Dolayısıyla mesele aslında “seks filmlerinin” halkı “uyuşturucu” olması vb. değil sekse ilişkin olması!
Yeşilçam’da 1970’li yılların ikinci yarısında (1980 yılının ilk aylarına da uzanarak) yaşanmış olan “seks filmleri furyası” Yeşilçam-sonrası sinemamıza ilk olarak Osman Cavcı’nın yazıp Ahmet Çadırcı’nın yönettiği Renkli – Türkçe (1999) ile konu olmuştu. Renkli – Türkçe takriben 1990’larda yani 1999 yapımı bir film nezdinde “günümüzde” halen faaliyette olan bir seks filmleri sineması çalışanı (1990’larda ülkemizdeki sinemaların yaklaşık dörtte biri halen “seks filmleri” gösteren sinemalardı ve örneğin İstanbul Beyoğlu’ndaki Dilbazlar Sineması gibi bazılarında hala 1970’lerin Yeşilçam “seks filmleri” gösteriliyordu) ile geçmişteki furyanın yıldızlarından birinin ‘günümüzde’ kesişen öyküsünü perdeye getiriyordu. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Nilüfer Aydan’a En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü getirmekle birlikte sinemalarda son derece sınırlı ölçekte ve çok kısa süre vizyon yüzü görebilen Renkli – Türkçe hak ettiği ilgiyi göremeyen yerli yapımlardandır, üstelik Baba Zula imzalı dört dörtlük bir müzik kuşağına sahip olmasına karşın.
Yine Yeşilçam’daki “seks filmleri furyasını” konu alan, geçen yılki Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden başroldeki Yetkin Dikinciler’in kazandığı En İyi Erkek Oyuncu ödülü dahil üç ödülle dönen Parçalı Yıllar ise geçen Cuma nispeten yaygın ölçekte vizyona girdi. İsmi Cihan Demirci’nin Araya Parça Giren Yıllar (İnkılap K., 2004) adlı çalışmasından esinlenmiş izlenimi veren Parçalı Yıllar, Renkli – Türkçe’den farklı olarak ‘dönem filmi’ niteliğinde; Hasan Tolga Pulat’ın yazıp yönettiği film maddi sıkıntılar dolayısıyla “seks filmlerinde” oynamak durumunda kalan bir tiyatro oyuncusunun başına gelenleri perdeye getiriyor. Ali Poyrazoğlu, Bülent Kayabaş gibi dönemin önde gelen tiyatro oyuncuları gerçekten de “seks filmleri furyasının”, furya pornografiye dönüşünceye dek erkek yıldızları konumundaydılar ve Parçalı Yıllar’ın baş karakterinin Aytekin Aktaş adı çok bariz biçimde furyanın tiyatro kökenli bir diğer yıldızına, Aydemir Akbaş’a gönderme niteliği taşıyor.
Parçalı Yıllar, anlatısının giriş ve gelişme fasıllarında bir yandan son derece eğlenceli bir seyir sunarken aynı zamanda bu eğlenceli yüzeyin içine derinlemesine bir hüznü incelikli biçimde yedirmiş bir çalışma olarak akıyor. Bu hüzün, yaşamdaki ideali saygın tiyatro oyunlarında baş role layık görülmek olan ve hatta ülkedeki ekonomik kriz ortamında yardımsever bir komşusunun kendisine muhasebeci olarak iş verme önerisini dahi bu ideali uğruna reddeden orta yaşlarda bir oyuncunun önce hasbelkader daha sonra ise tam gaz furya oyunculuğuna girişine, eşinin kanser tedavisi görüyor oluşunun da kronikleştirdiği maddi sıkıntıların sebep olmasından kaynaklanıyor. Anadolu’da pavyonlarda kötü koşullarda çalışırken İstanbul’da “seks filmleri” yıldızı olarak nispeten daha iyi koşullarda yaşama ve bu arada çocuğuna daha iyi bakabilme şansını yakalayan genç bir kadının dokunaklı durumu da Parçalı Yıllar’a sinen hüzün duygusunu perçinliyor. Bu arada “seks filmleri” yapımcısının basın karşısına tiyatro kökenli Aytekin’le çıkmayı iyi bir reklam aracı olarak görürken pavyon kökenli kadın oyuncuyla beraber görünmekten imtina edişindeki iki yüzlülük ve riyakarlık da çok iyi işlenmiş.

