Bundan 90 yıl önce, 31 Ocak 1929 tarihinde ilk kez basılan “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” romanı 20. yüzyılın Alman dilinde yazılmış en başarılı eseridir “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” romanı bundan 90 yıl önce 31 Ocak 1929’da yayımlandığında; 20. yüzyılın Almanca yazılmış en başarılı eseri olacağını ne yazarı Erich Maria Remarque ne...
Son Yazılar:
En Zararlı Varlık İnsana Karşı Benim Yoldaşım Yapay Zeka
BEYOĞLU’NDA 97 ETKİNLİKLE “MUAMMER KARACA TİYATRO BAYRAMI” BAŞLIYOR!
Algoritmik Kapitalizm: Savaş, Kaos ve Düğümler
Otonom’dan Yeni Kitap: Devrimin Neşesi
21. YÜZYILIN GERÇEKLİĞİNDE SANATIN ANLAMI
ZYGMUNT BAUMAN’IN AYNASINDA MODERN İNSANIN SESSİZ ESARETİ
Sanatın Eşiğinde: Bakmak, Anlamak ve Söz Almak
JOHN PERKINS VE ROGER CROWLEY YENİ KİTAPLARIYLA TÜRKİYE’YE GELİYOR
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Kıraathaneler, kültür ve aydınlar
Neden resme bakarız?
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
Kategori: Manşet
X KUŞAĞI
X kuşağı belirli bir yaş gurubunu tanımlamak için kullanılan bir kavram. Farklı değerlendirmelere göre ABD’de 1964-1977, 1961-1981, 1963-1978, 1965-1980 yılları arasında doğanlar ya da 1990’lı yıllarda yirmili yaşlarda olanlar X kuşağına dahil kabul ediliyor. X kuşağı bazen kayıp kuşak, ben kuşağı, on üçüncü kuşak, twenty-somethings (yirmili yaşlarında olan gençler) olarak da adlandırılıyor. İkinci dünya savaşı...
Onu hiç beklemiyorlardı!
Klasik Rus ressamları, nedense, eğer siz bilhassa peşlerine düşmemişseniz pek ortada görünmezler. Müzelere gidip tek tek ziyaret etmelisiniz, yoksa bir tesadüf haricinde ortaya çıkmayacaklardır. Niye böyledir sorusunun karşısına Batı’nın Kültürel Hegemonyası gibi bir kült yanıt hemencecik dikiliyor; biz, şimdi onunla uğraşamayız. Ağır mesele! Bu yazıda Rus resminin hârikalarını ¨al gözüm seyreyle¨ demesi varken, zikredilen sualin...
Jean-Paul Sartre: Seçimlerimizi ne ölçüde özgürce yaparız? (Video)
Fransız düşünür Jean-Paul Sartre, 1967 yılındaki söyleşisinde kendi hayatından ve seçimlerinden yola çıkarak seçimlerimizi ne ölçüde özgürce yaptığımızı anlatıyor. Çeviri: İlker Kocael http://twitter.com/ckonusmalar
Kübizm ve Fütürizmden Süprematizme: Resimde Yeni Gerçekçilik
Tablolarda yalnız doğanın küçük köşelerini, Meryem Anaları ve edepsiz Venüsleri gören zihinlerin bu alışkanlıklarının ortadan kaybolması ile saf, yaşayan bir sanat eserine tanıklık edebiliriz. Kendimi formun yokluğunda dönüştürdüm ve akademik sanatın saçmalık dolu havuzundan dışarı attım. Ufuk yüzüğünü yok ettim ve şeylerin çemberinden kaçtım; sanatçıyı ve doğanın formlarını sınırlayan ufuk-yüzüğünü yok ettim. Daha yeni, yepyeni...
Black Miror: Hiçbir Şey Doğru Değil Ama Her Şey Aynı!
David Cronenberg’in Beat akımının önemli temsilcilerinden William S. Burroughs’un aynı adlı eserinden uyarladığı Naked Lunch filmi “hiçbir şey doğru değil, her şey serbest” ifadesiyle açılır. Bu ifade aynı zamanda Hasan Sabbah’ın tarikat üyeleri üzerinde kurduğu hakimiyete de atfedilir. Öyle ki Assassin’s Creed oyunu bu sözü slogan olarak benimsemiştir. Hasan Sabbah’ın ve Haşhaşilerinin batı kültürünü etkilediği,...
Şiirsel Algıya Kalan Uçucu Miras: Walter Benjamin
HARİKULÂDE çevirisinin yadsınamaz katkısı bir yana, “Şiir”in üzerinizde bıraktığı etkiyi tam anlamıyla kavrayabilmeniz için yılların geçmesi gerekebilir. Hele de, anlamı hor görüp imgenin tehlikeli, teklifsiz, bir o kadar da yaşatıcı boşluğunda salınmayı, sadece ve sadece deneyimlerden medet ummayı yeğleyen bir okursanız, “Şiir”deki imgenin mutlak anlamına devrilip sizi ne vakit kurşunlayacağı hiç belli olmaz. Açıp açıp...
CHUCK PALAHNIUK: KADERİMİZ DİBE VURMAK!
Chuck Palahniuk, hiç tartışmasız, günümüz edebiyat âleminin en usta kalemlerinden biri. Çağdaş edebiyatın ayrıksı yazarlar klasmanında yer tutan Palahniuk, modern toplum yapısının bireyleri sürüklediği nevrotik ruh halini ifade etmekte ziyadesiyle yetenekli. Dövüş Kulübü’nden Tıkanma’ya, Tekinsiz’den Gösteri Peygamberi’ne bütün romanlarında, tüketim toplumu normlarına, hâkim kültürel kodlara karşı siyaseten doğruculuk yaklaşımının yakınından bile geçmediği yaratıcı isyanlar kurgulamasıyla...
Üç Rengin Esaretinde Cinnet ve Climax
Gaspar Noe’nin neredeyse tek mekânda, müzik-dans eşliğinde geçen ve uyuşturucu etkisiyle yaşanmış toplu bir cinnet vakasını gösteriye dönüştüren Climax, yönetmenin tam anlamıyla imzasını taşıyor. Film kışkırtıyor, hem seyircinin hem seyrin sınırlarını zorluyor ve elbette siyasal eleştiriler taşıyor. Climax’e geçmeden Noe’nin niçin “haylaz” sıfatıyla anıldığını kısaca hatırlamakta fayda var. Arjantin doğumlu yönetmen, özgün sinema dilini yaratırken...
BİR BELGESELİN ANATOMİSİ: ÇİRKİN KRAL EFSANESİ
Kendi deyişiyle “hayatın mutlu olma şansı vermediği”, bu toprakların yetiştirdiği en önemli sanatçılardan Yılmaz Güney, yokluğunun ardından geçen onca yıla karşın yaşamayı sürdürüyor. Öncelikle belirtilmeli ki; onu bugünlere ve yarına taşıyan unsurları ele alacak sağlıklı bir kültürel / siyasal değerlendirme (örneğin bir belgesel), 60’ların sinema sektörüne ve Yeşilçam’a genel bir bakışı, dönemin siyasal birikimini ve...









