O gün İstanbul’da bir koku vardı. Kötü, pis bir koku. Karaya varmamıştık henüz. Denizin ortasındaydık. İki kıtanın arasında. Hava güzel, güneşliydi. Gemi hayli kalabalıktı. Yanlardaki tek sıralı tahta oturaklı yerler dahil olmak üzere üç kattaki bütün iç ve dış alanlar insandan geçilmiyordu. Geminin o her zamanki temkinli süratine eşlik eden rüzgâr, yolcuların yüzlerinde hoş bir...
Son Yazılar:
Kübizm ve Görsel Beyin
Lula’nın Dijital Zaferi: Egemenlere Dil Çıkarmak!
Akvaryum (Öykü)
Devrinin Adamı – Bir işbirlikçinin ‘nötr’ portresi
Köklerden Sahneye Bir Keman Virtüözü: Maristella Patuzzi ile Söyleşi
MEHMET GÜNYELİ’DEN YENİ SERGİ “KADER DENİZİ” ANKARA’DA
Post-İnsan Çağında Sanatın Otonomisi
Justine Dupaquer: Essaouira Bir Enerjidir
G-Art Yeni Sergi: Konuşan Eller
Savaş Karşıtı Bir “Destan”: Troya Blues
Fredric Jameson ve Raymond Chandler: Tavizsiz Diyalektik
Yapay Zeka ve Wall Street Endişesi
Yuvanın Resmi
Serdar Koçak’ın Dilinde Egemenlik, Aidiyet ve Özgürlüğün İmkânsız Anatomisi
Adolf Hitler ve basın özgürlüğü!
Gece İlahisi (Şiir)
Seyyah (Şiir)
Marx ve Joyce: Paralel Evrenler
Kefaret – Savaş denen melanet üzerine düşündürücü bir film
Ana Sayfa
Ayşem Dur
