* Bu şiiri bir kızılderili kadın, Mohawk dilindeki adı Tekahionwake olan, Pauline Johnson, ölmeden bir yıl önce 1912 yılında yazmıştır.
Pauline Johnson (1861-1913)
Pauline Johnson’un seçilen Mohawk adı, Tekahionwakedir okunuşu Dega-hî-yon-vagay). Mohawk dilindeki anlamı “çifte wampum`dur”. Wampum, Amerikan yerlilerinin deniz kabuklarından oluşturdukları silindirik tespih boncuklardır. Bu wampumları ziynet eşyası ya da para olarak kullanırlardı. Bu isim Pauline`e çok uymuştu, zira o da çifte bir hayat yaşadı.
Babasının bir Mohawk olması nedeni ile yasal olarak kızılderili olmasına rağmen, Pauline`in büyüdüğü Chiefswood büyük ölçüde yerli olmayan unsurlardan oluşuyordu. Chiefswood `Altı Ulus Rezervi`nde, ancak, Mohawkların yaşadığı yerlerden uzakta Büyük Nehir`in karşısındaydı. Yine de Pauline kendisini saf yerli olarak görüyordu. Hatta beyazları `solukbenizli` olarak adlandırıyordu. Pauline, birinci elden Mohawk kültürü tecrübesine sahip olmamasına ve yerli olmayan bir toplulukta, beyaz dünyaya uyum sağlayabilmesine rağmen, yerli kimliğini göstermek ihtiyacı hissediyordu.
“Ben bir yerliyim, ve amacım, sevincim ve gururum halkımın zaferlerini anlatmaktır. Dünyaya kahramanlığın ölçüsünü ve fiziki gücün standardını benim ırkım verdi. Bizim ırkımız öğretti dünyaya, başka isimlerle gizlenen açgözlülüğün suç olduğunu, ve bizim inancımızdı insana soysuzca yaşamamayı ve korkusuzca ölmeyi öğreten.” – Pauline Johnson
İnek Hırsızı
Sürüp dörtnala,
Hızla aşıp geldi bozkırı
Umutsuz atlılar;
Gördüler sonunda adamlarını,
Uzaklaşırken doğudaki
Cree kampının uzandığı yerden, Pamuk tarlalarının miller boyunca Irmağı perçemlediği.
Yanıldılar mı?
Asla!
Karıştırdılar mı
Meşhur Şef Kartalı?
Tüm göçmenlerin başbelası
O umutsuz İnek Hırsızı,
O rezil, korkusuz yerli, Tüm ovanın hakimi. O baskıncı, keşifçi Kasırga binici!
Ama sürdüler izini bozkırda
Hızlı ve sıkı, Ve gördüler sonunda adamlarını O İngiliz göçmenler.
Çevirip yönlerini çadırlara doğru,
Tutuşmuş Britanyalı kanlarıyla,
Çöktüler silahlarına,
Kan döküp,
Devirmek için avlarını;
Ama boşuna aradılar İnek Hırsızını,
Aslanın inini verdiği, Küfrettiler bir şeytan sürüsü gibi, Yalnızca kadınları görünce.
Tısladılar “ Sıvışmış korkak yerli,
Saklansın henüz vakit varken;
Gelecek yine gece, inek için,
Ama ödlek, karşımıza çıkamayacak kadar“
“Asla“ diyen kükredi pamuk tarlalarından
Şef Kartalın sesi;
Ve çıktı açığa, silahsız.
Bu muydu göz diktikleri av?
Kıtlıkla geçen elli yılın
Açlıktan ölecek kadar
Erittiği bu etsiz, yaşlı beden; Kanın sıcağıyla beslenmemiş Bu kırışık, esmer deri. Yemek görse parlayacak gözlerin Doldurduğu bu aç çukur.
Dönüp yaralı bir aslan gibi,
“Korkuyu bilmem“ dedi;
Buruşuk dudaklarından dökülen Cree dilindeki sözcüklerle.
“Dövüşeceğim sizinle, beyaz derililer,
Teker teker,
Hepinizi öldürünceye kadar “
Ama güçlükle duyuldu tehdidi,
Başının üzerinden
Bir metal yağmuru gibi
Akmadan önce kurşun misketler, Ve sıska, yaşlı yerli İnek Hırsızı Vurulup düştü yere.
Bir zafer çığlığı kopardı
İlenen göçmen korosu,
Ve çullandılar bir iblis sürüsü gibi Kıvranıp düşen bedene.
“Dilim dilim doğrayın şeytanı,
Bozkıra atın iskeletini;
Bırakın yesin kurtlar lanetli yerliyi,
O da bize aynını yapardı zaten.“
Yanıtladı onlarca el,
Onlarca bıçak parıldadı havada,
Ama ilk darbe
Kesildi bir kadının tuhaf, Vahşi çığlığıyla.
Ve atılıp ortaya
İnancı aşmış bir cesaretle,
Örttü cesedini İnek Hırsızı`nın
Battaniyesiyle;
Ve döküldü Cree sözcükleri
Kırışık dudaklarından;
“ Dokunmak için bu bedene
Beni çiğnemelisiniz önce.“
Biliyorlardı tahrik edilen bir yerli kadın Bulaşılmaması gereken bir kadındır.
Güç bela duydular çılgınca sayıklamasını
Bebekliğinden beri uğradığı
Haksızlıklara isyan eden;
“Geri durun, geri durun beyaz derililer,
Utancınıza değsin bu ölü adam;
Babamın ruhunu çaldınız ama,
Onun bedeni kaldı bana,
Onu öldürdünüz ama
Cüret etmeyin dokunmaya bu ölü bedene.
