Sanatın işkolu olarak bile tanımı yerli yerine oturmamış, bütün sosyal güvence kamusal yardımlaşma taleplerine endekslenmişken, kimsenin kendi sıkıntısına bile derman olamadığı, ya da belki tam da bunun için, bu günlerde sormak gerekiyor bu soruyu: sanatçılar organize olmak için daha neyi bekliyor? Hayırsever işadamlarının ve zengin sınıfın vergiden düştüğü bir gider olarak kendisine ufak bir gölge...
Son Yazılar:
DÜNYANIN EN ÜNLÜ SAHAFI MOHAMED AZİZ: KİTAP YAŞAMDIR
İnsan-Sonrası Bir Dünya: “Three Robots” ve Bir Kedi
MODERNİZMİN GÖRÜNTÜSEL YAPISI
Geçmiş Kimin? Arkeoloji, Siyaset ve Kültürel Mirasın Sahipliği
Hegel’in “efendi-köle diyalektiği” nedir?
Aynalar, Tlön, Kizaemon Ido ve Çatlaklar
“Bir Kentin Hafızası Kaç Dilde Yazılır?”
“Tiffany’de Kahvaltı”dan, “Cesur Yeni Dünya”ya
Star Wars Anlatı Sanatı Müzesi
Jean-Marc Veliscek: “Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.”
Seslerin Yerleştiği Konak: Edirne Müzik Müzesi
Kültürel Zeynalar ve Ninalar: Türkiye’deki Sinema ve Dizi Endüstrilerinde Teknik Alanda Yaratıcı Kadın Emeği
Cumartesi Anneleri ya da Masanın Altındaki Hayalet
Toprağın Altından Vitrine: Kazı Bilgisi Müzeye Ulaşabiliyor mu?
Ali Kazma’nın yeni kişisel sergisi “Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]”, Meksiko’daki Franz Mayer Müzesi’nde!
Genç Hitler‘in Viyana yılları
ÖTEKİ YEŞİLÇAM – UÇURUMDAKİ KADIN: TUHAF BİR ‘KENDİNE DÖNÜŞLÜ’ ZERRİN EGELİLER FİLMİ
Barnett Newman’ın Devrimi
Beat kuşağı ve Beatnikler hakkında 10 film
Yazar: Yiğit Özdemir
MAHPUS CAN, CANAN: EVRENSEL BİR ARIZA OLARAK CAN YÜCEL ŞİİRİ
“Gömü bulmuş gibi oldum”, herhalde gelecek kuşakların Yücel’in şiirleriyle karşılaştıklarında söyleyecekleri şey bu olacaktır. Günümüzün en arabesk şiirleri arasında sayılıp, “dili kokulu” şakalara maruz kalıp malzeme olması, bu şiirin başına biraz da kendi siyasallığının getirdiği bir tarihsiz-talihsizlik. Halka mâl olma çabasındaki yüce gönüllü bir şairin, madrabazlaşan kalabalıklar nezdinde iç edilmesi. Yücel’in şiiri, şeyler ve...
GÜRSOYTRAK’IN RESİMLERİNDE YOKSULLUK VE GÜÇ
Tabii, öncelikle belirtmem gerekir ki burada güç, gündelik dilimizdeki zor tekeline sahip, güçlü, muktedir manasında. Spinoza’nın kelimeye conatus sözcüğüyle kattığı özgül anlamdan da, Foucault’nun iktidar kelimesine verdiği gri ve oylumlu anlatımdan da bir anlamda farklı. Ya da belki, ikisiyle de bir anlamda kesişiyor, bir arada yeşeriyor. Bu anlamda güç, doğanın asgarisinden ve yapıp ettiklerinden “fazla”...
Panoptikondan Kaçış: İzlenmeden Görsel Failliğe
Mevcut kontrol toplumlarının evriminin tamamlandığı ve katı yasaklamalar (juridico-legal) ve eylem tanımları (disiplin) üzerinden şekillenen toplumsal terbiyenin, nihayetinde teknolojinin verdiği nimetlere dayalı izleme ve yönetimsellik aşamasına devrolmasının bir virüs (Corona) aracılığıyla icraya yöneldiği bir andayız. Aslında Michel Foucault ve ardılı pek çok düşünür, Mayıs 68’le beraber kapalı disiplin toplumlarının şaşaalı çözülüşünü ilan etmişler ve gelmekte...