Ancak Parçalı Yıllar’ın anlatısının giriş ve gelişme fasıllarında eğlenceli yüzeyin içine incelikli biçimde hüzün işlenmesi üzerinden çalışan anlatım sonlara doğru melodramatik bir anlatıma, adeta “acıklı” bir trajediye doğru dümen kırıyor. En sonunda film akla hayale gelebilecek en arabesk bir mizanseni çok şükür “sürpriz” bir gelişmeyle kadük bırakıp pozitif bir bağlamda öyküsünü tamamlıyor. Ama final arifesindeki melodramatik / “trajik” temsillerde sorunlu, en azından muallak yönelimler baş göstermiş ve geri alınmamış olarak kalıyorlar.

Parçalı Yıllar’ın sorunu ya da eksikliği, Aytekin’in “seks filmlerinde” oynamaktan duyduğu utancın bağlamının sorgulanmaması. Bir bireyin ideallerini yerine getiremeyerek istemediği bir iş tutmasının hüznünü, isterseniz trajedisini sergilemek başka bir şeydir, idealleri yerine tuttuğu işten utanç duymasının bağlamını sorgulamadan bu utancı yansıtmak ise bambaşka bir şey. Parçalı Yıllar aslında ilk yarısında “seks filmlerinde” oynadığı için onu kovan tiyatro yönetmenini (veya yöneticisini) anlayışsız bir tip olarak temsil ederken ve bu filmlerde küçük bir rol alan ileri yaşlardaki bir kadın oyuncunun (emektar oyuncu Bilge Şen bu rolde harika bir performans sergiliyor) Aytekin’i “çalıp çırpmıyoruz ki, işimizi yapıp ekmek paramızı kazanıyoruz” minvalinde rahatlatmaya çalışmasıyla karşı argümanı da sunarken son çeyreğinde ise “eşimin bu filmlerde oynamasından ziyade ölürüm daha iyi” (!) yaklaşımını ister istemez öne çıkarmış gibi oluyor.

Burada muradım “seks filmlerinin” halkı “uyuşturucu”, “gazını alıcı”, cinsiyetçi vb. olduğunu/olabileceğini yadsımak değil. Ancak Aytekin’in utanç duymasına sebep olan aslında düpedüz toplumsal baskı, Parçalı Yıllar da bu toplumsal baskıyı net biçimde yansıtıyor ama bu toplumsal baskının argümanlarını sorgulatmayınca bu toplumsal baskıyı sanki “idealleri terk etmemek gereğini” belki biraz sertçe vurgulamaktan ibaretmiş gibi normalleştiriyor, bu baskıdaki yüzeyselliği, riyakarlığı, çifte standartları sorgulatmıyor. Oysa halkı “uyuşturan” filmler “seks filmlerinden” ibaret değil, Yeşilçam’ın anaakım melodramları için de aynı şey söylenebilir, söylenmeli, hatta ana akım Yeşilçam melodramların “seks filmlerinden” çok daha cinsiyetçi olduğu dahi söylenebilir ama Aytekin en az “seks filmleri” kadar halkı “uyuşturucu”, en az onlar kadar cinsiyetçi ana akım melodramlarda rol almış olsa ne tiyatrodaki patronu, ne “solcu” evladı ne de başka kimse ona bu kadar sert tepki gösterip kendinden utanmasına sebep olmazdı… Dolayısıyla mesele aslında “seks filmlerinin” halkı “uyuşturucu” olması vb. değil sekse ilişkin olması!


Bir Cevap Bırakın