I
sarı bir gökkuşağıdır elleri
çatılardan sarkan bulutun
geçerken suyun aklına takılmış
yerini yadırgayan konuk
alışılmışın dışında bir hesap
ateşle yarışan otlarınki
çoklu ezgilerle söylenegelen
bir saygınlık var telaşlarında
külün ısrarı kime ve niçin
nereden çıktıysa şimdi
mırıldana mırıldana oyuyor
hızını sele kaptıran yağmur
ikiye ayrılmış ayva kokusunu
II
benim dedimse onun sesi
pencerelerle balkonun arasında
kafesinden kurtulmaya çalışan
bir kalbin oynak cümbüşü
diyeceği varmış gibi dünyaya
mevsim geçişlerinin aksaklığına
göz göze gelmeye pek hevesli
bir pazar sabahının sofrası
güneşi kamaştıran sarılık
söz açmanın sırası mı şimdi
turna bozlağı eşliğinde
uykulu kaldırım papatyalarına
dünyanın solgun haritalarından
III
sarı ama sapsarı elleri göğün
ilk kez görmüşüm gibi güldüm
van gogh’dan bana bulaşmış
aynaların yarı saydam çılgınlığı
hiç mi yer yok fal çiçeklerinde
geç sevip erken ayrılmanın sevabı
bu soru şimdilik dursun
bir koşu kendime döneceğim ben
kırık saplı bir fesleğen
gün boyu ağzında dolaştıran
rüzgarın soluğu sinmiş
kaçak sevişmelerine ölülerin
IV
kıyıları aşındırmaktan yorgun
bir ay tutuluyor avuçlarında
geceleri sabaha taşıyan lambaların
gölgesine kavuşmanın erinci
kedilerin gözlerinde çılgın bir sarı
bir gençlik hatası ilkyaz
etrafını dolanmaktan sarhoş
içine girmeden yaşanan rüya
akşamları dolu dizgin açılır
bir günah çiçeği gibi adımlar
yatıştırmak için açlığını
sıcak bir gövdenin ayazında
elinden tutup kaldırmalı
akmaktan utanmışsa zaman
ben ki başlamadan bitirdim
usul usul çağlayan bir şiiri
içimden sarı bir nehir geçiyor
serçe izleri dökülmüş alnıma
güzün dudakları değdi
V
sarı sapsarı tazeliğinde
bakışlara üşüşen sadelik
bir çılgınlık seansında
turfanda zamanı değil mevsimi
bir bukete sığan sevdalar
hakikatten daha hakiki
bir gelgit denizinin korsanı
benim gibi herkes kendi karasında
kırık dalgın temkinli
ayağımın bir tez öbürü küs
geç kalmanın gong sesi
içine çekilen bir kent gibi sızıyor
safrasını atamayan kalbime


Bir Cevap Bırakın