Ana Sayfa Josef Kılçıksız

Yazar: Josef Kılçıksız

Yazı
Paris’te Bir Kırmızı Çadır

Paris’te Bir Kırmızı Çadır

Cehennemde dolanan Dante’nin oranın sakinlerinden Guido da Montefeltro ile konuşmasına benzetiyorum İdris’le diyaloğumuzu. Cehennem dediğiniz, Saint-Germain-des-Prés ile Porte de la Chapelle’in viyadük altları arasında kurulan çadırların gerilimli ilişkisi. Yola çıkmadan önce gözüm, odamın duvarında asılı duran Beckett’in bakışına kayıyor; hiçliğin, absürt ile suç ortaklığı arasındaki karanlık eşiğine kayıyor. Dünya, neyse ne: geniş, engebeli, düz, çölümsü,...

Yazı
André Breton’un Epileptik Aşkının Peşinde

André Breton’un Epileptik Aşkının Peşinde

L’Amour Fou (Çılgın Aşk), roman gibi okunan bir anı kitabı. Deneme ile roman arasında bir yerde, tıpkı aşkın kendisi gibi, kontrol edilemez bir karmaşanın içinde yönsüz. Eser, mutlak aşka yönelik bir yakarış gibi. Psikanalitik teoriden etkilenme çok bariz. Sarsıcı bir güzellik arayışında Eros’u temel ilke olarak ele alan birinin, arzu karşısında imgelerinin patlaması. Eros’u temel...

Yazı
Proust’ta Belleğin Hiper-Nesneleri

Proust’ta Belleğin Hiper-Nesneleri

Hatıra, bir tür büyüdür; zamanı durdurur, ama aynı zamanda onu bozar. Kelimelerin tam olarak yakalayamadığı bir şeyi hatırlamak, nereden bakarsanız, bir meydan okuma. Bu meydan okumayı göğüslemek için bir nesneye ihtiyaç var; geçmişi bugüne bağlayan kurtarıcı bir imgeye ihtiyaç var. Çünkü geçmişin belleğe kaydedilebilmesi, ancak parçaları bir araya getiren, onları örüp bağlayan bir hiper-nesneyle mümkün....

Yazı
Virginia Woolf: Kimseyi Esirgemez Bu Dalgalar

Virginia Woolf: Kimseyi Esirgemez Bu Dalgalar

Virginia Woolf’un Dalgalar adlı romanı, altı bölümlük bir koral gibi kurgulanmış bir hikâye. Hikâye, Bernard, Louis, Neville, Suzanne, Rhoda ve Jinny’nin, ergenliğin başlangıcından orta yaşlara kadar süren hayat yolculuklarını, iç monologları aracılığıyla, bir tür uçuruma yerleştirmeyle, sonsuz derinliklere yapılan piklerle (mise en abyme)  aktarıyor. Bu karakterler albümü, ergenlikteki grup bağına özgü olan ve hem arkaik...

Yazı
Franco: İspanya’da Hafıza Savaşının Elli Yılı

Franco: İspanya’da Hafıza Savaşının Elli Yılı

Franco, otuz yılı aşkın bir süre İspanya’yı demir yumrukla yönetti. Başlangıçta, Atlantik kıyısındaki bu çelimsiz, ufak tefek çocuğun bir gün 20. Yüzyılın en uzun süre görev yapan faşist diktatörü olacağına dair hiçbir işaret bulunmuyordu. Francisco Franco, 4 Aralık 1892’de El Ferrol’da doğdu. Galiçya kıyı kasabasındaki hayat, Franco ailesinin hayatı gibi, donanmanın hakimiyeti altındaydı. Babası orada...

Yazı
Zihinden Sağ Çıkma Denemesi (Şiir)

Zihinden Sağ Çıkma Denemesi (Şiir)

Poseidon’un üç çatallı mızrağı saplansa bağrıma. Dalgaları, fırtınaları dizginlesem: kurtarsam denizle sınanan kayayı. Issız otogarlardan eve nasıl dönülür, göstersen bana. Sen konuştukça iyileşse susmaların etrafındaki yaralar. Kalbinden vurularak ölsem. Sağ çıkabilsem zihnimden.   Resim: Caspar David Friedrich  

Yazı
Nikaragua: Devrimin Ateş Nefesli Kalbi

Nikaragua: Devrimin Ateş Nefesli Kalbi

Nikaragua ateşten karanfillerin ülkesi. UNAN (Universidad Nacional Autónoma de Nicaragua) kampüsünde Che’nin duvar resmi: Ne zaman durulur çalkantısı deli gönlün? Bir devrim, insanları değiştirme, yeni bir dünyanın kavranması için eyleme geçme isteğinden doğar; aşk da öyle… Devrim ve aşk, her ikisi de sizi alışılmış sınırlar içinden sarsar; biri dünyayı, diğeri kalbinizi genişletir. Atatürk, Che, Mandela,...

Yazı
Kurdun Ayak İzleri: Romanya

Kurdun Ayak İzleri: Romanya

Romanya’ya H. Hesse’nin kurduna belki rastlarım umuduyla geldim. Romanya’daki Karpatlar, Avrupa’nın en büyük kurt sürülerinden birine ev sahipliği yapıyor. Karpatlar otel odasının penceresinden görünüyorlar: Kurt soyunun dağları. Bu dağların havası serttir ama ruhu diri tutar. Bir çekirdeğin içinde bir ormanın gizli olduğunu; her insanın içinde, çok uzun süre yalnız kaldığında, bir kurdun uluduğunu anlatırlar. Rüzgarla...

Yazı
Namibya: Çölün Metafiziği

Namibya: Çölün Metafiziği

Afrika sizi, doğanın hüküm sürdüğü, geleneklerin canlı olduğu bir dünyaya götüren bir rüya: kastettiğim, tabii ki Conrad’ın Afrika’sı değil. “Namib” ülkeye de adını veren bir çöl: yerel Nama dilinde “hiçbir şey olmayan yer” anlamına geliyor. Namibya’da çöl hiçbir haritada işaretli değil; çünkü kayboluş/ yitiklik mekânları, haritalarda işaretli olmazlar. Namibya’da çöl ile, dilsizliklerle, konuşan bir hikâye...

Yazı
Bir Anlam İnşa Etme Kılavuzu

Bir Anlam İnşa Etme Kılavuzu

Eninde sonunda düşecek olan taşı tekrar tekrar dağın zirvesine taşımanın ne anlamı var? Madem hepimiz 1,8 metrelik bir çukura gireceğiz, spor salonlarında acı çekmenin, katı diyetler yapmanın ne anlamı var? “Ne anlamı varcılık”, harekete geçmeye her kalkıştığınızda üzerinize yapışan bir kadercilik gibi. Camus, “varoluşta anlam aramayı bırakın” diyor. Ben bu önermeyi, “öyle yaşayınız ki varoluşunuz...