Yorgun atlar duruyor şehrin üstünde, bir hikaye besteliyorlar mırıldanıp üstümüzde bir şeyler olmalı bir şeyler yaşanmalı bir şeylerin anlamsızlığı ile. Her şeyi yok etmeden önceydi, kalbimdeki radyo cızırtsını düzeltmeden önce, doğru frekansı kaybettikten hemen sonra. Televizyonların salya sümük taklit yapıp asıllarını becerdiği günlerdi. Seni özlüyor olmamın garip olmadığı geceler ve şikayet iniltileri. Kozmik blues, uzay...
Son Yazılar:
Elliler Apartmanı: Öykünün ve Şiirin Yeniden İnşası Üzerine
Hasan Sarıtaş Gallery Sergi: COMMON GROUND
Sanat ve Ölümsüzlük Arzusu: Gılgamış Destanı Üzerine Felsefi Bir Deneme
11. Hitay Vakfı Sanat Yarışması Kazananları Belli Oldu
Teknofeodalizm: Kapitalizmi Öldüren Neydi?
Çatışan Laiklik Anlayışları Arasında Daralan Laiklik Ufku
Aşı Yarası
Odysseus ve Sisyphos’un “Korkunç İşkence”si
TOMITA: BİR JAPON MÜZİK DEHASI
TÜRK SANAT PİYASASINDA ELEŞTİRİNİN ÖLÜMÜ
YAPAY ZEKA FİLM YAPIMLARINDA
Frank Zappa: Sosyo-Politik Hicvin Bestecisi
TEKNİĞİN GÖLGESİNDE RUH ARAYIŞI: YARATICILIKSIZ SANATÇILIK
Doğanın Kanı, Şairin Mürekkebi: Kökler ve Kemikler
Hayatın Kıyısında Durmak: Erdost Akbaba’nın Neredeyse Romanı
Bodrum Golf Club’ta Ayla Turan ve Kemal Tufan’ın Heykel Sergisi Sanatseverlerle Buluştu.
EKSANAT 3. Seçki Çıktı!
Nizameddin Pirinççioğlu: Fotoğraf, Mezopotamya’nın Hafızasını Geleceğe Taşıyan Bir Tanıklıktır
Nihat Özdal’ın Bulut / Haiku Kitabı
Kategori: Litera
Elveda Cumhuriyet (Şiir)
bir yokuşu çıkıp gelmiştim köşkün arka bahçesindeydi cumhuriyet kalbimde gençliğin şelalesi kızıl mı kızıl gözlerim çiçekler açıyordu esrik cümleler sardım boynuma fular gibi atkı gibi günler artı günler orda yıllarca kelimeleri ovdum gözlerimin feri içimin ağrıyan yerlerini ovdum sorsalar (kim kimin kalbine eğilerek ne sormuş ki şimdiye kadar) sorsalar hayatımda tashih olmasın diye musahhih oldum...
Cumartesi Şarabı
Renkli arabalar geçiyor şehrin üstünden gürültüsüz ve insansız … Kendimsiz kalıyorum kedisiz… Garip bir yüzyıl bu, renksiz! Bir odada oturuyorsun; kahverengi bir odada, at kuyruklu kanatsız ve uçabilen bir odada. Hiçbir yerde değilken görebiliyorum seni, yanıma -sesini elindeki şişeye doldurup- geliyorsun. Sen gelene kadar defalarca unutup hatırlıyorum seni. Yeniden şimdiki gibi. Yanımdasın bir yüzyıl sona...
DEVAMSIZLIK (öykü)
Beni nehrin öbür yakasından getirdiler. Çocuklarla iddiaya tutuşmuştum. Onlara, nehri bir yakasından diğer yakasına yüzerek geçeceğimi söylemiş, ancak bunu yaptığımda tekrar aynı şekilde geri dönmekten korkmuştum. Öğle güneşinin altında karşı kıyada feryatlarım dört bir yanı doldururken öylece çırılçıplak kalakalmıştım ki adamlardan biri yüzerek gelmiş ve beni geri götürmüştü. Sonra da “Lan orospu çocuğu, ben senin...
