiler....
ÖTEKİ YEŞİLÇAM – SALDIRGANLAR’DA TECAVÜZ MİZANSENLERİ VE NAMUS RETORİĞİ
Düşük bütçeli Amerikan istismar sinemasının (*) en tartışmalı janrlarından biri “tecavüz-intikam” filmleridir. En tipik örneklerinde, tecavüze uğrayan bir kadının kendisine tecavüz eden erkekleri öldürmesini öyküleyen bu filmler önce anaakım eleştirmenler tarafından yerden yere vurulmuşlar ancak daha sonra özellikle akademideki film çalışmaları alanındaki bazı yazarlar tarafından daha nüanslı değerlendirmelere tabii tutulmuşlardı. Hatta örneğin feminist Carol Clover...
ŞİİRİN TAŞRA MANİFESTOSU
Şair Bülent Akay’ın dördüncü kitabı Yaşlanmıyor! Eşikteki Çul Gibi Eskiyor İnsan, geçtiğimiz yaz Şiirden Yayınları etiketiyle yayımlandı. Bir şiir kitabı için uzun sayılabilecek bu isme, kitabın açılış sayfasında rastlıyoruz yalnızca. Tek mısralık bir mermi olarak bilincimize vurup geride kalıyor bu isim. Kitabın biyografi kısmında şöyle ise yazıyor: “Bülent Akay: 1974 Uşak, Eşme doğumlu.” Kısa, sade,...
Banksy ve “Yazarın Ölümü”
Bir sanatçıyı tanımadan onun eseriyle karşılaşsaydık anlama yönelik değişim nasıl olurdu? Ya da bir değişim olur muydu? Mesela Van Gogh’un kim olduğunu bilmeseydik eserleri “delilik” veya varoluşsal trajedisi üzerinden yorumlanır mıydı? Ya da Frida Kahlo’nun yaşamış olduğu acılar bilinmeseydi eserleri doğrudan hayat hikâyesiyle ilişkilendirilir miydi? Belki de ne Van Gogh’un renkleri ve fırça darbeleri trajedisi...
İş İşten Geçmeden: Sartre’da Varoluşun Trajedisi
“Madde 140: Şayet birbiri için yaratılmış olan bir çift, idareye ait bir hata yüzünden, sağlıklarında karşılaşmamışlarsa, haksız yere mahrum edildikleri aşkı gerçekleştirmek ve müşterek hayatlarını yaşamak üzere, yeryüzüne dönmek isteğinde bulunabilirler ve bazı şartlar altında buna izin alabilirler.”[1] Peki, insan gerçekten yaşamı kaçırabilir mi? Eğer kaçırılmış yaşam için ikinci bir fırsat verilseydi insan bu kez...
EMİN ALPER’İN YENİ FİLMİ KURTULUŞ’TA MADDİYAT İLE MANEVİYAT ARASINDAKİ DİYALEKTİK İLİŞKİ
Türkiye sinemasına son 25 yılda giriş yapan sinemacılar kuşağı içinde en öne çıkan senarist-yönetmenin Emin Alper olduğu söylenebilir. Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü kökenli olan Alper ilk uzun metraj çalışması Tepenin Ardı (2012) ile dikkat çekmiş, adından çokça söz ettirmiş, ardından gelen Abluka (2015) ve Kız Kardeşler (2019) ile belirli bir düzeyi korumayı sürdürmüş, vizyondaki Kurtuluş’tan...
Kim Korkar Akademik Hakemlikten?
Editöryal Not – Akademi Demir Leblebi Bilim dünyası uzun süre kendisini güven üzerine kurulu bir cumhuriyet olarak anlattı: araştırmacılar veri üretir, dergiler bu verileri hakemlere gönderir, hakemler hataları yakalar ve yalnızca sağlam bilgi yayımlanır. Akademik hayatın en temel meşruiyet anlatılarından biri budur. Ancak son yıllarda akademik yayıncılık ekonomisinin hızla genişlemesi bu anlatının kırılganlığını görünür hâle...
Neden “Yırtıcı” Akademik Dergilerde Makale Yayımlıyorum?
— ve Siz de Neden Yayımlamalısınız? İngiliz filozof R. M. Hare bir keresinde bana mektuplaşmamız sırasında “çok fazla yazdığını” söylemişti. Başkalarından da aynı duyguyu duydum. Uygulayıcı bir filozof olarak dördüncü on yılıma girmiş bulunuyorum; “çok fazla” yayımladığımı söyleyemem belki, ama az yayımladığımı da söyleyemem. Yayın hayatım 1982’de, Detroit’teki Wayne State Üniversitesi’nde hukuk öğrencisiyken başladı. Hukuk...
Ölçütlerin Şiddeti: Bir Bilim Manifestosu İçin Giriş
Bazen bir olay, bir kurumu değil, bir çağın zihniyetini açığa çıkarır. 2014 yılında Imperial College London’da çalışan toksikoloji profesörü Stefan Grimm’in ölümü böyle bir olaydır. Olayın kendisi trajiktir; fakat trajedinin asıl önemi bireysel değildir. Grimm’in ölümünden sonra ortaya çıkan yazışmalar, modern üniversitenin giderek daha görünür hale gelen bir gerçeğini çıplak biçimde ortaya koymuştur: bilim insanları...









