Erkekle kadın arasındaki ayrımın kıl bağlamında yetişkinlikteki ayırıcı toplamı sakal. Kadınlar sakal bıyık yekûnundan düşünecek olursak neredeyse çocuk. Tüysüzlük biraz da çocuk olmakla eşdeğer görülmüyor mu?
Sakallı kadınların yaşadığı toplumlar da var. Genel anlamda sakalın tarih içindeki serpilişine baktığımızda erkeklerle ilgili.
Berberliğin tarihi de sakalın bıyığın tarihi gibi sonsuz. Önlerinde beyaz önlük, kapılara dizilmiş ıslak havlular, içeri girince saran limon kolonyası kokusu… Havada uçuşan berber jargonu; “bi sinekkaydı çek… Bi kilo hafifledim… Sıhhatler olsun. Yeniden doğmuş gibi oldum…” Saç sakal bıyık gidince yerleşen anısızlık. Çocuk gibi içten içe sevinen… Belki her sakal gittiğinde yetişkini çocuklukla buluşturan… Belki o çocukluk haline geri dönüş. Saçın, sakalın, bıyığın elbirliği ile yüklediği o karışık mana sınıfından bi süre uzaklaşmak…
Zaman sakalda birikir. Bir günlük, iki günlük, bir haftalık… Giderek yıllar birbirine karışır salonda yuvarlanan yumak gibi kedinin ardından koştuğu…
Santim santim, saniye saniye birikir sakal…
…
“Saat yirmi birdi ve neydim
Bin dokuz yüz yirmi birdi ve neydim
-Bir göl ki çocukluğumdan beri içimde
Ve dibinde güneş açtıkça sırıtan
Üç kavas-“*…
“Sakalım yok ki sözüm dinlensin,” diye bir söz var. Öyleyse sakal özelinde kıl ile aramızda düşünsel bir bağ var… Belki dünyanın özgürlük, iyilik, sorumluluk bağlamında, sürekli yeniden yaratılışına benziyor; sakalın da insan gibi düşünceler gibi canlı oluşu. İnsanı canlandıran aklı; Saç sakal bıyık cansız görünseler de insanın canlılığını en çok gösteren şeyler… Bitki ile hayvan arası… Hem nesne hem canlı arası… Hem fiziki dünyaya ait hem canlı dünyaya… Ot biçilir, sakal kesilir… En cansız görünen yanlarımız olsalar da (deri ile bağlantı yerleri dışında ağrımadıkları için; bu yüzden sık sık kesebiliyoruz) canlılığımızı dış dünyada en çok gösteren yanımız… Uzayan, karışan, dolaşan, şekil alan kesilen… Kısacası bizim gibi yaşayan…
Sakal, saç, bıyık kuru görünen canlı ırmaklarımız. Düşüncelerimizin ırmakları. İnsanoğlu bu benzerliği fark etmiş olsa gerek saçına, sakalına, bıyığına düşünsel şekiller vermiş. Sakal da üst komşusu bıyık gibi şekline göre düşünceyi dünya görüşünü yansıtıyor. Top sakal, sivri sakal, kırçıl sakal, çember sakal, örgü sakal… Sarkık bıyık, pos bıyık, kaytan bıyık… Sakalı olanlar için ve sakalına karşı güçlü bir sevgi duyanlar için, rol gereği sakalını kesmek zorunda kalacaksa zor bir yerdir tiyatro… Demek ki sakal kimlik.
Saçı sakalı bakımsızlıktan ormana dönüşenler… İsimsiz soy isimsizler, sokak insanları, meçhul erkekler… Sakal biraz da kimsesizlik… Varoluşun içinde kaybolmak. Bakış yoksa sakal vardır; bakımsızlık sakal… İçine yerleşen tozu toprağı, haşereyi düşününce; zaman yığıntısı bir mekan. Hayatın akışında kalakalmak… Saçı sakalı birbirine karışmak… Peki kişisi nerede? Bizden daha canlı sakalımız. Öldükten sonra da sakal uzamaya devam eder. Günlerin hatırına belki de. Yaşadığımız günlerin. Sakal sarar, korur. Sıcak tutar. Soğukta kimsesizleri.
Birden italiğe düşmüş yazı. Yazının da sakalı çıkmış gibi.
Keyifli okumalar…
*Edip Cansever, Dökümcü Niko ve Arkadaşları


Bir Cevap Bırakın