Gece (Şiir)

bugün

içim bana

bir dağdan geldi

ağaçlarını çizdi

akan yağmuru

eşiğinde durduğum

avuntuyu

 

dışımdaki zorluğun

geçmesini bekledim

zamanı sordum Tanrı’ya

yerin göğsünde büyüyen ağrıyı

ağacın ölümü giyinen

çıplaklığını

yaşamın kaçınılmaz

yalnızlığını

 

 

güller ülkesinde

bir gül

peçesini açtı

at kervanlarının taşıdığı

müjdeli haber oldun

meleğin

yeryüzünde belirdiği işaret

 

sessizliğin mavi taşlardan yapıldı

geçtiğin yollar boyunca

ardından

su döktü gök

 

 

dün gece rüyamdaydın

yıldızdan sır almıştı sesin

ölümün

varılan son kapı

olmadığını anlatıyordun

 

huzuru sonsuzlukla yan yana

 

inciri ve zeytini

aynı masala

iliştirir gibi kolaylıkla

 

dedem giderken

ayakkabılarını bırakmıştı bana

ayaklarıma bakıp

yollarımızın bir olduğunu

düşünerek uyuyordum

 

rüyası bitmeyen

bir gece kaldı

senden bana

 

 

içimde

sarsıldıkça kendine batan

gül taşıyorum

 

yağmaları için

bulutlarla konuşuyorum

duvarlarla

kağıtlarla

sessizliği öğreten kayıplarla

 

kendi odalarına çarpıp

yine kendi kalıyor insan

 

çocukken

Ay’a çok bakma

tutulursun demişti dedem

bir şeye çok bakmayı da

unutmam gerekiyor

 

unutmanın bir kapısı olsa da

geçip gitsem

içim sussaydı içime değenleri

unuturdum

 

 

hem direnmek

hem vazgeçmek için

tüm şartları hazırlıyorken yaşam

meçhul bir diyarın

yabancısı gibi hissettim

unutmaya çalışırken

hafızamın yanlış

yerlerini sildim

dünyaya misafir diye

koyulduğum yeri bulamadım

 

geceleri ruhunla konuştuğumdan

kardığın çöllerin rüzgarından

diktiğim kuyuların ağzından

haberin yok

 

uyandıktan sonra

neden o kadar

hızlı geçtiğini düşündüm

bir tuşu olsa da

yavaşlatsam yüzünü

bir tuşu olsa da

unutsam

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.