Ben de dâhil olmak üzere bazılarımız şu an Çin’in Wuhan şehrinde olmayı, post-apokaliptik bir film setini gerçekten deneyimlemeyi içten içe severdi. Şehrin boş sokakları tüketimci olmayan müsterih bir dünyanın imgesini temin ediyor. Haberlerin hepsinde koronavirüs var. Medya uzmanlığı taslamayacağım ama sormak istediğim bir soru var: Olgular nerede biter ve ideoloji nerede başlar? İlk bariz muamma:...
Son Yazılar:
Jean-Marc Veliscek: “Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.”
Seslerin Yerleştiği Konak: Edirne Müzik Müzesi
Kültürel Zeynalar ve Ninalar: Türkiye’deki Sinema ve Dizi Endüstrilerinde Teknik Alanda Yaratıcı Kadın Emeği
Cumartesi Anneleri ya da Masanın Altındaki Hayalet
Toprağın Altından Vitrine: Kazı Bilgisi Müzeye Ulaşabiliyor mu?
Ali Kazma’nın yeni kişisel sergisi “Oficios de la tinta [Mürekkep Zanaatları]”, Meksiko’daki Franz Mayer Müzesi’nde!
Genç Hitler‘in Viyana yılları
ÖTEKİ YEŞİLÇAM – UÇURUMDAKİ KADIN: TUHAF BİR ‘KENDİNE DÖNÜŞLÜ’ ZERRİN EGELİLER FİLMİ
Barnett Newman’ın Devrimi
Beat kuşağı ve Beatnikler hakkında 10 film
Osmanlı’da Bayramın Zarafeti: Bir Kartpostalın Anlattıkları
Göğün Altında (Şiir)
Bir Tiyatro Mirası: Antonin Artaud ve Bali Tiyatrosu
SENDEN YANA
BESBELLİ (ŞİİR)
Döngü (Şiir)
Leyla Qasim’a (Şiir)
Işıkla Yazan Yaprak: Işıkla Yazılan Fotoğraf
FİKRET MUALLA’NIN FİLMİNİ ÇEKMEK VE ANILAR…
Kategori: Kritik
Dişsiz Eleştiri, Yargısız Tanıtım
Eleştirinin dişlerinin hem keskinleştiği hem kesmezleştiği, dahası, kesatlaştığı günlerdeyiz. Daha sert ama daha az ikna edici yargılar her yerde. Oysa iyi bir kitap, film, albüm… eleştirisi az bulunan bir matah. Eleştiriyi keskinleştiren, sosyal ağların –özelde Twitter’ın– “ekonomik” dili. Az sayıda karakterle bir şeyler anlatmak isteyen insan, hele de bu kısıda içkin tembelliğe kendini kaptırmaya meyyalse,...
Karaçam Ormanı’nda ya da “Yaban 2.020”
Fatih Balkış’ın Karaçam Ormanı’nda adlı son romanının oldukça ilgi gördüğü söylenebilir. Bu ilginin bir sebebi kurgusunun ve dilinin gücüyse, diğerinin aydın-iktidar ilişkisini (yeniden, doğrudan ve sözünü sakınmadan) konu edinmesi olduğu su götürmez. Parantezin içindeki “doğrudan” ve “sözünü sakınmadan” nitelemelerine güçlü bir itiraz geleceğini zannetmiyorum. Fakat konunun özgünlüğünün üzerindeki “yeniden” örtüsünü biraz aralamakta yarar var. Elbette aydınların belirli...
“Bilinç”, “anlam” ve sevginin beşeri-politiği: Seviyorsanız savaşın
Homo sapiens’in evriminin bir noktasında gerçekleşen “bilişsel sıçrama”dan itibaren, insanların doğayla ve kendi aralarındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin yarattığı hislerin, değerlerin, kültürün ve fenomenlerin gelişim dinamiklerini, bu ilişkilerin diğer hayvanlarda olduğu gibi baskın biçimde üreme ve hayatta kalmada sağladığı avantajların yarattığı evrimsel mekanizmalarla açıklamak yetersizdir. İnsan, yalnızca biyolojik determinizmle veya salt “pragmatizm” çerçevesinde anlaşılamaz. İnsan,...
