düştüm, sırçaydım, sırlı
bir periler halkasının son gümüş pulu
bir kahkaha çiçeği büyüttü beni
karnından ışıklar fışkıran
bir şebçerağ
benim de var mutluluk
ve mutsuzluk kristallerim
biri ak biri kara
iki dizginsiz kısrağım
ik’elim kande olsa
sen çağır ben yeterim
avucumdan suvarırım atımı
hû ile yederim
benim tilkilerimin kuyrukları birbirine değer
melek öpücükleri verir birbirine kuşlar
ciğer otunu tanırım, ciğerinizi bilirim
sabah çiyi toplarım güllerin üzerinden
kır zambakları, dağ laleleri, su tereleri
cebimde bir çay kaşığı pulsar
samanyollarında altın iğne ararım
romalılar çağında yaşasaydım
bir augur olurdum belki
ya da bir dişi şaman!
hamurun özündeyim, kasırganın gözünde
bütün suları ve surları geçiyorum işte
kuşlara danışmak iyidir dedem hesiodos’a göre
vurun simballeri, yakın ıştınları
kan ve şarap akmalı, ateş sönmemeli
yalnızca kurtlar mı ulur geceleri
aya karşı?
barbar sanatlarıdır aşk ve şiir
sevincini ve yasını gözlerinde taşıyan hayvanlar
bilir bunu
Resim: Şahin Paksoy


Bir Cevap Bırakın