Kader tabletlerinin yılda bir defa
Güncellenebileceğine inandığım zamanlarda
yeni bir hayata nasıl başlanır,
eski bir bedenden nasıl çıkılır;
göksel merdivenlerle mi?
yoksa cismini aciz zihnimin anlayamayacağı,
zamanı ve mekânı aşabilen kutsal hayvanlarla mı?
orasını hiç kurcalamazdım,
sonuçta kural basitti: do ut des yani “ver ki vereyim”.
Sağlık karneme yazılan ilaçlar
bozdurulan alyans ile ödendiği gün büyüdüm;
sessiz, gösterişsiz, çalımsız bir biçimde.
yedi nokta dördün tam kırk beş saniye salladığı bir şehirde
başkalarının küçülen önlüklerinde büyüdüm.
uzun yahut kısa gelen önlükler,
naylondan ve boynu kesen yakalıklar
ve kırmızı bir leğende çamaşır suyuna yatırılıp
yeşil balkonun yeşil demirine bir karış uzaklıktaki,
yarısı soyulmuş paslı teli görünen çamaşır ipinde kurutulduktan sonra
yerde, -ancak asla geçiştirilmeden,
büyük bir ciddiyetle ütülenen,
okulda ve camide
her zaman cebimde taşıdığım beyaz bir mendil ile.
12–8 vardiyasına çift vasıta ile gitmek mi daha zordur
yoksa yaza denk gelen ramazanlar mı?
yıkılmış kentler;
yani veresiye defterleri, ödenmemiş faturalar,
kahvehane kumarbazı küçükçüler, torbacılar, fahişeler
ve henüz kaldırılmamış enkazlar.
Doğan her günün yorgunluğunu dolmuşlarda ve özel halk otobüslerinde,
ağızları haşlanmış yumurta ve gocukları tütün kokan işçiler arasında yaşamak,
yaşadım bir gün her şeyin son bulacağına inanarak.
Evrende her şey birbirini uzaktan çeker.
Dedem Gündoğdu, çakısına Aslan marka eğe seçerken
yeni, yepyeni bir şey fark ettim eskilerden:
bütün büyük günler ekimde hasat edilirmiş.
O günlerde
sedirden tahtlar da yıkılır,
lapis lazuli döşemeler de kırılırmış,
bütün bunları sonradan öğrendim.
Ben sabırsız değil, sabrı tükenmiş birisiyim.
evvela biriydim, sonradan tükendim.


Bir Cevap Bırakın