Akşam acılar yüklenmiş eve çıkan merdivenler buzlu kötü komşular kokuyor balkon İçimde bir apartman boşluğu göğsüme açılan pencereden gökteki yıldızlara tutunuyorum Bilmek istemenin ateşiyle büyük varlığın taklidini yapıyorum tanrıya yaklaştıkça artıyor paranoyam Ruhun yüzeyine çıkan anılarda geç serpilmiş bir esmer zamanı bükerek direniyor unutuşa Sabaha atlar ısmarlıyorum toprağın aileden sayıldığı yerlere...
Son Yazılar:
Entel, Entelektüel, Entelijansiya
ORHAN TAYLAN RESMİNDE BEDEN, BAKIŞ VE YABANCILAŞMA
19. YÜZYIL FRANSIZ SANATINDA GERÇEKÇİLİK VE GUSTAV COURBET
VE TANRI KADINI YARATTI: BRIGITTE BARDOT
“Estetik” Bir Yıl Sonu Yazısı
Demokratik Geleneğin Kırılganlığı: Furet–Tocqueville Okumasıyla Türkiye Deneyimi
Pierre Loti, Aziyadé ve İstanbul’un Sessiz Tanıkları
HOŞÇA KAL BREZİLYA
9. FETHİYE BELGESEL GÜNLERİ
Walter Benjamin’de Ütopik Mesihçilik
BÜYÜK BİR ÇARESİZLİĞİN VE ÖFKENİN FİLMİ HİND RAJAB’IN SESİ
GEÇMİŞ BUGÜNLE KONUŞUYOR
Tozan Alkan seçiciliğinde #eklitera Aralık Şiirleri
Lapis Lazuli (Şiir)
SAFRAN CÜMBÜŞÜ (ŞİİR)
Vouloir et Pouvoir (Şiir)
Çürümenin Estetiği: Lanetli Evin Hikâyesi
YAKINLIKTAN UZAK ADAM
Retorik İfade Özgürlüğünü Baltalayabilir mi?
Yazar: Esat Şenyuva
Çünkü çok şeydir yollarda olmak (Şiir)
Kara bir gölde yüzen kuğu gibiydin Toroslardan aşağı kendine bakınca Bütün baharları bir çuvala koyup taşımak istedin Yer incinmesin diye yavaş yürüyen adamlara Uzaklarda ışıyan bir köy gibi çocukluk Birbirini tamamlayan iki imgeydi dağlarla Ufukta kaybolan küçük bir noktaya döndü Kendine yüklediğin bütün ödevler İnsanlığın hâlâ nefes aldığı Zulümden kaçan köylerde Günbatımına ölülerin gölgesini asan...
KORİKOS KALESİNDE KAÇ AKŞAM (ŞİİR)
Kim sevdalanmışsa hayata ölünce bir yer açılacak göğün sofrasında Ben doyamadım yürüyen hiçbir ufka Korikos Kalesi’nin dibindeyim ağır, ağır ve kanlı katliamların ortasına kurdum şapelimi bu gece ihanetlerin şeceresini çıkarıyorum kanlı bir atlasın üzerinden yüzleşirken bile insanın yüzüne kan sıçradığı gerisin geri gelen ölülerden Sorulmayan hesapların defteri ufalanıyor avucunda zamanın unutuşla kesilmiş dili toprağın konuşmuyor...
Ölüm Girmiş Mülkümüze (Şiir)
Nemrut’un kızıl zirvesinde Panoramasına bakıyorum tarihin Bin kışı bir yaza teslim ediyor Sırların mührünü sökerken güneş Algı haritasında unutuşun boyası Sesten alfabeye dönüşüyor dilimde Dağları çileden çıkarıyor Tomurcuk gururuyla kalkan başım Üzerinde hayal bulutlarım Pınarından uzaklaşan suların Toprağa uzun bir sessizlik çiziyor Su dilini ögrenen gözlerim Akıp gidiyor tutmaya çalıştığımız Ur’dan, Horasan’dan, Nil’den… Kâhinlerin dalgınlığından...