ANI (Şiir)
ANI Muhammed Şahab’dı adı Ataları göçebe emirlerdi yurdu yuvası yok diye kendi canına kıydı Tutkundu Fransa’ya adını değiştirmiş Marcel olmuştu ama Fransız değildi ve artık oturamazdı atalarının kahve yudumlanarak Kur’an dinlenen çadırlarında Söyleyemezdi artık türküsünü bırakılmışlığının Otelci kadınla ben yürüdük arkasından soluk bir yokuştan aşağı Paris’te kaldığımız Carmes Sokağı’nın 5 numarasından Ivry mezarlığında yatıyor şimdi...
Palyaçonun Taklası
Heinrich Böll’ün Palyaço’su 1960’ların Almanya’sında geçiyor. Nazi rejimi ve 2. Dünya savaşının yarattığı travmayla insanların nasıl ikiyüzlü bir biçimde yüzleştiğini eser gözler önüne seriyor. Pantomimci palyaço Hans Schneider’in sevgilisi Marie’den ayrılmasının ana nedeni Marie’nın çocuğunu Katolik geleneklerine göre yetiştirmek için Schneider’la sözleşme yapmak istemesi. Schneider ise çocuğunu Katolik terbiyesiyle yetiştirmek adına böyle bir sözleşme...
İngilize Savaş Kılavuzu
İkinci Dünya Savaşının pek çok veçhesi ve çehresi var. Neresinden tutarsanız üzerine söylenecek şey bulursunuz. İsterseniz, mesela, çocuk pedagojisini bu savaşa bağlayabilir, dilerseniz terzilik sanatı ve İngiliz kumaşı meselesini dahi ilintilendirirsiniz; kim ne karışır, yazmaya bağlıdır… Diyelim ki, geçenlerde 75.yıldönümü kutlanmış, D-Day adıyla bilinen Normandiya Çıkartmasının Hollywood Sinemasına uzanan etkisini bile uzun uzadıya ele alması...
Coğrafya Ya Da Olmayanın Dersi
Rüzgâr, masamın üstündekileri uçurmasaydı, ağaçların dallarına aklımı vurmasaydı eğer, sana içinden hiç geçmediğimiz yazıdan bahsedecektim; alında, pencere buğusunda, herhangi birinin günlüğünde, duvarda, mukadderat diye geçiştirilip üzerinde durulmayanda ya da, ama içinde olmadığımız yazıdan bahsedecektim sana. Gözlerine denk düşmedikçe, sana dokunmadıkça, silinen yazıdan. Aramızdaki uzaklık büyüdükçe başkalarına biriktiğin kelimelerle, içinde olduğun cümlelerden de bahsedecektim. Adının geçtiği...
Evcil (Şiir)
Bırakıp beni gidişini hatırlamıyorum. Uzak uzak uzak bu dağ yamacına kadar susmanı, Yıldızların uğultusunu, öğrenememiştim henüz. Ormanın arzusundan kendine kıyan bulutların, kirli bir derede yüzen kuşların, gökyüzünü unuttuğunu bilmiyordum. Şubat günlerinden kopup gelen çığın canımı bağışlamasını, Titreye titreye sığındığım ve durmadan seni anlattığım mağaranın, yalnızlığımı alışını yaşamamıştım. “Umut etmek için unutmak gerek” dedi her şeyi...
A PALIMPSTESTIAN TOUCH ON THE TEXTS OF PRISONAR POET AND AUTHOR GÜRAY ÖZ
When you start reading a book, sometimes, you feel that it calls another book. That’s was the case while I was reading “Hala Şafakta Geliyorlar Angela” (They Are Still Coming At Dawn Angela) which is composed of Güray Öz’s essays and his poetry book “kurumuş gül ağacı” (Dead Rosewood). Öz’s books, who has experienced both...