İlendiniz, ve İnek Hırsızı dediniz ona,
Ama ilk siz çaldınız onun ekmeğini
-Onu ve halkımı soydunuz- Bakın şimdi şu çökmüş surata, Size ve ırkınıza borçlu olduğumuz Çukurlaşmış açlığa.
Ne bıraktınız bize toprak diye, Av diye ne bıraktınız, Ne bıraktınız geldiğinizden beri Kötülük ve ilençten başka?
Ne ödediniz bize avlarımız için?
Toprağımız için ne ödediniz?
Ruhlarımızı, getirdiğiniz günahlardan
Arındıracak kitaptan başka, diğer elinizde. Asla anlamadığımız yeni dininizle Çekin gidin geldiğiniz yere.
Çalıyorsunuz bir yerlinin bedenini,
Ve yiyecekle alay ediyorsunuz ruhuyla.
Çekin gidin yeni dininizle ve bulun
– Eğer bulabilirseniz- Açlık çeken bir insandan yarattığınız En dürüst adamı.
Diyorsunuz ki sizin inekleriniz bizim değil,
Bizim etimiz değil, etleriniz;
Ne zaman yaşadığınız toprakların
Bedelini öderseniz bize,
Öderiz biz de yediğimiz etin bedelini.
Geri verin topraklarımızı ve yurdumuzu,
Geri verin avlayacağımız sürüleri;
Kürkleri geri verin, ve siz gelmeden Önce bizim olan ormanlarımızı; Bolluğu ve barışı geri verin.
Ve gelin yeni inancınızla,
Ve suçlayın, eğer cesaretiniz varsa, Onu hırsızlığa iten açlığı”
The Cattle Thief
They were coming across the prairie, they were galloping hard and fast;
For the eyes of those desperate riders had sighted their man at last—
Sighted him off to Eastward, where the Cree en- campment lay,
Where the cotton woods fringed the river, miles and miles away.
Mistake him? Never! Mistake him? the famous Eagle Chief!
That terror to all the settlers, that desperate Cattle
Thief—
That monstrous, fearless Indian, who lorded it over the plain,
Who thieved and raided, and scouted, who rode like a hurricane!
But they’ve tracked him across the prairie; they’ve followed him hard and fast;
For those desperate English settlers have sighted their man at last.
Up they wheeled to the tepees, all their British blood aflame,
Bent on bullets and bloodshed, bent on bringing down their game;
But they searched in vain for the Cattle Thief: that lion had left his lair,
And they cursed like a troop of demons—for the women alone were there.
“The sneaking Indian coward,” they hissed; “he hides while yet he can;
He’ll come in the night for cattle, but he’s scared to face a man.”
“Never!” and up from the cotton woods rang the voice of Eagle Chief;
And right out into the open stepped, unarmed, the Cattle Thief.
Was that the game they had coveted? Scarce fifty years had rolled
Over that fleshless, hungry frame, starved to the bone and old;
Over that wrinkled, tawny skin, unfed by the
warmth of blood.
Over those hungry, hollow eyes that glared for the sight of food.
He turned, like a hunted lion: “I know not fear,” said he;
And the words outleapt from his shrunken lips in the language of the Cree.
“I’ll fight you, white-skins, one by one, till I kill you all,” he said;
But the threat was scarcely uttered, ere a dozen balls of lead
Whizzed through the air about him like a shower of metal rain,
And the gaunt old Indian Cattle Thief dropped dead on the open plain.
And that band of cursing settlers gave one trium- phant yell,
And rushed like a pack of demons on the body that writhed and fell.
“Cut the fiend up into inches, throw his carcass on the plain;
Let the wolves eat the cursed Indian, he’d have treated us the same.”
A dozen hands responded, a dozen knives gleamed
high,
But the first stroke was arrested by a woman’s strange, wild cry.
And out into the open, with a courage past be-
lief,
She dashed, and spread her blanket o’er the corpse of the Cattle Thief;
And the words outleapt from her shrunken lips in the language of the Cree,
“If you mean to touch that body, you must cut your way through me.”
And that band of cursing settlers dropped back- ward one by one,
For they knew that an Indian woman roused, was a woman to let alone.
And then she raved in a frenzy that they scarcely understood,
Raved of the wrongs she had suffered since her earliest babyhood:
“Stand back, stand back, you white-skins, touch that dead man to your shame; You have stolen my father’s spirit, but his body I only claim.
You have killed him, but you shall not dare to touch him now he’s dead.
You have cursed, and called him a Cattle Thief, though you robbed him first of bread— Robbed him and robbed my people—look there, at that shrunken face,
Starved with a hollow hunger, we owe to you and your race.
What have you left to us of land, what have you left of game,
What have you brought but evil, and curses since you came?
How have you paid us for our game? how paid us for our land?
By a book, to save our souls from the sins you brought in your other hand. Go back with your new religion, we never have understood
Your robbing an Indian’s body, and mocking his soul with food.
Go back with your new religion, and find—if find you can—
The honest man you have ever made from out a starving man.
You say your cattle are not ours, your meat is not our meat;
When you pay for the land you live in, we’ll pay for the meat we eat.
Give back our land and our country, give back our herds of game;
Give back the furs and the forests that were ours before you came;
Give back the peace and the plenty. Then come with your new belief,
And blame, if you dare, the hunger that drove him to be a thief.”


Bir Cevap Bırakın