TEN RENGI ÖZLEMEK. Yüksünmeden ve hatta kaçmadan tutunmaya çalıştım sevdana, yürüdüm kader çizgisinde, düşmedim, sarsılmadım bağrı yanık türkülere su verdim, gözlerimin pınarından sırılsıklam ıslandı düşlerim ten rengi özlemler kuşandım, küstürdüm mührü gamze olan gülüşlerimi, söylesene bu acuze yalnızlık ölmez mi? Gülüş Teke. Hayat kimilerine gümüş tepside sunulur kimileri bir gümüş tepsiyi düşünde bile göremez. Ne...
Son Yazılar:
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Sanat Eleştirisinde Üretken Yapay Zekâ Kullanımı
Görünür Olanın Ötesinde: İran Resim Geleneğinden Güneş Mehrnoosh Goodarzi’nin Ruhsal Evrenine
Fırtına Dindi: Kadir İnanır
Geç kalınmış gibi değil de, artık gerek kalmamış gibi NİHİL
Mesut Aşkın: Şiirin Soğuk Mevsimi ve Bir Hafıza Arkeolojisi
İçimdeki Yabancı – Geri Gelmemecesine Yitirdiklerimizden Baki Kalan Anılarımız
Yılmaz Kömürcü “Büyük Yalnızlık”la Geri Döndü
Çağdaş Sanatta Akışkan Form
Göz, Dil ve Sözcükler
Fotoğraf ve Felsefe
TOZAN ALKAN’IN ŞİİRİNDE HAFIZA, SİYASET, DİL VE KAYBEDENLERİN TARİHİ
Bozlu Art sonbaharı “Wabi-sabi” başlıklı yeni sergisiyle karşılıyor!
Asmalımescit-Tepebaşı-Şişhane Hattı: Bir Sanat Coğrafyasının 1990 Sonrası Dönüşümü
Yazar: Nesrin Aykaç
GÜVERCİNLER VE ZEYTİN DALLARI.
Güvercinler ve zeytin dalları dünya barışının en bilinen iki sembolüdür. 1948 yılında Pablo Picasso’nun bir kâğıt peçete üzerine çizdiği beyaz güvercin figürü ilk kez 1949’da Paris’te toplanan Enternasyonal Barış Konseyinin sembolü olarak kabul edilmiştir. Yıllar sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Eylül’ün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan eder, 2001’de o gün 21 Eylül Barış...
YILKI ATLARI…
Yılgın, yorgun ve bitkin, Terk edildiler kaderlerine, Bir adada tek başına yaşamaya ama yılkı içinde… Sözde özgürdüler, Dörtnala geldiler hayata, Adeta yaşadılar Gemsiz ve eğersiz, yalın, yalnız gittiler. Sahipsizlik ve sevgisizlikti kaderleri, Sevdiklerini yitirdiler, Bilemediler neden terk edildiklerini , O rüzgar gibi yelelerden sevgi sıcaklığı çoktan kayboldu. Yılkı atlarıydı onlar artık, Ne yaşayacak bir haz...
VAR GİT ÖLÜM…
Her ölüm ile farklı duygular yaşıyorum, bu duygularımın analizini yapmak alışkanlık haline geldi. Bazen en beklenmedik bir anda gelen ölüm haberine verdiğim tepkiyi anımsamaya çalışırım, acaba o andaki duygularım üzüntü müdür, yoksa aynı durumun başıma geleceğini düşünmekten duyduğum korku mudur? Ölüm korkusu ile üzüntüyü karıştırıyor olabilir miyim? Ne olduğuna bir türlü karar veremiyorum. Hiç ağlamadığım ölümler...



