2025 bitmek üzere. Tam da şu günlerde yepyeni bir yıla girmeye hazırlanıyoruz. Yılbaşı, bu anlamda, geçmişle geleceğin ekvatoru gibi. Her birimiz farklı hayatlar içinden geçsek de, yılın devrildiği böyle zamanlarda ortak bir duyguda buluştuğumuzu düşünüyorum.
Geçmişi; üzerinde değişiklik yapamadığımız, geride kalmış bir zaman dilimi olarak düşünmeye meyilliyiz. Belki de o yüzden her yılın başında isteriz ki yeni yıl bize bambaşka güzellikler sunsun. Oysa bazı anlar, bazı hatıralar, hatta bazı ilişkiler; bugünün içinde sessizce- hatta kimi zaman oldukça seslice- yaşamayı sürdürür. Bellek, yalnızca geride bırakılan bir alan değil; bugünle yeniden kurduğumuz bir ilişkidir.
Ne kadar yıl devirirsek devirelim -bazen isteyerek, bazen de farkına varmadan- hatırlama eylemiyle her seferinde geçmişimizle yeniden karşılaşırız. Üstelik kaçınılmaz olan bu karşılaşma, her zaman bize iyi gelen bir yerden de gerçekleşmez. İşte tam da bu sebeple, geçmişimize dair bilinçli ve bize iyi bir yerden kurulan buluşmaları çok önemsiyorum.
Geçtiğimiz yılın son aylarında çalışmaları başlayan, yeni yılın Ocak ayında ise bir sergi ile vücut bulacak, Saint-Michel Fransız Lisesi’nde hayata geçirilen “Bellek: Kuşakların Diyaloğu” projesi; hem katılımcılarına hem de izleyicilerine, belleğin yeniden kurulabileceği tam da böyle bir alan açtı. Üstelik sanat aracılığıyla.

Adından da anlaşılacağı gibi; bellek, bu projede tek bir kişiye ait değil. Aksine anı, nesne ya da bilgi bir kişiye ait olduğu kadar; diyalog aracılığıyla bir başkasına temas ettiği anda çoğalıyor. Fikir annesi Güler Altındağ’ın yürüttüğü bu çalışmanın beni en çok etkileyen ve bu yazının içeriğini belirleyen de bu tarafı oldu: Belleğin tek yönlü aktarılmayıp, kuşaklar arasında dolaşması. Hatta sadece dolaşmakla da kalmayıp, farklı kuşaklar arasında köprü görevi gören sanatçılar aracılığıyla canlı bir sanat objesine dönüşmesi. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti belleğinde hiç de azımsanmayacak bir eğitim geçmişine sahip Saint-Michel Fransız Lisesi’nde okuyan öğrencilerle birlikte yürütülmesi.
“Bellek: Kuşakların Diyaloğu” projesine başladıkları gün Saint-Michel Fransız Lisesi’ndeydim. Duygularımı sosyal medyada birkaç görselle paylaştım ama bu yazı o karşılaşmanın belleğimde bıraktığı izlerin daha sakin bir kaydı olacak. Çünkü bazı karşılaşmalar kayda geçildiğinde anlamını tamamlar.
Saint-Michel Fransız Lisesi’ne adım attığım anda, İstanbul’u neden bu kadar çok sevdiğimi bir kez daha hatırladım. Her şeyden önce dokusu, ruhu ve geçmişiyle, insanı zamanın dışına çıkaran bir mekandaydım. Böyle bir yapının içinde, kuşaklar arası bellek aktarımını merkezine alan bir sanat projesine tanıklık etmek benim için oldukça kıymetliydi.
Güler Altındağ, projeyi bana ilk anlattığında; öğrencilerin, velilerin ve sanatçıların bir araya gelerek sanat üreteceği fikri bana zaten heyecan verici gelmişti. Projede yer alan sanatçılardan tanıdığım arkadaşlarım da olunca, bu karşılaşma benim için daha kişisel bir yere taşındı.

Okul bahçesine vardığımda; öğrenciler, veliler, sanatçılar ve yazarlar dahil olmak üzere, sürece tanıklık edecek herkesin birlikte beklediğini görmek beni şaşırttı. Açıkçası böyle bir kolektif başlangıç beklemiyordum. Herkes toplandıktan sonra proje için özel olarak hazırlanan, manzarasıyla insanın nefesini açan atölye alanına ilk kez hep birlikte çıktık. Hazırlık sınıfında okuyan öğrencilerin, aylardır okudukları okullarında daha önce görmedikleri bu mekâna çıkarken hissettikleri heyecana tanıklık etmiş oldum böylece.
Okul müdürünün açılış konuşması ve Güler Altındağ’ın projeyi anlatmasının ardından o gün 12 sanatçı; 12 veli (anne ya da baba) ve 12 öğrenci üçlü eşleştirmelerle tanıştılar. Ortak zaman dilimlerinde bir araya gelerek de aralarında kurdukları diyalog doğrultusunda üretim yaptılar. Süreç, yalnızca bir sergi hazırlığı değildi; birbirini dinlemeyi, birlikte düşünmeyi ve hatırlamayı içeren, nihayetinde de birlikte üretmekle son bulan canlı bir deneyimdi.

Sanatçı olarak Beksultan Oğuz, Beyza Boynudelik, Burçin Erdi, Coşkun Sami, Erkan Özdilek, François Garcia Panzani, Hakan Cingöz, Merih Yıldız, Saghar Daeiri, Seçil Büyükan, Sevim Arslan ve Şevket Sönmez’in katıldığı projenin üretim süreci geçtiğimiz ay tamamlandı. Katalog çekiminin olduğu gün okula bir kez daha gittim. Böylece üretilen eserleri henüz sergilenmeden görme şansım oldu. Hatta Hakan Cingöz’le denk gelince, kendisinden iki farklı kuşakla kurduğu ortak eşleşmeden doğan eserlerin tüm hikâyesini dinleme fırsatı da yakaladım. Üçlü diyaloglarla gerçekleştirdikleri aktarımlar sanat yoluyla öyle bir yol bulmuştu ki; insanlık tarihinin önemli figürü Jeanne D’arc, okul bahçesinde bulunan simgesel bir heykelden çıkıp, İstanbul’un göbeği sayılabilecek Haliç Metro durağında hepimizin karşılaşabileceği insanların arasına karışabilmişti. Her bir buluşmanın ayrı ayrı izini süremedim ama üst kuşağın belleği üzerinden gerçekleşen diğer diyaloglardan da kendine özgü hikayeler çıktığına eminim.
Şunu söyleyebilirim ki, sürecin benim için asıl çarpıcı yanı belleğin nasıl ele alındığıydı. Güler Altındağ aynı adlı projesini ilk olarak bir huzurevinde gerçekleştirmiş. İleri yaşdaki kişiler ile sanatçılar arasındaki aktarımın sanat eserlerine yansıtıldığı projenin ikinci ayağında, bu sefer farklı iki kuşak; Saint-Michel Fransız Lisesi çatısı altında daha geniş bir diyaloğa dönüştü. Belleğin kolektif bir paylaşıma evrildiği bu süreç, şimdi izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.
Saint-Michel Fransız Lisesi’nde gerçekleşen “Bellek: Kuşakların Diyaloğu” projesinin eserleri 5-18 Ocak 2026 tarihinde yine Saint-Michel Fransız Lisesi’nin içinde bulunan Jeanne D’Arc Salonu’nda sergilenecek. Tüm kuşaklarla orada buluşmak, geçmişten taşıdığımız belleklerimizle yepyeni diyaloglar oluşturmak dileğiyle.


Bir Cevap Bırakın