Ve orada kalmak hep… Ahh Selene! Seni giyecektim üzerime. Sonra da gidecektim. Soğukluklarda dinlenerek sürekli, sakin, “Selene” diyecektim. “Gölgeli yüzünü göstermiyorsun! Sakın yakın olmasın! Ve yapışkan. Karanlığa… Hem gölgelerini göremeyecek olanlar nereden bilsin, yapıştırdığını yüzünü karanlığa!.. Ah Selene! Sirenlerin eşliğinde… Pallas’ın büstünde daha önce kim oturdu?” (2) Ah Selene! Poe kovuyor beni izninizle. Çok kurcaladın beni...
Son Yazılar:
21. YÜZYILIN GERÇEKLİĞİNDE SANATIN ANLAMI
ZYGMUNT BAUMAN’IN AYNASINDA MODERN İNSANIN SESSİZ ESARETİ
Sanatın Eşiğinde: Bakmak, Anlamak ve Söz Almak
JOHN PERKINS VE ROGER CROWLEY YENİ KİTAPLARIYLA TÜRKİYE’YE GELİYOR
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Roman Sahnede Bilim Işıkçı: Bilişsel Edebiyat Eleştirisi Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Kıraathaneler, kültür ve aydınlar
Neden resme bakarız?
Plastik Dil, Estetik Donuklaşma ve Yaratıcılıksız Sanatçılık Üzerine
Anarşinin Maskeleri: Percy Shelley’den Triangle Fabrikası Yangınına Radikal Bir Şiir’in Tarihi
ŞEHRİ FOTOĞRAFLA BULUŞTURAN 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL 26 EYLÜL’DE BAŞLIYOR!
Cevat Çapan’ın Anılarında Özer Kabaş ve Zamanları
Levent Karataş’ın Melez Peri Kitabı Üzerine Bir Poetika ve Direniş Okuması
Haftanın Kitap Seçkisi
Yazar: Jale İris Gökçe
senhiçSİZoldunmu (şiir)
aklına geldikçe bu duvardaki resme bakarak ve nüktedân ve bir acâib-ül mahlûkat ve bir ara nağme peşrev anlayanlarçün ne nadide eserlerdir bunlar KIYMET siz allâme-î CİHÂN ol-san uzun bir aradan gayri tabii peşrevi GEÇ ve akabinde YOLDA cihân OLL _____ ERKAN KARAKİRAZ’IN YORUMU Jale İris Gökçe, senhiçSİZoldunmu başlığını verdiği şiirinde, eski söyleyişlerle yeni olanaklar inşa...
BİR ZAMANLAR OKURDUM
İyi mi kötü mü orasını hâlâ bilmiyorum:) Kalemi bırakmışken alayım… Süslü cümleler kurayım! Kırayım cümleleri, yeniden yapayım! Mahir de değilim aslında… Eee sonra? Okurum ben. Bazen de yazar. Çizerim aynı zamanda, insanları da… Eskilerin dediği gibi bir kalemde hem de! “Yamukluğa dayanamam!” Yazdan kalma beyaz ‘bukalemle’ yazmaya başladığımda, belki de hayatta en çok seni sevecektim....
“ANAÇ TAVUK SENDROMU” YA DA “BİR EVCİLİK OYUNU”
“Anaç Tavuk Sendromu” adlı bir yazıya oturdum. Bu Sendromdan muzdarib ama bunun farkında bile olmayan didaktik, baskın, erkek(!) ve dişi karakterlerle ilgili. Civcivleri de olan aynı zamanda. Ya da çevresindeki herkesi, özellikle partnerlerini civciv olarak gören. Laf aramızda vay o partnerlerin haline! Yıllardır yazacağım derim, hep aynı şey olur… Ama bu kez, bu Sendromu yazmalıyım!...
KENDİLİK BİLİNCİ YA DA SANATÇININ SORUMLULUĞU VE NE’LİĞİ ÜZERİNE
Hekimlik andı “yaşamımı insanlığın hizmetine adayacağıma” diye başlar ve devam eder : “Hastamın özerkliğine ve onuruna … İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime …” Bu gibi meslek alanları için kabul edilmiş etik kuralların sanat ve “sanatçı” için de geçerli olduğu üzerinde ise nedense hiç durulmaz: Ne Türkiye’de, ne de dünyada. Bundan dolayı gün geçmiyor...




