Altın Portakal, şaşaalı törenlerin, after party’lerin, beş yıldızlı otellerde yapılan kutlamaların veya jüri başkanının konakladığı odanın büyüklüğünden ziyade, çağına tanıklık yapmaya çalışan sinemacıların özlemlerine tanıklık ettiği ve onlara selam durduğu ölçüde halkın festivali olmuştur. Altın Portakal sadece bir film festivali olmamıştır hiçbir zaman. Bu organizasyon, Türkiye’nin yarım asrı aşkın zaman boyunca sevinçlerine, hayal kırıklıklarına, düşüp...
Son Yazılar:
GENCO GÜLAN’DAN YENİ SERGİ: MÜZEDE GECE (Night at the Museum)
Bayram Gümüş’ün “Beşinci Mevsim” Sergisi 30 Nisan’da Kethüda Hamamı’nda Açılıyor
MAVİ IŞIĞIN OĞLU
ŞEHRİN HAFIZASINDA GEZİNEN SESLER: TAM O SIRADA İSTANBUL
AŞKIN KALBİNDEN TROYA’NIN KALBİNE AKIŞ PARADİGMASI
Zamanının Ötesinde Bir Devrimci Hareket: Gerrard Winstanley ve Kazıcılar (Diggers)
Elif Naci: Genç Cumhuriyetin Sanata Açılan Penceresi
FARELER VE İNSANLAR ÜZERİNE – İZMİR DEVLET TİYATROSU
Michel Onfray: Eleştirel Bir Okuma
Ercümend Kalmık Müzesi’nde Bir Kitap Sohbeti: “Ağaç Gölgesi” Cemre Öğün
Orada Olamadığı İçin “Burada” Olanlar!
GÖLLER KURUMASIN BALIKLAR ÖLMESİN ÇİNİ SERGİSİ İZMİR’DE
Algoritma Hasatçıları: Büyük Teknoloji Şirketleri Afrika’daki İşgücünü Nasıl Görünmez Kılıyor?
Uygarlığın Sınırları ve Kültürel Kötümserlik
HÜSEYİN YURTTAŞ: SUSKUNLUĞUN ONTOLOJİSİ-SAF ŞİİR VE VAROLUŞÇU İMGE
Taşın Şarkısı: Sessizlikten Sese
Hakan Tosun için Kadıköy’de anma ve basın özgürlüğü buluşması
Guga Contemporary’den Yeni Sergi: Orhan Onuk – Görünmeyenin Portresi
Mustafa Ağatekin’den Çember Sergisi Armoni’de
Kategori: Vizör
Haytanın İlmihali: LEE MARVIN
Lee Marvin, bilhassa 60’lı ve 70’li yıllarda parlayan, hakiki bir yalnız gezerdir. Zira sinemanın büyüsüne, beraberinde getirdiği şöhrete rağmen, tarihe kendi aklı ile yön verme ihtiyacına girmeksizin, yaptığını yalnızca içinden öyle geldiği için yapan biridir o. Kişi ne zaman kendi olur? Ruhsal yahut bedeni ihtiyaçlarını eksiksiz giderdiğinde mi? Yoksa ihtiyaç denen şeyin içeriğini bizzat belirlediğinde...
ESKİMEYECEK BİR FİLM: ‘Ve Yine Karşınızda’
Sawatzki’nin Adolf Hitler’e benzeyen adamı bulmasıyla işler çok başka bir boyuta varacaktır. Çünkü herkesin sadece Hitler’in taklidini yapan bir oyuncu olarak gördüğü bu adam, aslında Adolf Hitler’in ta kendisidir. Timur Vermes’in yazdığı ‘Er İst Weider Da’ adlı roman Eichborn Verlag tarafından 2012 yılında Almanya’da yayımlandı. Dünya tarihinin eli kanlı, acımasız lideri Adolf Hitler’i usta işi...
Bir Çağ Yangını, Bir Gurbet Yarası: “American Gods”
Amerikan sinema/televizyonculuğunun fantezi gibi “popcorn” bir türden bu yönde bir derinlik beklemesi zaman alacaktı. 2003 yılında HBO tarafından yayınlanan “Carnivale”, bugün “American Gods”n konuştuğu dile en yakınsayan en uzun soluklu proje olarak çekmektedir Geçtiğimiz mayıs-haziran aylarında seyirciyle buluşan “American Gods (Amerikan Tanrıları)” sekiz bölümlük kısa, tadımlık sezonuyla fantezisever seyirciler için hoş bir deneyim oldu. Dizideki...
İlyas Salman: Beyaz Perdede Mazlum, Gerçek hayatta Anti-Kahraman
Salman bizim hafızamızdır! O, gurbete gidip ‘Sarı Mersedes’le dönen, köyden kente göçen ve kandırılan, köyde işbirlikçi maraba tutulan, bir rüyayı andıran ‘büyükşehir’de ekmek kavgasına tutuşmuş ‘Anadolu portresidir’ İnsanımız, belki her toprağın ve her suyun insanı da hayatın, sinemada sınanacağını; ‘gerçeklik’ sınavına pek yalın bir biçimde tabi tutulacağını düşünebilir. Bir bakıma sinema, ‘kurgulanmış bütünsellik’ olarak yaşanmış...
Popüler Sinemanın “Yabancılar”la İmtihanı
Harry Bates’in “Farewell to the Master” adlı öyküsünden uyarlanan “The Day Earth Stood Steele / Uçan Dairenin Esrarı”, 50’lerde çokça konuşulan uzaylı kavramını ele almakla beraber, bu varlıkları ‘canavar’ ve ‘yok edici’ olarak tasvir eden örneklerden ayrılmasıyla önem kazanmaktaydı. Çoğu zaman nedensizce gelir, yakar-yıkar, yok etmeye çalışırlar… Hemen her seferinde ABD gibi bir kurtarıcı tarafından...
‘Yol’ Nasıl İsviçre Filmi Oldu?
İsviçre’nin en ünlü gazetesi Neue Zürcher Zeitung’un 11 Mayıs tarihli nüshasında sinema yazarı Christian Jungen yazmasaydı, haberimiz bile olmayacaktı! “İsviçre’nin tek Altın Palmiye kazanan filmi ‘Yol’ 70. Cannes Festivali’nde Klasikler bölümünde gösterilecek!” Nasıl yani? Kafanız benim gibi karıştı mı? O halde, işin aslını da merak ettiniz. Benim gibi! Yıllarca Türk sinemasının gururu olarak sahiplendiğimiz, bu...
Yaşasın “Tam Bağımsız” ve Gerçekten “Sanatsal” Sinemamız!
Taşradan başlamak üzere, devlet sanat galerilerinin ortadan kaldırılması; tiyatro, opera ve bale cephesinde yaşanan gelişmeler, ne söylediği anlaşılamayan “muhafazakâr sanat” kuramı (!) ve “tek sesli” iklimi hâkim kılma çabaları, yedinci sanattan da bağımsız değildir. Yeni Türkiye Sinemamızda devlet desteğiyle proje geliştirip, ortaya çıkan sonucu “bağımsız” olarak nitelendirme garabeti de vardır. Ülke insanına dair sosyolojik...