İnsansı Olmayan Robotlar Üzerine
Sartre Sözcükler’de Raphael’in çocukluğundan bahis açtığında, şöyle bir anektod kaydeder: Büyük ressam Papa’yla henüz bir çocukken tanıştırılır. Ona Papa hakkında ne düşündüğü sorulduğunda, şu cevabı verir: Ne papası, ben sadece renkler gördüm. Bu anektod, aslında bütün bir Rönesans epistemesinin kaynama noktasıdır: ampirik temeller, fallik gösterenle karşılaştığında büyülenir. Kısaca, Rönesans ressamlarına atfedilen homoseksüelliğin temelinde fallusla kurulan...
Marina Abramovic ve Türkiye Sanatının Balkanizasyonu
Balkanizasyon, esasen politik terminolojide Sovyetler Bloğunun ve Yugoslavya’nın çözülüşünden sonra, 1990larda ortaya çıkan kim kime dum duma durumu açıklamak için kullanılıyor. Sırplar, Arnavutlar, Boşnaklar ve Türkler olarak ayrılan bu yeni coğrafyada, mikro-milliyetçilikler üzerinden birbirini doğramaya hazır bekleyen azınlıkların içerisine düştüğü durumu, bir fail üzerinden dillendiriyor bu terim: kısacası, IMF ve NATO tarafından bir bölgenin Balkanlaştırılması...
NASIL AVANGARD OLUNUR?
Bir düşünce edimi olarak öncülüğü nasıl konumlandırmalı? Avangard’ın olmak ve eylemek arasında tesis etmeye çalıştığı bağı bugün nasıl düşünmeli? Bir düşünme ve eyleme pratiği olarak avangard sanat günümüze ne gibi tümceler fısıldıyor? Bu yazının araştırmaya koyulacağı sorulardan birkaçı, bunlar olacak. Amacım belli türden yanıtları askıya asmaktan ziyade, bir yöntem tartışması olarak bu konuyu masaya yatırmak....
Berger’ın Picasso’su: Bir Eleştirel Eleştiri Vakası
John Berger 20. yüzyılın önemli dönemeçlerinde aldığı doğru eleştirel tavırlarla biliniyor. Arkasında sanat eleştirisi, öykü, roman ve mütevazı şiir ve denemelerden oluşan önemli bir külliyat bıraktı. Görme Biçimleri adı eseri sanat tarihine eleştirel bir bakış geliştirmek için hala arada bir takılması gereken gözlüklerden. Ancak yazarın hiç bir eseri Picasso’nun yapıtları üzerine yazdığı “Picasso’nun Başarısı ve...
Muzaffer Oruçoğlu: Tarihsel Sosyalizmin Huzursuzluğu
Oruçoğlu’nun biyografisini bilen biliyor, ancak yine de kısa bir değinide bulunalım. TİKKO’nun İbrahim Kaypakkaya’yla beraber kurucularından olan Muzaffer Oruçoğlu, uzun cezaevi yıllarından sonra soluğu önce Avrupa, ardından Avusturalya’da alıyor ve resim pratiğine kendi tabiriyle “geri dönüyor”. Bugün neden siyasetle aktif olarak ilgilenmediği sorulduğunda verdiği cevap basit: Zaten sosyalist siyasetle de sanat aracılığıyla ilgilenmeye başladığını ifade...
Materyalizmden Sonra Sanat – II: Sanatta Realizmin Doğuşu
Gustave Courbet’nin ilk bağımsızlar sergisinin üzerinden 150 seneden fazla zaman geçmiş bulunuyor. O günden bu yana kimi aksadığı dönemler hariç hemen her sene yapılan bağımsızlar sergilerine(Salon des Independants) ve o sergilerde ortaya konan pratiklere bakmak, Akademinin görünmez elinin kimi imperatifler aracılığıyla kültür üzerindeki denetimi bugün daha fazla serbestiyet arz etse de, hala önem arz ediyor....