SAYGIN BİR KOMÜNİSTİN ANILARI
“YAYINA HAZIRLAYAN” TARAFINDAN NASIL BERBAT EDİLDİ? Zehra Kosova adı, Türkiye Komünist Partisi tarihinde saygın bir addır. Epey zamandır anılarını yazdığından söz ediliyordu. Birkaç yayınevi dolaştıktan sonra, en son, “İletişim Yayınları”nın yayın rezervinde bekletildiğini duymuştum. Nihayet geçen günlerde yayımlandı. (Zehra Kosova, Ben İşçiyim, Yayına Hazırlayan: Zihni T. Anadol, İletişim Yayınları, 168 sayfa, artı fotoğraf albümü.) Otantik...
Hödüklüğün altın çağı
Önce hacıağalık, görgüsüzlük vardı. Sonra uynık kerizlik ve zübüklük, sonra da hödüklük… Son günlerde dilime dolanmış durumda. Acaba ben mi takıntı haline getirdim diyorum kendi kendime. Dönüyorum dolaşıyorum, düşünürken, çalışırken, uyurken bu hödük kuşatmadan bir türlü kurtulamıyorum. Yaşadığım, gözlemlediğim her olayda, her davranışta bir hödüklük sırıtması, bir hödüklük gösterisi var sanki. Kaçış ne mümkün; hangi...
Torbadaki Netflix
Yerli internet platformlarında birkaç dizi izlesem de Netflix ile yakın geçmişe değin haşır neşir olmamıştım. Nedir ki birkaç ay önce bu illete ben de tutuldum. Şimdiden beş altı diziyi bütün sezonlarıyla beraber izledim. Sanırım bilanço giderek ağırlaşacak. Evvela lafımı esirgemeyip illet dedim çünkü Netflix illetin tam karşılığını veriyor. İnsan yakalandıysa sağalmayı dilediği, uzak durmaya çalıştığı...
Marina Abramovic ve Türkiye Sanatının Balkanizasyonu
Balkanizasyon, esasen politik terminolojide Sovyetler Bloğunun ve Yugoslavya’nın çözülüşünden sonra, 1990larda ortaya çıkan kim kime dum duma durumu açıklamak için kullanılıyor. Sırplar, Arnavutlar, Boşnaklar ve Türkler olarak ayrılan bu yeni coğrafyada, mikro-milliyetçilikler üzerinden birbirini doğramaya hazır bekleyen azınlıkların içerisine düştüğü durumu, bir fail üzerinden dillendiriyor bu terim: kısacası, IMF ve NATO tarafından bir bölgenin Balkanlaştırılması...
Rise of Empires: Ottoman- İmparatorluğun Doğuşu
Alisson Landsberg, Protez Bellek adını verdiği çalışmasında günümüzde kolektif belleğimizin “aracılı” bir şekilde medya, sinema gibi araçlar sayesinde oluştuğunu belirtmektedir. Bu bağlamda sinemanın en az tarih kitapları kadar geçmişin öğrenilmesinde ve tarih bilincimizin oluşmasında önemli bir rolü söz konusudur. Lakin, tarihçiler için tarihi filmler her zaman bir soru işareti olmuştur. Tarihçiler uzunca bir zaman, tarihi...
ESAT MAHMUT KARAKURT “AFRODİT DAVASI”NIN SAVUNMASINI HANGİ ADLİYEDE YAPTI?
“K” dergisini ilk sayısından itibaren düzenli olarak takip ettim. Ulusal ve uluslararası pek çok edebiyatçının bilmediğim, tanımadığım yönlerini ortaya çıkaran ilginç biyografilerdi en çok ilgimi çeken. 100’ncü sayı dolaylarında nedense bıraktım. Bir ara eksik sayılarını tamamlamaya heveslendim, sonra ondan da vazgeçtim. Taraf gazetesiyle birlikte verilen 144’ncü (3 Temmuz 2009) sayısı elime geçti. Kapağında “Esat Mahmut...









